Deprem felaketinden dolayı Süper Lige verilen ara nihayet sona erdi ve futbolseverler yeniden futbolu izlemenin keyfine varmaya başladı. Bu noktada Süper Ligde zirve yarışına çok erken havlu atan Trabzonspor’un ilk rakibi Ümraniyespor’du. Küme düşme hattında dibe demirleyen ama futboluyla da dikkat çeken rakibi karşısında, henüz iki gün önce adeta kulüp içi depreme neden olan Olağanüstü Genel Kurul gölgesinde Bordo-Mavili ekibin hem oyunu, hem de sonucuyla merak ediliyordu. Teknik Direktör Abdullah Avcı, Bakasetas’ın sakatlanmasıyla birlikte orta sahada Abdulkadir dışında, Doğucan Haspolat ve Siopis ikilisiyle daha çok savunmaya ağırlık verdiğini gösterdi. Bu alada bunca eksiğe rağmen Yusuf Yazıcı ve Bardhi’nin forma bulamaması, gözden çıkarıldıklarının bir göstergesiydi.
Avcı, Basel maçında sağbek oynattığı Marc Bartra’yı stopere çekerek yanlışından döndü ama sol bekte yine sağbek Larsen’i oynatırken, Eren Elmalı’ya da gözdağı vermeye devam ettiğini hissettirdi. Ama Arif Boşluk’u niçin harcama yoluna gittiğini, hele böylesine büyük ekonomik kriz sürecinde böylesine gençlerin mutlak suretle kazanılması ve maliyetin düşürülmesi gerekirken Abdullah Avcı’nın tavrı hiç de kulüp gerçekleriyle örtüşmedi. Abdullah Avcı’nın tercihlerinin takımın başına bir sıkıntı yaratmaması dileğiyle maçı izlemeye koyulduk ama dileğimiz gerçekleşmedi.
ETKİLİ FUTBOLA YAKIŞMAYAN SKOR
Beklendiği gibi Trabzonspor oyuna çok baskılı ve etkili başladı. Öyle ki stoperleri bile oyunu orta sahanın önünde kuruyordu. Sağbek Bruno Peres ve sol bek Larsen de sık sık hücuma katılarak bu alana büyük destek vermeye çalıştılar. Oyunun ilk 20 dakikasında Bordo-Mavili ekip 4-5 farklı öne geçebilirdi ama şansızlık, beceriksizlik, yetersizliklerin sonucu bir türlü beklenen gol gelmedi. Bu baskılı ve etkili oyunda Ümraniyespor’un oyunu kendi alanında kabul etmesi, ceza alanına çok gömülmesinin de rolü büyüktü. Öyle ki konuk ekip, Trabzonspor sahasına girdiğinde kendilerini gol atmış kadar mutlu hissediyorlardı.
Trabzonspor’un hücumda etkin görüntü vermesinde orta sahanın çok çabuk pas yapması, derinliğine oynaması ve Abdulkadir Ömür’ün mükemmel bir ilk yarı çıkarmasının rolü büyüktü. “Yerli Messi” ilk yarıda her aldığı topla ya ceza alanı çevresine çok çabuk ve etkili paslar çıkardı, ya da hızıyla, çabukluğuyla bu alana deplase olup takımının hücumcu sayısını çoğalttı. Abdulkadir, tüm bunları yaparken iki topu direkten dönmesi , iki vuruşunun kale direğinin hemen yanından auta gitmesi şansızlıktı. Forvette Maxi Gomez, Umut Bozok’la birlikte çift forvetti ama daha çok sağ kanat gibi oynadı. Etkili işler de yaptı ama onun altı pasa gönderdiği topları Umut ve Trezeguet gerektiği gibi değerlendiremedi. Umut ilk 40 dakikanın en kötü ismiydi. Bu dakikadan sonra arkadaşlarına iki gollük top attı ama bunları değerlendiremediler. Bu oyuncu pas hatalarıyla tribünlerden büyük tepki alınca demoralize oldu. Bir başka takımın kötü ismi Trezeguet’ti ve o da sakatlanarak yerini Naci’ye bıraktı.
İlk yarının neredeyse tümünü rakip yarı alanda ve ceza alanında geçiren Trabzonspor’un gol atamaması gerçekten beceriksizlik, şansızlık ürünüydü.
İKİNCİ YARI TAM BİR HAYAL KIRIKLIĞI
İkinci yarı başlarken seyircinin hışmına uğrayan Umut Bozok’un yerine Yusuf Yazıcı oyundaydı. Bu değişikliğin takıma olumlu bir yansıması olmadı. Bordo-Mavili takımın ilk yarıdaki baskısını artırması ve bir an önce sonuca gitmesi bekleniyordu. Ama anlaşılmaz bir şekilde hatlar arasındaki mesafenin açılmış olduğunu gördük. İlk yarıda savunma orta sahada kurulurken, bu kez kendi yarı alanından oyun kurmaya çalışması anlaşılır gibi değildi. Böyle bir geri çekilişin yarattığı fırsatı da konuk ekip değerlendirmekte gecikmedi ve 51’nci dakikada da öne geçtiler. Bu pozisyonda savunmanın yetersizliği anlaşılır gibi değildi. Golden sonra Trabzonspor’un baskı kurup, rakibi bunaltmasını bekledik ama yanıldık. Öyle ki takım kağnı gibi oynamaya başladı. Çok yavaş paslar, hücum bölgesine çıkışta ağır davranışlar, şaşırtıcı olduğu kadar beklenmedik bir durumdu.
Tabii ki böylesine bir durgunluk Ümraniyespor’u daha da cesaretlendirdi ve ikinci golü de bulmakta zorlanmadılar. Trabzonspor tam bir teslimiyet içindeydi. Maçı kaybettiklerine inanan bir oyuncu grubu izliyorduk. Abdullah Avcı oyuna müdahale üzerine müdahale etti ama oyuna aldığı futbolcuların da takımı şaha kaldıracak durumu yoktu. İlk yarının başarılı isimleri Gomez ve Abdulkadir de silikleşince ilk yarıdaki Trabzonspor’dan eser kalmamıştı. Ne zaman ki Yusuf Yazıcı biraz da rakip savunmanın hatasından kaynaklanan golü attı ve fark bire indi, Bordo-Mavili ekip Ümraniyespor kalesinde baskıyı artırdı. Bu baskı bir bilinçli futbol ürünü değildi. Rakibin paniklemesi, çok geriye çekilmesi ve gelişigüzel vuruşlarla topu kendi kalelerinden uzak tutma çabasından kaynaklandı ama ne yazık ki skoru değiştirmek mümkün olmadı.
Bir sözüm de taraftara olsun… Bu takım kötü oynayabilir, yenilebilir de… Ama maç oynanırken, oyuncuyu protesto etmek, takımı yuhalamak kime yarar sağlar ki! Bu gün takım ikinci yarıda ne kadar kötüydüyse taraftar da aynı oranda başarısızdı. Takımı motive etme yerine, tümüyle demoralize etme çabası gösterdiler ve başarılı (!) oldular.
Türkiye’yi sarsan depremin ardından yönetiminin de kongre kararıyla bir deprem yaşayan Trabzonspor, son olarak lig sonuncusu Ümraniyespor’a karşı yenilgisinin yıkımıyla birlikte yerle bir oldu…
Acı ama gerçek bu..
Yorumlar
Kalan Karakter: