Pazar günü benim için kara bir gündü. Çünkü sabah saatlerinde Orta okul birinci sınıfında arkadaşım olan, sonra gazeteci olarak meslektaşım ve zamanımızın büyük bölümünü birlikte geçirdiğimiz dert ortağım, dostum Orhan Çavuşoğlu’nu kaybettiğimiz haberini almıştım. Onun acısını iliklerime kadar hissederken, akşam geç saatlerde de yine uzun yıllardır çok iyi tanıdığım, ağabey olarak kabul ettiğim, bir Trabzonspor efsanesi Nizamettin Algan’ın ölüm haberinin sosyal medyaya düşüşüyle yüreğimin ezildiğini hissettim.
Nizamettin Ağabey’in (Algan) ismi çocukluğumuzda ve gençliğe girişimde belleklerimdeydi. Çünkü, O da diğer efsane başkan ve yöneticiler gibi Trabzonspor’un tarihi kimliklerinden biriydi, hem de en önde gelenlerinden… Bordo-Mavili kulübün ikinci kuruluşu 1967’ydi ve bu tarihte 34 yaşında olan Nizamettin Algan da, kurucu üye olarak tarihe adını yazdırmıştı. Kuruluşa imza atan 20 kişilik ekipten, yönetimde yer alan bir isim olarak da ilkleri yaşayanların başındaydı. Çok genç yaşta olmasına rağmen, uzlaşmacı ve pratik zekasıyla herkesi kısa sürede etkileyen Nizamettin Algan, kuruluş sancıları yaşanırken ve büyük kavgalar verilirken de yine uzlaşmadan ve bir İdmanocağı mensubu olarak birleşmeden yanaydı.
Nizamettin Algan, hem yönetim yeteneği, hem özverili tutumuyla birlikte sivrilen isimlerden biriydi. Bu nedenle de Trabzonspor’un 1975-94 yılları arasında Trabzonspor’un büyükler arasına adını yazdırdığı, şampiyonluklara ambargo koyduğu, Avrupa’da ses getirdiği ve Anadolu futbolunun devrimini yaptığı günlerde de hemen hemen hep yönetici, Genel Sekreter ya da Asbaşkan olarak elini taşın altına koyanlar arasındaydı. Kulübün ekonomik olarak neredeyse hiçbir geliri olmadığı dönemlerde sokaklarda teberru toplama peşinde koşanlar ve Trabzonspor’u kurda kuşa borçlu yapmamak için ter dökenler., hatta yüz kızartanlar arasındaydı. Çünkü onurlu bir insanın, Trabzonspor için bile olsa, başkalarından para istemesi gerçekten çok zordu.
TRABZONSPOR İÇİN EKONOMİK ZORLUĞA DÜŞEN DOKTOR
Ama Nizamettin Ağabey için Trabzonspor deyince akan sular dururdu. Kendisi diş doktoruydu. Maçka’nın yamaçlarından çıkıp, İstanbul’da Diş Hekimliği okuyup, doktor olarak Trabzon’a döndüğünde bir muayenehane açmıştı. İşleri çok iyiydi. Çünkü aynı zamanda başarılı bir diş doktoruydu. Benim de gazeteciliğe başladığım günlerde Kunduracılar Caddesi’ndeki muayenehaneye sık sık gider, kendisiyle röportajlar yapardım. Ama söz konusu Trabzonspor olunca doktorluk da ikinci plana düşmüştü. Kulüpte o kadar sorun vardı ki ve Nizamettin Algan da, Ziya Bey Sitesi’nde o kadar fazla zaman geçirmek zorunda kalıyordu ki, bazı günler muayenehanesine uğramıyordu bile… Tabii ki bu durum birçok hastasını kaybetmesine, müşterilerinin başka doktorlara gitmesine sebep olmuştu.
Doktor olmasına rağmen ekonomik sorunlar yaşayan her halde tek isimdi Nizamettin Algan… Çoluk çoğundan daha fazla zamanı ayırdığı kurumdu Trabzonspor… Kulübün hayati bir sorununu çözdüğünde kendisini dünyanın en bahtiyar ve zengin insanı gibi hissediyordu. Türkiye’de 12 Eylül Darbesinin fırtınalı günleriyle birlikte futbol kulüplerini yönetme biçimi de değişime uğramaya başlamıştı. Daha çok bir anda yüksek paralar kazanan müteahhitlerin egemenliği başlamıştı. Nizamettin Algan da bu dönemde yöneticilik serüvenine ara vermişti. Ekonomisi de kötüye gittiği için İbrahim Cevahir’in Libya’daki şantiyesinin başına geçmeyi ve çok sevdiği Trabzon’dan ayrılmayı bile kabul etmişti.
YILMAZ’LA BİR DÖNEM ZOR DAYANABİLMİŞTİ
Mehmet Ali Yılmaz başkandı ve Nizamettin Algan’ı asbaşkan yapmak istiyordu. Ancak ekonomisini tam düzeltemeyen Algan, Trabzon’a dönüp, yeniden yöneticilik için kolları sıvamayı göze alamıyordu. Bir de artık paranın gücünün egemen olduğu bir Trabzonspor patronluğu söz konusuydu. Ancak Yılmaz, güzel sözlerle ve büyük vaatlerle Algan’ı asbaşkan olmaya ikna etti. Hatta kendisine, “Dolgun maaşlı asbaşkan ol” dedi. Bunu kesin bir dille reddetti ama Mehmet Ali Yılmaz’ın, oğlunun bir işyeri açmasına yardımcı olmasına da zorunlu olarak ‘Evet’ demek zorunda kaldı. Bu olay içinde büyük bir yaraya da neden oldu. Çünkü onca yıl yaptığı hizmetler, özveriler, ekonomisinin felç olması, hayatını Trabzonspor’a adaması bir anda değerini sıfıra indirmiş, sürekli eleştirilen bir isim olmuştu. Algan sakin kişiliğiyle tüm eleştirileri göğüsledi ama Mehmet Ali Yılmaz gibi artık kulübün üzerinde tek güç olan biriyle de yöneticilik yapmanın zorluklarını yaşayarak gördü ve yeniden kenara çekilmeye karar verdi. Yani bir dönem ancak asbaşkanlık koltuğunda oturabildi.
Nizamettin Algan, yöneticilik kariyerini sonlandırmıştı ama Trabzonspor’un her sorununda, ondan her yardım istendiğinde yanındaydı. Artık Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri ya da Sadri Şener Merkez Binası’ydı onun yaşam alanı… Yönetimlerde olmasa da, yönetimde bulunanlar arasında zorlukları aşma adına neler yapmaları gerektiğini soruyorlar, başkanlar fikir danışıyorlardı. Tabii ki zaman zaman birçok yönetime, isim önerisi de yapıyor ve bunlar kabul görüyordu. Nizamettin Algan’ın kulübe karşı bu sorumluluk dolu tavrı, sonuçta Divan Başkanlık Kurulu Başkanı olması için de çevresinin ve kulüp yönetenlerinin de ısrarıyla artık kaçınılmazdı. Ama Divan başkanı olduğunda da kulübün o kadar büyük sorunları vardı ki, her biri gelip yine ona dayanıyordu.
YANLIŞ DÜŞÜNDÜĞÜNDE GERİ ADIM ATMAYI BİLEN BİR KİŞİLİKTİ
Özkan Sümer-Mehmet Ali Yılmaz kongresinde tavrını Trabzonspor’dan yana koymuştu. Yani kulübün artık tek adam tekelinden kurtulmasını istiyordu. Ama Divan Başkanı olarak da tarafsız görüntü veriyordu. Buna karşın yine de arka planda Sümer’in kazanabilmesi için elinden geleni yaptı ekibiyle birlikte… Yönetici belirlemede de yardımcı oldu. Sonuçta Özkan Sümer kazandı ve kulübün yeniden kurtuluşu için dev bir meşale yakılmış oldu. Kulübün bu dönemde ekonomik sorunları aşması için elini taşın altına koydu, birçok organizasyonda yer almaktan geri durmadı. Aynı Nizamettin Algan, Özkan Sümer’in, dönemin başbakanı Recep Tayyıp Erdoğan’a tepkisiyle birlikte istifa ettiği süreçte de önemli bir misyon üstlendi. Sümer’in dönüşü için çok çaba harcadı. Ama kulübün diğer unsurlarıyla birlikte bunu başaramadı.
Yeni bir kongre süreci başlamıştı. Hiç unutmam; yine eski asbaşkanlardan Besim Kahraman’ın kuyumcu dükkanında sohbet ediyorduk. Nizamettin ağabey ve Besim ağabey, “Artık Ahmet Ağaoğlu, bu kulübü yönetecek tecrübeye ve birikime sahip oldu. Onun önünü açalım” sözlerini sarf ediyorlardı. Söze ben karıştım. İki duayyen isme karşı, “Bakın, Ahmet Ağaoğlu, hiç etik olmayan, vefa duygusundan yoksun bir şekilde birlikte görev yaptığı başkanına karşı rakip olmaktan geri durmayarak ne kadar vicdanı zayıf olduğunu gösterdi. Ayrıca Özkan Sümer yönetimi seçilirken onu zayıf düşünmek için şu şu eylemleri yaptı. Bırakın tüm bunları, bugün Günebakış Gazetesi’nde röportajı var. Nasıl da egosu yüksek, ‘ben bilirim, ben yaparım, ben dev aynasındayım’ Bu kulübe bir daha yönetici olmam, başkan olurum’ diye süt perdeden atıyor. Oysa bu kulüpte efsane başkan Şamil Ekinci, futbolcusu Faruk Nafız Özak’ın yönetimine girmekten geri durmadı. Ahmet Ağaoğlu’nun gücü Mehmet Ali Yılmaz’dan on kat daha düşük ama kendisini ondan on kat daha güçlü gören bir kimlik. Kulübü buna teslim ederseniz, yazık edersiniz” sözleriyle birlikte düşüncelerimi özetledim. Bunun üzerine Nizamettin ağabey, Besim Ağabeye, “Adnan doğru söylüyor, Biz bunları hiç düşünmedik Besim, Ahmet iyi başkan olamaz. Başka bir çözüm bulmak gerekir” demekten geri durmadı. Yani hiç gurur yapmadan daha önceki düşüncesinden anında vazgeçme eğilimi gösterebilecek kadar da kendini aşmış bir insandı.
KRİZ DÖNEMİNDE UĞRADIĞI HAKARET VE ONUN NAİF TAVRI
Özkan Sümer’in istifasıyla yaşanan kaotik ortam Ahmet Ağaoğlu’nun tek aday olarak seçime girmesiyle artık bitecekti. Ama Ağaoğlu genel kurula bir gün kala, “Burada baskı ve dayatma var” diyerek Zorlu Grant Otelde ceketini bırakarak Kaya Çilingiroğlu’nun özel uçağına atladığı gibi İstanbul’un yolunu tutmuştu. Ama o baskıyı ya da dayatmayı yapan bizzat Ahmet Ağaoğlu’nun yakın arkadaşıydı ve bu da manidardı. Ağaoğlu, Trabzonspor’un manevi şahsiyetine verdiği zararı hiç düşünmeden topuklarken, yine tüm yük Divan Başkanlık Kurulu’ndaydı. Yani en büyük Hemen Kriz Masası oluşturuldu. Sadri Şener Merkezinde Cumartesi günü sabah saatlerinde toplantı yapılıyordu. Kulübün tüm ileri gelenleri bu toplantıda hazır bulundu. Kriz nasıl çözülecekti. Bir önceki akşam Ağaoğlu kaçınca, Algan, eski asbaşkan İskender Önal’ı arayarak, “Sana bir görev düşebilir. Hazır ol” demişti. Yani camianın önde gelenlerinin İskender Önal başkanlığında bir yönetimde birleşebileceğini düşünüyordu. Fakat Kriz Masasında İskender Önal’ın ismi gündeme geldiğinde, Özkan Sümer, “Faruk Nafız Özak ne der bu konuya?” diye sormuştu. Çünkü Özak Trabzonspor’da başkan ve yönetimler için önemliydi. Kaynak bulma ve ekip oluşturma yönünden Faruk Ağabeyin eline kimse su dökemezdi. Fakat anlaşılmaz bir şekilde Faruk Nafız Özak, “Benim TTSO’nda toplantım var oraya gidiyorum” dedi ve toplantıdan ayrıldı. Özak’ın iş ortağı İskender Önal için, “Tabii ki de her türlü desteği veririm” demeden toplantıdan ayrılması hala daha çözülememiş bir bulmacadır. Bir söylentiye göre Özak, Şadan Eren’i başkan görmek istiyordu ve bu noktada çalışmalar da yapmıştı.
Neyse…
İskender Önal başkanlığı konusunda uzlaşma sağlanamayınca Özkan Sümer’in istifa ettiği yönetimin bir başkan vekili seçerek Olağan Genel Kurula kadar devam etmesi yönünde karar alındı. Bu karar İskender Önal’ı küplere bindirdi. Pazartesi günü basın toplantısı yapma kararı aldı. Gazeteciler Cemiyeti’ndeki toplantıda Divan Başkanlık Kurulu’na, Özkan Sümer’e, Nevzat Şakar’a, Süleyman Atal’a ağır sözler sarf ediyordu. Oysa onun ismini Kriz Masası’nda ilk gündeme getiren Süleyman Atal ve Nevzat Şakar’dı. Bu iki isim de Nizamettin Algan’ın fikirlerine büyük önem verirlerdi ve belli ki Önal adı da onun aracılığıyla gündeme getirilmişti. Bu kadar büyük hakaretler işiten Özkan Sümer hemen bir basın toplantısıyla İskender Önal’ı topa tuttu. Ama en ağır hakaretleri işiten Nizamettin Algan tek söz bile söylemedi, kavgaya girişmedi. ‘Divan Başkanı vakarını korur, kavga etmez, uzlaştırır” yorumu yapmakla yetindi.
Yani bu kadar da kavga ve gerilimden uzak bir insandı.
TRAZONSPOR’U YARATAN, YAŞATAN VE BÜYÜTENLER ARASINDA BİR NEFERDİ
Nizamettin Algan, Divan Kurulu başkanlığını bıraktıktan sonra da her zaman Trabzonspor’un yanında yer aldı. Yönetenlere, ya da onlara yakın olanlara telefon açıp, yaptıkları yanlışları hatırlattığı, doğru yola gelmeleri için önerilerde bulunduğu dönemler hiç bitmedi. Trabzonspor’da sahada bir sorun mu yaşanıyor? Tesislerde yönetime, teknik kadroya, futbolculara destek ve moral mi verilmesi gerekiyor. Nizamettin Ağabey ilk gidenlerin ve dayanışma ruhunu sergileyenlerin başında yer alırdı. Trabzonspor’un maçlarını kaçırmaz, Mali Genel kurulları, Olağan ya da Olağanüstü Genel Kurulları, Divan Kurullarının hiçbirinden geri durmazdı. İlerlemiş yaşına rağmen çoğunlukla kürsüye çıkar, kulübün nasıl yönetilmesi gerektiğini hiç kimseyi incitmeden anlatır ve doğruyu gösterme çabası içinde çırpınır dururdu.
En son Trabzonspor’un Şampiyonluk Belgeselinde kurucu iki üyeden biri olarak yine kulübün tarihine tanıklık yapmış bir isim olarak çokça anaknot paylaştı Trabzonsporlularla… En son hizmetini de bu belgesele, kulübün tarihinin başlangıç ve gelişme noktalarını anlatarak yapmış oldu Nizamettin Ağabey…
Evet, Nizamettin Algan, ömrünü Trabzonspor’a adamış, onun yolunda bir doktor olarak ekonomik sorunlar çekmiş, büyük tepkilere göğüs germiş, başarılarında, büyük şampiyonluklarda geri planda durmayı ilke edinmiş, “Ben de bu başarının en önemli aktörüyüm” dememiş gerçek bir efsaneydi.
Şu unutulmasın ki Trabzonspor’u yaratan, yaşatan, ve büyüten, yaşaması için çırpınanların en önde gelen ama en arka planda kalmayı da becerebilen en büyük neferini kaybetti bu camia…
Nizamettin Ağabey, unutulmayacaksın ve seni unutturmayacağız.
Aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: