Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı Sakar Şakir filmini sanırım izlemeyeniniz yoktur. Bu filmin ilk sahnelerinde bizim Şakir, pişmaniye satıcısıdır. Tabii ki bir başka satıcı rakibiyle birlikte müşteriyi çekebilmek için fiyatı indirir de indirir. Sonunda pişmaniyeyi aldığı fiyatın beşte biri fiyatla satmayı başarmıştır. Pişmaniye satıcısı iki rakibi, Şakir’in salaklığının farkına varır ve elindeki pişmaniyeleri kendilerine satmasını ister. Şakir de uyanık geçinir ve çok düşük fiyatla pişmaniyelerinin tümünü yok pahasına satarken, “Nasıl da kazıkladım” diye övünür. Rakiplerinin de Şakir’in arkasından bakarken, “Bu tam salak” sözleri dudaklarından dökülür.
Bizim Sakar Şakir bununla da yetinmez… Amcasından kendisine kalan bakkal dükkanını yönetmek için İstanbul’a gider…Bakkalı yönetirken, alkolik bir karakter, veresiye defterini kendisine satmasını ister ve 50 lira önerir. Şakir uyanık ya… “Olmaz” der…”Tartacağım, öyle satacağım” diyerek alkoliği kazıklayacak olmanın keyfini yaşayacağını düşünür. Defteri satar ve on binlerce liralık veresiyenin yazılı olduğu defterin ağırlığının karşılığı 75 lira tutar. Parayı alır ve keyifli keyifli güler….
Trabzonspor’u yönetenlerin durmadan sahadaki başarılardan söz ederken, kulüpte yarattıkları ekonomik, kurumsal ve prestij kayıplarını hiç hesaba katmazlar. Bordo-Mavili kulübün kazandığı şampiyonluklar, Sakar Şakir’in veresiye defterini tartıp satmasında bakkalı uğrattığı zarardan daha büyüktür. Ya da pişmaniyeleri yok pahasına satıp, elindeki malı bitirmiş olmanın rahatlığı gibi bir durum söz konusudur. Bir market düşünün… Sahibi 10 liraya aldığı malları, 5 kuruşa satıp, akşama tümünü tükettiğinde, “Oh be, bugün de elimde mal kalmadı” demesi, iflas bayrağını çektiğinde de, “Ben nerede hata yaptım?” diye sorması gibidir bu Trabzonspor’u başarılı kıldıklarını sanan yöneticilerin yönetim biçimleri…
BAŞARI ANCAK ÇOK DÜŞÜK MALİYETLERLE ELDE EDİLİRSE ANLAMLIDIR
Şu unutulmasın ki bir başarı hikayesinden söz etmek için elde edilenin, elden çıkandan çok daha değerli olması gerekir. Yani bir takım şampiyon olurken ne kadar para harcamıştır? Hangi güçlerin elini eteğini öpmüştür. Kendi manevi kimliğini ayaklar altına almış mıdır? Tüm bu soruların yanıtı eğer, artıyla ifade ediliyorsa başarı alkışlanmalıdır. Oysa eksiye gidiş söz konusuysa bu başarı, aslında başarısızlığa giden yolun cehennem taşlarının örülmesidir. Trabzonspor bir kupa, iki süper kupa ve bir de 38 yıllık resmi özlemi olan Süper Lig şampiyonluğunu kazandığında eğer borcu 1 milyar 400 milyon liradan, 400 milyon liraya düşmüşse elde edilen başarılar çılgınca alkışlanabilir. Ama takım sahada bu kadar başarı elde etmesine, hatta Süper Ligde 5 yılda en çok puanı toplayan takım olmuşsa ve buna karşın borcu 3 milyar lirayı aşmışsa, bunun yanında siyaset kurumunun eteklerinde gezinip, tüm taraftarlarını kucaklayan bir onurlu duruş sergileyememişse, bunun sonucu olarak da kamuoyunda, ‘Siyasetin desteği ile şampiyon oldu’ algısı varsa burada bir başarıdan söz etmek mümkün bile değildir.
Buradan bir başka noktaya taşımak istiyorum yazımı ve kendimden ve ailemden örnek vermek istiyorum izniniz olursa…
Babam ve annem insanlara yardım yapmayı çok severdi. Bunun yanında kendilerinden sık sık borç isteyenler de olurdu. Anne ve babam da, komşuları, arkadaşları, dostları sıkıntı çekmesin diye borcu verirdi. Hem de faizsiz, nemasız… Ama iş borcun ödeneceği tarihe geldiğinde parayı tatlı tatlı yiyenler köşe bucak kaçarlardı. Günler geçer ama bir türlü borç alınan para verilmezdi. Babam ya da annem buna çok kızarlardı. Tepki gösterirlerdi. Artık sabırları kalmayınca borçlunun kapasına dayanırlardı. İş neredeyse kavga boyutuna varırdı. Borcu alıp keyifle yiyenler, verdikleri borç parayı geri istedikleri için suçlarlar, “Ne olmuş yani, parayı ödemedik de” diyerek de pişkinlik gösterirlerdi. Annem ve babam her defasında artık kimseye borç vermeyeceklerini söylerler ama yine sıkıntıya giren birileri kapılarını çaldığında duygularının esiri olur, üzülürken ve dayanamayıp, aynı şeyi yaşayacaklarını bildikleri halde yine istenen borcu verirlerdi.
BU KADAR BORÇ SİZLERİN YÜZÜNÜ KIZARTMIYOR MU?
Trabzonspor ile iş yapan kim varsa, hepsine borç takılmış gördüğüm kadarıyla… Ama sanırım bu kulübü yönetenler, “Ne olmuş yani borcu ödemedik de dünyanın sonu mu geldi?” şeklindeki pişkinlikte anne ve babamdan borç alanlardan çok daha büyük yüzsüzlüğün adresi olmaktan utanmıyorlardır.
Hayatım boyunca kimseye borçlu kalmadım. Çok zor koşullarda yaşamama rağmen, bazen ekonomik sıkıntılarımdan dolayı hayatımdan vazgeçme noktasına gelmeme karşın, dostlarımdan, arkadaşlarımdan, herkese borç veren anne ve babamdan, aile yakınlarımdan, borç isteyemedim. Hep borç isteyeceğime karşı bir borçlu olma ve karşısında her zaman ezilme endişesini duydum. Faturalarımı bir gün geciktirmedim. Hatta elime geçtikleri gün ödedim. Taksitle alışveriş yaptığımda maaşımı aldığım gün hemen borcu ödemeye gittim. Diyelim ki cebimde belli bir para var ve ay başını rahat getirebileceğimi hissettim, hemen taksitle arış veriş yaptığım işyerine gidip borcumu erkenden ödediğim taksitlerle borcumu zamanından çok önce sonlandırdım.
İlk kez ev sahibi olacaktım. İş bankasından 10 yıl ödemeli, 25 bin lira kredi çekmiştim. Ama hem bir gazetede çalışıyor, hem TV programına çıkıyor,, hem de emekli olmuştum. Yani elime irili ufaklı 3 maaş geçiyordu. Elime her para geçtiğinde kredi taksiti henüz gelmemesine rağmen bankanın şubesine koştum. On yılda ödemem gereken kredi borcu 4,5 yılda bitmişti. Bankadaki kadın çalışan da, “Ben hayatımda böyle bir kredi ödeme şekli görmedim” diye hayret içinde kalmıştı. Etrafım, birbirine kazık atan, borç alıp vermeyen, Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirenlerle doluyken, benim borcu bu kadar çabuk ödeme isteğimin altında büyük ihtimalle annemden borç alıp vermeyenlere onun yaptığı bedduaları yüzlerce kez kulaklarımla duymuş olmanın, ya da babamın bas bas bağırarak sarf ettiği galiz küfürleri, sövgüleri mi beni etkilemişti. Hiç kimse arkamdan küfür etmesin, sövmesin, çocuklarıma aşağılayarak bakmasınlar diye mi?
SİZİN HAYATINIZA HİÇ Mİ DOĞRU İNSANLAR GİRMEDİ
Sanırım bunun büyük etkisi vardır ama bir de yine yakın ailemdeki her bireyin, başta anne ve babam olmak üzere tümünün borçlarına nasıl da sadık olduklarını yaşayarak görmektendir. Onların nasihatlerinden daha çok yaptıkları beni etkilemiştir sanırım..
Peki Trabzonspor’u uçan kuşa borçlu hale getirenlerin başta anne ve babaları olmak üzere yakınları hiç mi bu borç ödeme konusunda kendilerine örnek olmamıştır? Ya da onlar borçlarına sadakat gösterirken bu kulübü yönetenler, “Borçlarının üstüne neden yatmıyorlar?” diye hayıflanmışlar mıdır? Beraber çalıştıkları insanlar her mi vergi kaçıran, alacaklarını tahsil ederken cazgırlık çıkaran ama iş borç ödemeye gelince ipe un serenler mi olmuştur?
Bu kulübü yönetenlere sesleniyorum. Trabzonspor’u uçan kuşa borçlu hale getirip, yüzünüz kızarmadan sokaklarda gezebiliyorsanız sizin insani duygularınızda büyük bir sıkıntı var demektir.
Kendi yaşamınızda ne yaparsınız bilmem ama bu Trabzonspor’un başını önüne eğdirmeye, utandırmaya hiç hakkınız yok. Siz, ‘Borç yiğidin kamçısıdır” sözünü şiar edinmiş olabilirsiniz ama benim için bu bir utançtır.
Bu utancı da Trabzonspor’a yaşatmaktan vazgeçin artık.
Bilmem anlayabildiniz mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: