Sevgili Yusuf Yazıcı…
Benim için Trabzonspor altyapısından bir oyuncunun profesyonel takıma yükselmesi, forma giymesi, başarılı olması en büyük gurur ve mutluluk kaynağıdır. Yaşamım boyunca hep kendi çocuklarına güvenen, inanan, sahaya süren, arkasında duran kulüp istedim. Dış transferle, harcanan oluk oluk paralarla satın alınan şampiyonluklara her zaman mesafe koydum. İnandığım felsefe açısından da bu şekilde elde edilen başarılar anlamsızdı. Ama ürettikleriyle başaran, başardıklarıyla ayakta kalan ve statükoya meydan okuyup, göğüs göğüse savaştan kaçmayanlar küçücük dünyamın büyük zaferleri oldu hep… Altyapıdan çıkan her futbolcu karanlık dünyamı aydınlatan bir ışıktı sanki… Her alınan yabancı oyuncu da kabus gibi çöküyordu ve gündüzümün zifiri karanlığa dönmesine sebep oluyordu.
Bu bağlamda senin de Sadi Tekelioğlu’nun teknik direktörlüğü döneminde henüz 19 yaşlarındayken formayı giymen, sahadaki duruşun, teknik kapasiteni, futbol aklınla birleştirip, sunduğun resitallerle mest oluyordum. Trabzonspor altyapısının üretkenliğinin bir sembolüydün aslında… Ersun Yanal isimli transfer çılgını bir teknik adam bozuntusunun seni Samsunspor’a göndermek istemesiyle şok olmuştum. Hiç haberin bile yoktur ama aramadığım yönetici kalmamıştı. Sosyal medya hesabımdan isyan ediyordum. Neyse ki bu ucube karardan vazgeçmişti kulübü yönetenler de ben de derin bir nefes almıştım. Sonra senin adım adım yükseliş çağın başlamıştı. Ümit Milli takımda harikalar yaratıyordun, artık buraya sığmıyordun, A Milli takımın oyuncusu olmuştun.
TRABZONSPOR’UN SAHADAKİ VE SAHA DIŞINDAKİ LİDERİ OLMUŞTUN
Trabzonspor’un sahadaki öndererinden biri gibiydin. Sahada duruşun, liderce tavırların, saha dışındaki ilişkilerin yaşam felsefen, tüm altyapı oyuncularına rol model olman gerektiği düşüncesini oluşturmuştu bende…Hele hele Uğurcan Çakır’ın, Abdulkadir Ömür’ün, Abdulkadir Parmak’ın ve Hüseyin Türkmen’in de takımda kesintisiz forma bulmasıyla birlikte sahadaki harika futbol, alınan mükemmel sonuçlar, ‘Üretimden gelen gücün kullanılması’ adına beni anlayamayacağın kadar mest ediyordu. Artık Trabzonspor’un yeni bir yola girdiğine inanmak istemiştim. Sizlerin yarattığı bu ambiyansla, yönetimin üretim politikasını artık sürekli hale getirerek hem kulübün tarihsel misyonunu sürdüreceğini, hem ekonomik açıdan hiçbir kişi ve kuruma ihtiyaç duymadan, şampiyonluk kupalarını müzesine dizi dizi yerleştireceğinden emindim.
Ama ne yazık ki düşündüğüm gibi olmadı…
Daha sezon bitmeden senin Avrupa’ya transfer olmak istediğin haberleri yayılmaya başlamıştı… Buna inanmak istememiştim. Ekonomik kriz içindeki yönetimin seni buna zorladığını düşünmüştüm. UEFA’dan gelen transfer yasağının kaldırılması için senden gelecek paraya ihtiyaç vardı çünkü… Geçmişte birçok futbolcuya yapıldığı gibi mobing uygulanarak sana Trabzonspor’dan uzaklaşmaktan başka bir seçenek bırakmadıklarını hissediyordum. Menajerlerinin de para kazanmak için Avrupa’ya gidişin konusunda lokomotif görevi üstlendiklerini ileri sürmüştüm. Avrupa düşü kurmanı doğal karşılayabilirdim ama bunun için çok erken olduğundan emindim. Bu kararın seni olumsuz etkileyeceğini de adım gibi biliyordum. Çünkü Trabzonspor’dan Avrupa’ya giden altyapı orijinli isimlerden Gökdeniz Karadeniz dışında başarılı olan çıkmamıştı. O da Bordo-Mavili formayı 7-8 kesintisiz giymiş, A Milli takımın değişmez ismiydi. Yani olgunluk dönemini yaşıyordu.
İLK KEZ YANILMIŞ OLMANIN MUTLULUĞUNU YAŞATMIŞTIN BANA!..
Ve Fransa’nın Lille kulübüne gitmeyi tercih ettin. Trabzonspor’a tarihinin en büyük parasını kazandırarak 23 yaşında yuvana veda ettin. Kulübün kasasına toplam 17,5 milyon Euro girmişti, bir de Edgar Lee bonus olarak kadroya katılmıştı. Bir sonraki satıştan da yüzde 20 pay alınacaktı. Kuşkusuz kulübe yapılabilecek en büyük hizmeti yapmıştın ama bana göre kendi hayatınla ilgili idam fermanını da imzalamıştın. Lille’de ilk yılında özellikle Avrupa Arenasında çok başarılıydın. Hatta dünya devlerinin 50-60 milyon Euroluk bonservis bedellerini senin için gözden çıkardıkları yansıyordu medyaya… İlk kez yanılmış olmanın mutluluğunu yaşıyordum.
Özellikle futbol dışı yaşamındaki profesyonelce tutumun, sosyal sorumluluklardan kaçınmaman, okumayı, gelişmeyi seven bir yapın olduğunun kamuoyuna yansıması, Türkiye’de birçok futbolcuya örnek gösterilmen gururumu okşuyordu. Trabzon’u, Trabzonspor’u, futbol dünyasının devlerinin yer aldığı Avrupa’da temsil eden, simge bir isim olarak adlandırılacak olmanın ne büyük bir keyif ve hizmet olduğunu bilmem anlayabilir misin? Hayatım boyunca, Trabzonspor’un yıldız eskisi pahalı, geçmişte Avrupa’nın önemli kulüplerinde oynamış emeklilik ikramiyesi peşinde olan futbolcuları transfer eden değil, kendi altyapısından üretip, Avrupa’nın devlerine büyük paralar karşılığında satan bir kulüp olmasını savunmuş bir kişi olarak senin bu zincirin ilk halkası olman kadar güzel bir duygu olabilir miydi?
Fakat nedense Fransa’da daha fazla tutunamadın. Yavaş yavaş takımın yedek oyuncularından biri haline gelirken, bir anda Rusya’nın CSKA Moskova takımına kiralanan oyuncu haline geldin. Gerçi burada da çok iyi işler üretince yeniden heyecan duymaya başlamıştım. Ama bu arada Türkiye bilmem ne güzeliyle ismin aşkla anılmaya başlandı. Bunu kamuoyu ile paylaştınız. O arkadaş için bu paylaşım iyi bir PR oldu ama ne hikmetse sende de düşüşün başlangıcı gibiydi… Sonra ayrıldığınız yansıdı medyaya… Reklam filmlerinde başrol oynadın ayrıca… Yusuf Yazıcı, futboluyla, toplumsal sorumluluk projeleriyle, kültürüyle, kitap kurdu olmasıyla değil, gönül ilişkileri ve reklam filmleriyle öne çıkmaya başladı kamuoyunda…
Futbolundan kimse söz etmiyordu artık…
İÇİNDEN ÇIKTIĞIN TOPLUMUN YARGILARINI UNUTMUŞ GİBİYDİN
Ve hiç beklenmedik bir şekilde Trabzonspor’un seni kiralayacağı haberleri yapılmaya başlandı. İnanamadım… Ama Atatürk Hava Limanı’nda Başkan Ahmet Ağaoğlu ile görülünce bu haberlerin gerçek olduğunu anladım. Oysa senin Avrupa’daki misyonunu zirvede tamamlayıp, taraftarı olduğun kulübün ihtiyacı da varsa 30 yaş grubunda geriye dönerek takıma ağabeylik ve kaptanlık yapmak yakışırdı sana… Bir de hava limanında Türkiye insanının karşısına çıktığın kıyafetinle, kulüp başkanının yanında ellerin cebinde, halka karşı da saygıyı unutmuş bir kimlikle gördük seni… Sanki geldiğin toplumun yargılarını unutmuş gibiydin. İçim cızz etti birden… Yine de artık Avrupa kültürü görmüş, kendisini özgür birey olarak kabul eden, toplumun anlamsız değer yargılarını da yerle bir etmeye karar vermiş bir kişilik olma yolunda geliştiğin düşüncesi egemen oldu bende… En azından bunu diledim.
Trabzonspor’da yeniden liderliğe soyunmanı, sahadaki duruşun, yeteneklerinle Türkiye’yi ayağa kaldırmanı bekledim. Tüm taraflı tarafsız herkese umudun ismi olduğunu, çarenin yabancı transferinde değil, kendi çocuklarında olduğunu bir kez daha kanıtlamanı istedim. Ne yazık ki bugüne kadar beklentilerimin tümünü boşa çıkardın. Ne futbol sahalarında varsın, ne toplumsal mesajlarınla, halkın sorunlarıyla ilgilenen sorumlu bir birey olma bir yana; sakatlıklarınla, formsuzluğunla, elde ettiğin şansları elinin tersiyle itmelerinle, topa vurmayı unutmuşluklarınla konuşulur oldun. Artık sahada esen Yusuf Yazıcı yoktu karşımızda… Afrika’daki açları kendisine dert edinen, tüm insanların adil bir dünyada yaşamasını savunan Yusuf gitmiş, bir futbolcu olarak bile konuşulmayan, konuşulurken de, kötü örnek olarak sunulan bir figür haline geldin farkında mısın?
KENDİNE VE TOPLUMA KARŞI SORUMLULUKLARINI ASLA UNUTMA
Bak Yusuf Yazıcı kardeşim;
Sakın unutma ki, her insanın yetenekleri ölçüsünde, kendisine olduğu kadar, topluma karşı da sorumlulukları vardır. Sen ise doğa tarafından ayaklarını beyniyle birleştirerek futbol için özel yeteneklerle süslenmiş bir genç olduğunu unutmuşsun sanırım. Saha dışında işinin gereği neyse öyle yaşamalısın. Hangi eksiğin varsa, bunu tamamlamak için en yetkin kişilerden yardım talep etmelisin. En çok da kendine yardım etmelisin. Bu girdiğin girdaptan kurtulmak için hangi yolları izlemen gerektiğine bir karar vermelisin. Henüz 25 yaşındasın ve önünde futbol oynayabileceğin uzun yıllar var. Bu uzun yılları heba etme yolunda son yıllarda attığın adımlardan tek tek vazgeçmeli, yolunu değiştirmelisin. İnan saha dışında yapacağın bu eylemler, sahaya da yansıyacak, o yetenekleriyle, lider duruşuyla herkesin takdirini kazanan ve takımının yükünü sırtlayan, tüm futbolseverlerin seyretmek için sabırsızca beklediği Yusuf Yazıcı yeniden ortaya çıkacaktır.
Ama yapman gereken ilk şey de seni para makinesi olarak gören, kendi hayatlarını rahat yaşamanın bir aracı kabul edenlerden uzak durmalısın. Onlarla bağlarını kopardığında zaten yeniden doğuş yolunda en önemli adımı atmış olacaksın. Bir de insan hayatında düz bir çizgiyle yaşamını sürdürmediğini, bazen inişler, bazen çıkışlar olacaktır. Zaman zaman yıkımlar yaşayacak, zaman da zirveye çıkacaktır. Unutma ki her insanın hayatında irili ufaklı birçok sorun yaşaması kaçınılmazdır. Herkes kendi hayatındaki sorunları çözebildiği sürece ayakta kalabilir. Zirveye çıkmak zordur ama orada kalmak çok daha zordur. Sen zirveye çıktın ama bugün düşüş yaşıyorsun. Eğer yaşadığın içsel ve dışsal sorunları çözebilecek karakteri ortaya koyar, direnebilirsen sıçrama yapman kolaylaşacaktır. Aksi takdirde Türk futbolu ve Trabzonspor için, kendine yazık eden bir kayıp yıldız figürü olarak yıllarca anılarda paylaşılacak hale geleceksin. Bunları seninle bir kez selamlaşmamış, elini sıkmamış, oturup konuşmamış ama hiç tanımadan sevmiş bir ağabeyin olarak söylemeyi bir görev bildim.
Ya böyle devam ederek çürüyen, kırılan, paslanan, bozulan meta gibi çöp kutusuna atılacaksın, ya da bugünün nedeni ne varsa geride bırakarak, özel yeteneklerini en üst seviyede kullanma koşullarını yaratarak futbol sahalarında yeniden yükselirsin ve kesintisiz olarak yaşayan bir abine haline dönüşürsün.
Seçim senin!..
Sevgilerimle..
Yorumlar
Kalan Karakter: