Öncelikli olarak şunu ifade edeyim ki, sadece Türkiye’de değil, dünyada da hakemler, bulundukları ülkelerde güçlü takımlar lehine daha fazla düdük çalıp, bayrak sallıyorlar. Bu nedenle başlığa bakarak hakemleri aklamaya veya onları savunmaya çalışacağımı sakın düşünmeyin. Tabii ki Avrupa ölçeğinde güçlü takımlar lehine yapılan hatalar, ülkemize göre daha az. Çünkü orada burjuva demokrasisi yerleşmiş ve hakemler kendilerini güçlülere karşı daha özgür hissedebiliyorlar. Ülkemizde ise yerleştirilmeye çalışılan burjuva demokrasisi her geçen gün yara alıyor, gerileme, hatta feodal döneme dönüş hayalleri kuruluyor. Buna göre uygulamalar hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu nedenle de gücü eline geçirenler bunu alabildiğine kullanırken, bu güce karşı da ne yazık ki küçük bir azınlıktan başka hiç kimse duramıyor, durmayı göze alamıyor.
Yani ülkenin yaşadığı temel güce tapınma, biat etme ya da zorunlu boyun eğme anlayışı futbol hakemleri için de geçerli… Onların bu toplumun içinden çıkan ve vasat insan yapısını temsil ettiğini unutmayalım. Futbol hakemleri, yüce gönüllü, şövalye ruhlu insanlar değil… Kendilerini feda edip güce savaş açabilecek felsefi, ideolojik bir derinlikleri bulunmuyor, hele güçlülerle göğüs göğüse çarpışacak bir iradenin de sahibi olmadılar, olamazlar da… Çünkü zaten onları da büyük oranda futbol hakemliğinde en tepeye çıkaran gerçek güçlülerle iyi ilişkiler kurmalarıdır. Yoksa bu sistem içinde bulundukları kentlerde, ya da ülkede futbolun güçlü lobilerini karşılarına alarak hakemlik mesleğinde zirveye ulaşabilen bir tek isim bile yoktur, bulunamaz. Sistem buna izin vermez. Bu türleri anında tasfiye eder…
KULÜP BAŞKANLARI YA DA TEKNİK ADAMLAR FARKLI MI?
Güçlülerle kurulan ilişkilerle, güçlerin egemen olduğu futbol dünyasında düdük çalarken, ya da bayrak sallarken, kendilerine verilen talimatların dışına çıkacak bir tek hakem bulunamaz. Bunu beklemek hayalcilikten başka bir şey değil… Hatta kendini inkardır da…
Neden mi?
Bakın Türkiye’de ben doğdum doğalı kulüpleri yönetenlerle, teknik adamlar uğradıkları hakem haksızlıkları nedeniyle isyan ederler. Bu kulüplerin isimleri önemli mi? Bir gün Trabzonspor, bir başka gün Fenerbahçe, bir gün Konyaspor ve bugün de Galatasaray ya da Beşiktaş… Ne yazık ki bu kulüpleri yönetenler, hakemler kendi lehine ve haksız karar verdiklerinde sus pus olurlar. Hatta korumaya geçerler. Örneğin geçen sezon hakemlere isyanından dolayı ismi ‘Ağlak Ali”ye çıkan Fenerbahçe başkanı Ali Koç, bakın bu sezon hiç sesini çıkarıyor mu? Hatta Galatasaray’ın isyanı karşısında hakemleri koruma güdüsüyle hareket ediyor. Aynı şey daha önce hakemlerle defalarca şampiyon olan Galatasaray için de geçerli değil mi? Kendi maçlarında, rakibi lime lime doğrayan bir tek hakeme tepki gösterdiklerini duyan oldu mu?
Olmaz!
Çünkü kapitalist düzende kişiler ya da kurumlar gerçek anlamda adaleti, eşitliği savunmaz. Sadece adaletin kendi lehlerine işlemesini isterler. Bu futbol dünyamız için de geçerlidir. Geçtiğimiz sezonlarda da bugün de hakem haksızlığıyla puanlarının çalındığını ileri süren kulüpler hemen yabancı hakem talebinde bulunmaya başladılar. Bunu yüksek sesle söylerken de hiç utanmıyorlar. Yarattıkları sistemde kurban olarak Türk hakemliğini görüyorlar.
Ama yanlış yol izliyorlar.
Evet; Hakemler yetersiz, hakemler bilgisiz, pratikten yoksunlar ve aldıkları talimatlar doğrultusunda kararlar verebiliyorlar.
Peki ya kulüp başkanları…
Teknik direktörler!
Siz çok mu yeterlisiniz?
YETERSİZLİK ARIYORSANIZ ÖNCE SİZ AYNAYA BAKIN OLMAZ MI?
Özellikle kulüp başkanları ve yöneticilere seslenmek istiyorum. Her yıl sayısız ve yıldız olduğu söylenen transferler yaparsınız. Ama bu transferlerin yüzde 90’ı çöpe gider. Kulübü milyarlarca lira zarara uğratırsınız. Yaptığınız yanlış transferlerden hiç ders almazsınız, bir sonraki transfer dönemi kesenin ağzını daha da açar, olmadık oyuncuları bünyenize katarsınız. Biraz başarısız olduğunuzda hemen teknik direktörü kovar, yüklü tazminatını öder, yeni bir teknik adamı, yeni umutlarla ve milyonlarca Euro ödeyerek takımın başına getirirsiniz. Hiç ders çıkarmazsınız. Bu sürgit devam eder. Aynı deneyle farklı sonuçlar beklersiniz. Yani geri zekalıların bile durup bir düşüneceği eylemleri hiç hesap kitap tutmadan yapmaktan geri durmazsınız. Devasa gelir kaynaklarınıza rağmen borç içinde yüzen kulüpler arkanızda bırakır ve mutlu yuvanıza dönersiniz. Arkada bıraktığınız enkazın sorumluluğunun zerresini üstlenmezsiniz.
Ne acı ki futbolun kara cahili olduğunuz konusunda tek bir özeleştiri yapmaz, hatta bu noktada ulema olduğunuz konusunda büyük bir iddiaya da sahipsiniz.
Yüzü kızarmayan, utanmazlarsınız yani…
Ya siz teknik direktörler…
Ne altyapıya, ne genç oyuncuya, ne eğitim düzenine bakarsınız. Kurduğunuz ilişki ağıyla başına geçtiğiniz takımın kadrosunun yetersizliğinden dem vurur, mazeret üzerine mazeret üretirsiniz. Futbola kattığınız tek bir değer yoktur, sadece parsayı toplama peşindesiniz. Ağzınız iki laf yapar, sanki dünya futboluna yeni bir vizyon kazandırmış havası estirirsiniz ama alt yapıya bakmazsınız bile… Buradaki eğitimcilerin gelişmesi, şartlarının düzeltilmesi ve nihayetinde üretim politikalarına sırtınızı çevirmiş, tek derdiniz büyük bütçelerle yapılacak transferlerle, geleceğe dönük umut aşılamak, gelecek geldiğinde de mazeret üretmek… Her olumsuzlukta ya yönetimi, ya sahadaki futbolcuyu, ya hakemleri, ya taraftarları suçlarsınız. Başarıyı sadece puan olarak gören, bunu da istediğiniz transferlerin yapılmasında gören sizler, en az hakemler kadar yetersizsiniz.
Ama bir kez dönüp de aynaya bakmazsınız.
HEPİNİZ İŞİNİZİN EHLİ DE BİR TEK HAKEMLER Mİ TU-KAKA!
Ne bu başkan ve yöneticiler, ne bu Türk teknik direktör, burunlarından kıl aldırmazlar. Başkan ve yöneticilere, “Kulüpleri yabancı başkan ve yöneticiler yönetsin, siz cahilsiniz” dediğiniz gibi linç edilirsiniz. Bunu asla kabul etmezler. Bilgi birikimlerinin yabancı futbol insanlarından kat kat üstün olduğunu da söyleyebilecek kadar özgüvenlidirler. Aynı şey teknik direktörler için geçerli… Yabancı futbolcu, yabancı hakem, yabancı yönetici isterler ama iş yabancı teknik direktöre geldiğinde, “Biz de aynı kurslardan geçiyoruz. Onlardan aşağı kalır yanımız yok, hatta daha da üstünüz. Yerli teknik adama güvenin” sözleri dökülür dudaklarından….
Ya tamam da arkadaş, bu kulüpler borç batağında yüzüyor ve iflası konuşuyorsa… Hatta birçok kulüp battığı için kapatılıp, yerlerine yenileri kuruluyorsa, büyük oranda Avrupa kupalarında takımlarımız tel tel dökülüyor, alt düzey ülke takımlarına karşı kazandığımızda bile zil çalıp oynama durumunda kalıyorsak, futbolumuzun marka değeri yerlerde sürünüyorsa, bunu kulüpleri ve takımları yöneten sizler sağlıyorsunuz, hakemler değil ki!
Ülke futbolu her alanda yerlerde sürünüyor, köyler, mezralar, ilçeler, mahalle aralarında saha ya da tesis yetersizliği nedeniyle çocuklarına, gençlerine fırsat eşitliği tanımıyor. Ülkede yapılan reklam kokan devasa statlarda hakem ya da futbolcu yetişmiyor. Eğitim kurumlarında, öğretim yuvalarında sadece müfredat ezberletilip, çocukların, gençlerin kişilikli gelişimlerini sağlayacak, bir birey olarak sorumluluk aşılayacak, toplumun bir parçası olarak ona karşı sorumluluk duygusu gelişen bir insan yaratmaya dönük sistem kurulmuyor. Kafanızı bunlara hiç yoruyor musunuz?
Hayır değil mi?
Çünkü tek derdiniz, adaletsiz bu ülkede, adaletsizliğin hep sizin lehinize çalışması ve başkalarını ezmesi…
Yanlış mı düşünüyorum?
HAKEMİ YA DA KURUMU DEĞİL, SİSTEMİ TARTIŞIN VE DEĞİŞTİRİN
Gelelim son söze ve asıl meseleye…
Çok bilinen bir söz vardır; “Geri zekalılar insanları, orta zekalılar olayları, zeki insanlar ise sistemleri tartışır” diye.. Ne yazık ki bizde futbolun içinde bulunanlar sürekli kişileri tartışıyor. Olayları tartışanların sayısı çok az, sistemi tartışanlar ise bir elin parmakları kadar bile değil… Oysa tartışılması gereken kurulu düzen, yani sistem…
Bu sistem bilgili, iradesi güçlü, vicdanlı ve adalet dağıtan insan üretmez. Üretse bile bu bilgili, iradesi güçlü, vicdanlı ve adalet duygusu gelişmiş insanlar sistemi oluşturan çarkların içine sokulmaz. Bu çarkların içinde sadece gücü elinde bulunduranların borusunu öttüreceklerin yeri vardır.
Önce bunu bilmeliyiz.
Sonra da, sistemi değiştirmenin savaşını vermeliyiz.
Ama şunu da bilmeliyiz ki, eğer bu sistemi değiştirirsek, ne siz kulüp başkanları, ne siz teknik direktörler, ne de bugünün hakemleri, yeni sistemin içinde yer alamaz. Çünkü adaletin ve bilginin ve vicdanın ve iradenin egemen olduğu sistemde, sizler gücün egemenliğine tapınarak, bilgisizliğinize, iradesizliğinize, adalet duygusundan yoksunluğunuzla bugün elde ettiğiniz koltuklarda bir dakika bile oturamazsınız.
Ve işte bağımsızca, sadece yetenekleri, bilgileri, adalet dağıtıcılıklarıyla hakemlik müessesinde yükselmiş olanlar, o gün gerçek hakem olabilir. İşte o gün kulüpleri yönetenler de, teknik adamlar da hakemlerden yakınma ihtiyacı, yabancı hakem isteme gereği duymazlar.
Bilmem anlatabildim mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: