Trabzonspor’da Mehmet Ali Yılmaz fırtınasının estiği günlerdi. Alacaklarını ve başkan olarak görev süresini öne sürerek adeta kulübe el koymuştu. Kendi malı gibi görüyordu. Zaten Türkiye ölçeğinde de önemli bir güç merkeziydi Sayın Yılmaz… Yarattığı etki o kadar fazlaydı ki, birçok kişi kendinden ürker, her yerde saygı görürdü. Bu saygı biraz da korkudan kaynaklanırdı. Trabzon’a geldiğinde adeta Cumhurbaşkanı muamelesi görür, hava alanı insan kaynardı. Taraftarlar omuzlara alır, yöneticiler el pençe divan dururdu. Kaldığı otel ana baba gününe dönerdi. Eli açıktı, isteyen herkese yardımda bulunurdu. (Ben hiç istemedim) Tüm bunları da kendi hanesine alacak yazar, gerektiğinde kullanmaktan geri durmazdı. Başkanlığa aday olmadığında kulüp ortada kalacak korkusuyda camianın önde gelenleri yalvar yakar olur, Divan Kurulu başkanı ve yönetimi, İstanbul’da Tek-Art Holding’in sekreter odasında saatlerce bekler, sonra da onu ikna etmek için odasına alınırlardı.
Mehmet Ali Yılmaz, başkanlık adaylığına yeniden ikna edildiğinde, bunu başaranlar bayram çocukları sevincini yaşardı. Kulübün tarihine geçen 2000 kongresi gelmiş çatmıştı. Kulübün en önde gelenleri köşelerine çekilmiş, gelişmeleri bekliyordu. Hiç kimse aday olmak istemiyordu. İşte o anda Özkan Sümer ortaya çıkıp, birçok kesimden de desteği aldıktan sonra, “Ben adayım” demişti. Kazanma ihtimali çok düşük görülüyordu. Çünkü karşısında, Trabzonspor camiasında, kulübün büyüklüğünün farkında olmayanlar tarafından adeta ilahlaştırılmış bir isim vardı. O kongrede merhum Sümer tarihi bir konuşma yapmıştı ve büyük alkış almıştı. Sümer’in tarihe geçen bir sözü de, “Trabzonspor hiç kimsenin cebine sığmayacak kadar büyüktür” dı. Bir başka sözü de, “Trabzonspor güçlülerle sevişerek değil, savaşarak büyük olmuştur” ifadeleriydi.
YILMAZ BİLE UNUTULDU, SİZİ KİMSE DİKKATE BİLE ALMAZ
Ve Özkan Sümer, kongreyi, asla yenilmeyeceği düşünülen Mehmet Ali Yılmaz’a karşı kazanmıştı. Kısa sürede borçları yarı yarıya indirmiş ve şampiyonluk mücadelesi verecek bir takım da ortaya çıkmıştı. Trabzonspor’da artık isimlerin büyüklüğü değil, kulübün büyüklüğü konuşulmaya başlanmıştı. Özkan Sümer ve arkadaşları adeta 10 şiddetinde bir depremde yıkılmış ve enkazı bile kalmamış binayı andıran Trabzonspor’u küllerinden yeniden doğmasını sağlayan adımları atmıştı. O günden bugüne 22 yıl geçti ve, “Onsuz bu kulüp amatör kümeye düşer ve kapanır” denilen Mehmet Ali Yılmaz, hiçbir mecrada görülmüyor. Bir kez olsun bu camianın insanları, “Ortada kaldık. Gel kurtar bizi Mehmet Ali Bey” demedi.
Bunları neden mi yazdım?
Acı ki, Özkan Sümer’in kişilerin cebinden kurtardığı ve kendi ayaklarının üzerine durmasını başardığı Trabzonspor’u yönetenler, bu kulübün büyüklüğünün farkında değiller. Ya da bunun farkında olsalar da, kendilerinin daha büyük olduğunu sanıyorlar. Hem de kalibreleri Mehmet Ali Yılmaz’ın onda biri kadar olmamasına rağmen...
Nasıl mı?
Bakın bu kulübün yıllık geliri şu anda 900 milyon lirayı aşacak seviyeye gelmiş… Son 4 yılda, Süper Ligde en çok puanı toplayan, 1 Türkiye Kupası, 2 Süper Kupa ve 1 de Şampiyonluk Kupası kaldırmış, Avrupa’da boy göstermiş bir kulüp olan Trabzonspor’un yönetimi, hem sosyal, hem siyasal ilişkiler açısından, hem de özellikle ekonomik yönetim bakımından tam bir iflas politikası izlemiştir ve bunun sonuçlarını da yavaş yavaş görüyoruz.
Kulübün bu kadar büyük geliri varken, Trabzonspor yönetimi, siyasi iktidarın önemli mensuplarının inayetleriyle ekonomik olarak ayakta durma döneminden, şimdi asbaşkanlık görevini yürüten Ertuğrul Doğan’ın cebine indirgenme aşamasına getirilmiş… Bir kulübün bu kadar büyük geliri olup da, borcunu 920 milyon liradan 2,5 milyar lira seviyelerine getiren yönetenlerin aslında utancından yüzlerinin kızarması, toplumun içine çıkmamaları gerekir. Ama ne yazık ki yüzlerinin kızarması bir yana, yarattıkları tablodan dolayı adeta gurur duyuyorlar ve bir şampiyonluk kupasının arkasına sığınıyorlar.
ŞAMPİYON KULÜP NASIL EKONOMİK AÇIDAN BU KADAR ACİZ OLABİLİR?
Ve nasıl olur da, Ertuğrul Doğan gibi; Trabzonspor’da yönetime girmeden önce kimsenin pek ismini cismini bilmediği, sadece kayınpederinden dolayı konuşulan bir kişi, bu kulübün ekonomik yörüngesini belirleyebilir. Kızdığında personel maaşlarının dahi ödenmeyecek duruma gelmesini sağlayabilir, kızgınlığı geçtikten sonra maaşların ödenmesini sağlayabilir? Nasıl olur da, şampiyon takım olmanın yarattığı devasa gelirlere rağmen, Kasımpaşa’dan alınan iki futbolcunun bonservislerinden kaynaklı yapılması gereken ödemeyi yapmadığı için Trabzonspor icra takibiyle karşı karşıya kalma tehlikesi içine girebilir?
Nasıl, nasıl, nasıl?
Buradan önce Sayın başkan Ahmet Ağaoğlu’na seslenmek istiyorum. Hatırlar mısınız bilmem, Özkan Sümer ile yarıştığınız kongrede yaptığınız konuşmada, “Sayın Özkan Sümer’le aramızdaki fark ne?” diye sorup, sonra da, “Çünkü o statükocu, biz ise reformistiz” demiştin… Oysa Sümer reformist, siz statükocuydunuz da bunun farkında bile değildiniz. Kimse de farkında değildi. Hatta statükoculuk bir yana, aslında tam bir maceracıydınız. Çünkü çok sayıda transfer yapmayı, sayısız oyuncu gönderip, yenilerini getirmeyi, teknik adamlara büyük paralar vermeyi siz ve sizin gibiler reform sanacak kadar Trabzonspor tarihi bilgisinden yoksundunuz. Ya da bunu asla özümsememiştiniz.
SAYIN AĞAOĞLU ASLINDA SİZ STATÜKOCU, ÖZKAN SÜMER REFORMİSTTİ!
O günün koşullarında, siz ve ekibiniz Türk futbolunun genel hastalığı ve kanayan yarası olan çok sayıda ve pahalı transferle başarıyı yakalama saçmalığına inanıyordunuz. Özkan Sümer ise, kulübün bu girdaptan kurtulup, büyük oranda kendi ürettikleriyle ve düşük maliyetli, geleceği parlak yıldız adayı üç beş transferle birlikte işi yürütme, geliştirme ve büyütme çabasındaydı. O günün statükosu pahalı ve gereksiz çok sayıda transfer, reformu ise az ve öz, düşük maliyetli ve yararlı transferlerin yanında, öz kaynaklardan oyuncu, teknik adam yetiştirerek ülke futbolunun hizmetine sunmaktı.
Bakın 4 yıldır Trabzonspor’un başkanısınız. Size göre başarılısınız kuşkusuz. Ama başarı sizin takıma kazandırdıklarınız değildir. Çünkü gerçek başarı, maliyetinin çok çok üzerinde elde edilendir. Başarı, yüzü astarından pahalı yorgan satın almak değildir yani Sayın Ağaoğlu… Ne yazık ki, lig şampiyonluğuna, iki kez kupa, iki kez Süper Kupa kazanılmasına, kulübün marketing gelirleri rekor üzerine rekor kırmasına, sponsor gelirleri füze gibi fırlamasına, stat gelirleri tarihi zirve yapmasına rağmen eğer kulübün borcu katlanıyorsa, burada başarıdan söz etmek mümkün değildir haksız mıyım?
İKTİDAR SİYASETİNİN OYUNCAĞI HALİNE GELDİNİZ
Ayrıcı sizin döneminizde bu kulüp siyasetin oyuncağı haline geldi. Bu kulübün divan kurulu üyesi Ekrem İmamoğlu’nu bile tebrik edemediniz, elini sıkmaktan bile korkar halde bu kulübü yönettiniz. Trabzonspor kulübü başkanının her siyasi parti lideri ya da mensubunun elini de sıkması, gerektiğinde sarmaş dolaş olması, zamanı geldiğinde karşısına geçmesi, koşullar gerektirdiğinde yasal taleplerde bulunması, onların gücünden de olabildiğince yararlanma yoluna gitmesini bilmesi gerekir. Sadece bir siyasi partiye dayanıp, diğer partileri bir kenara itip, Trabzonspor taraftarı arasında diğer partilere gönül vermişleri rencide etmek değildi.
Siz, iktidara gönül vermiş Trabzonspor taraftarları dışındaki herkesi rencide edip, küçük düşürdünüz. Bunu yaparken de asıl küçük düşürdüğünüz Bordo-Mavi renklerdi.
Bunu neden yaptınız?
Sırf sizin başkanlığınızın sürmesine izin vermelerini ve kredilerle ya da başka yardımlarla birlikte takımı şampiyonluğa taşımaktı. Oysa, Trabzonspor gerçek başarıyı güçlülerle sevişerek değil, savaşarak elde etmişti. Başarı da işte o günlerde elde edilendi. Unutmayın ki başkalarına aşırı değer yükleyenler, kendi değerlerinin farkına varmazlar. Siz de Trabzonspor’un değerlerinin farkına varamayan, tüm gücü iktidara yükleyen bir isimdiniz. Onların da desteğiyle Trabzonspor şampiyon oldu da, peki neyi başarmış oldunuz?
Bu başarıların sürdürülebilirliği var mı? Bakın, personel maaşı verirken ve bir kulübe olan borcunuzu öderken asbaşkanınızın cebine sığınmak durumunda kalıyorsunuz. Siz önemli değil de, Trabzonspor gibi büyük bir kulübü buna mecbur bırakarak, tarihindeki acı olayları yeniden yaşatma utancını hissettiriyorsunuz. Bunun nedeni ne biliyor musunuz? Sizlerin maceracı, popülist, başarı için her yolu meşru gören politikalarınızdır. Eğer bu kulübü kendi dinamikleriyle ve değerleriyle yönetebilseydiniz, misyonunu unutmasaydınız, vizyonunu doğru oluştursaydınız hem şampiyonluklara ambargo koymaya başlardınız, hem de borcu 2,5 milyar lira civarına çıkarmaz, hatta sıfırlar ve kimsenin cebine bakmak zorunda kalmazdınız.
SİZ DE ÇOK ÇABUK TARİHİN TOZLU RAFLARI ARASINDA YERİNİZİ ALIRSINIZ!
Bir sözüm de size Sayın Ertuğrul Doğan…
İstediğiniz kadar büyük parasal güce sahip olun. İstediğiniz kadar kendinize değer yüklemeye çalışın. İktidarla kol kola girince, önemsendiğinizi hissedin, yarın hiçbir değer taşımayan kimlik haline dönüşebilirsiniz. Sizin gibi yöneticileri bu kulüp çok gördü, ben de canlı tanıklık ettim bunlara… Her biri kayboldu gitti. Saman alevi gibiydiler yani…
Siz görevde bulunduğunuz süre içinde kulübün paralarını nasıl da ortalığa saçtığınızı sadece Abdullah Avcı ile yaptığınız yeni sözleşmede bile kendini göstermeye yetiyordu. Bu kulübün teknik direktörüne yüzde 300’ün üzerinde zam yaparken ve ülkemizde hayatın şartları gün içinde bile değiştiği koşullarda 3 yıl gibi uzunca bir süre sözleşme yenilerken, eliniz titremedi değil mi? Umarım kendi çalıştırdığınız personele de benzer zamlar yapmışsınızdır. Eğer biraz yönetici kimliği taşıyor ve onun sorumluluğunu üzerinizde hissediyor olsaydınız, bu noktada bir bilgeliğe de sahip bulunsaydınız, göreve geldiğinizde 900 milyon lira civarında olan borcu, şimdi sıfırlamanın gururunu yaşardınız, 2,5 milyar liralara yükseltmenin ayıbını değil…
Ve eğer biraz yönetici tavrına sahip bulunsaydınız, bu kulübü borç batağının içinde debelenir duruma getirdikten sonra kızdığınız için personel maaşlarının bile ödenemeyecek duruma geldiğini, konuşturmazdınız. Ya da bir kulüpten aldığınız futbolcular için ödenmesi gereken bonservis bedellerini geciktirip de Trabzonspor’a icra utancını yaşatıp da bu ülkede başkalarının ağzına sakız etmezdiniz. Bir yöneticinin ya da liderin karakteri, o kızdığında ortaya çıkar. Çok kızgın olmasına rağmen, kulübün kamuoyunda küçük düşmesine neden olacak eylemleri yapmaktan kaçınanlardır iyi yöneticiler. Yani iyi yönetici, “Kızdım, oynamıyorum” demez… Şartlar ne olursa olsun, kulübünün onurunu, kendi kişisel ihtiraslarının çok çok üzerinde tutar.
KULÜBÜN TARİHİNDE YER EDİNEN YÖNETİCİLER PARALI OLANLAR DEĞİL BİLGE OLANLARDIR
Şunu bilin ki, Trabzonspor tarihi paralı yöneticilerin havalı tavırlarına tanıklıkla geçmiştir. Ama hepsi de tarihin tozlu rafları arasında yerlerini almış, birçoğunun ismi bile hatırlanmıyor bugün… Bu kulübün tarihinde yer edenler ise yönetim yetenekleriyle birlikte gerçek saygıyı hak edenlerdir. Bunlar arasında parasını kullananların hiçbiri yoktur. Kusura bakmayın ama siz de mevcut tavrınızla birlikte tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerinizi alma yolunda hızla ilerliyorsunuz, kısa süre sonra hiç hatırlanmayacak bir isim olmanız kaçınılmazdır.. Şunu sakın unutmayın ki, siz ne düşünürseniz düşünün Trabzonspor büyüktür ve kimsenin cebine de sığmaz… Sığdırmaya çalışanlar gider, o dimdik bir abide gibi ayakta kalmaya devam eder. En önemli örnek de Mehmet Ali Yılmaz’dır. Kulübün doğru dürüst geliri yokken, büyük paralar veren ama bu cömertliğini kendini ulaşılmaz hale getirmek için kullandığından dolayı 22 yıldır kimse göreve davet bile etmedi bugüne kadar… Tesislerde ismi olmasa, kimsenin hatırlamadığı bir kişi olarak yer alırdı bu kulübün tarihinde… Unutmayın ki bu kulüpte parasıyla görev yapanlar arasında kalibresi en yüksek kişi Sayın Yılmaz’dır. Ama tarihi var edenler arasında varlığı neredeyse yok gibidir. Yani parasını değil, kendini verenlerin değer gördüğü bir kulüptür Trabzonspor!
Son sözüm de camiaya…
Lütfen paralı, havalı ve egolu başkanlar, yöneticiler seçmeyin artık…. Bunu yaparken Trabzonspor’u ne kadar küçültmeye çalıştığınızın farkına varın artık. Asıl farkına varmanız gereken ise paralı ve havalı kişileri büyütürken, kendinizi ve çok sevdiğiniz Trabzonspor’u küçülttüğünüzdür.
Unutmayın ki, Trabzonspor’un kendi kulüp kimliğiyle ve tarihi başarıların yarattığı etkiyle, elde ettiği kazançlarla büyük kalmaya devam eder. Yeter ki kazanılan para doğru yerlerde kullanılsın. Kulübün kasasına giren devasa gelirler, bayram harçlığı verir gibi menajerlere, başka kulüplere ve işe yaramaz sayısız futbolcuya dağıtılmasın…
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: