Türkiye Süper Liginde yeni bir heyecan kasırgası başlayacak. Artık geri sayıma geçtik ve fırtınayı hissedeceğimiz süreç günlerle sayılıyor. Kuşkusuz yeni bir sezonda, tüm takımlar kendilerine göre farklı hedefler belirledi. Kimi kümede kalmayı, kimi ilk onda yer almayı, kimi Avrupa’ya katılmayı, kimi de tek kriter olarak şampiyon olmayı başarı sayacak. Ancak lig öncesi tüm kulüp yönetenleri, teknik adamları, futbolcuları, taraftarları ve medyasıyla belirlenen hedefi genellikle tutturamaz… Hatta hiç beklenmedik, sürprizler yaşanır ve bazı kulüpler baş tacı edilme sürecine girerken, bazılarının yönetimleri de, teknik adamları da, futbolcuları da adeta hainleştirir. En büyük sorun sistemsizlik ve plansızlık olunca kimin nasıl bir sonuç elde edeceğini bilmek de kahinlik olarak nitelendirilebilir.
İşte böylesine yine belirsizliklerle dolu bir sezona daha ‘merhaba’ derken, transfer mevsimi tüm süratiyle devam ediyor. Özellikle İstanbul’un 3 kulübü Fenerbahçe, Galatasaray başta olmak üzere, Beşiktaş da transferde şampiyonluğa soyundular. Hemen hemen her gün bir büyük yıldızın geleceğine ya da geldiğine dair haberler süsledi gazetelerin sayfalarını, TV ekranlarını… TV ekranlarından tartışan ama futbolu güncel olarak bile yorumlamaktan aciz kimlikler, neredeyse sezon başlamadan şampiyonu ilan etti. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın zirve yarışını at başı götüreceklerine dair fikirler yumurtladılar. Peki gerçekten yarış bu futbolu sadece yapılan ya da yapılmayan transferlere göre yorumlamaya alışmış ancak her sezon büyük yanılgılar içine düşenlerin söyledikleri gibi mi geçecek? Ben hiç sanmıyorum…
TRANSFER ŞAMPİYONLUĞU BAŞARI KRİTERİ DEĞİL
Gelelim Trabzonspor’un durumuna… Çok eskiye gitmeye gerek yok… Ahmet Ağaoğlu başkanlığındaki yönetimin 5 yıl içinde yaptığı transferlerle Türkiye Süper ligi başlarken neredeyse hep şampiyon ilan ediliyordu. Oysa biraz da rakip olarak kabul edilen İstanbul kulüplerinin aciz düştüğü 2021-22’nin dışında elde tutulur bir başarı hikayesi yazdığını söylemek mümkün değil… Sadece 2019-20 sezonunda şampiyonluğu kıl payı kaçırdı, kupayı müzesine götürdü. O sezon bir ölçüde doğru politikalara rağmen, sonrasında Ağaoğlu ve arkadaşlarının anlaşılmaz tutumuyla Hüseyin Çimşir ve ekibinin altını adeta oyarak takımın zirve yapmasını engelledi. Sonra bir transfer furyası başlatıldı. Olağanüstü paralar harcandı. Trabzonspor 2021-22’de şampiyon olunca, her şeyin doğru planlandığını sandılar. Aslında durmuş saat de günde iki kez doğruyu gösterirdi ve Bordo-Mavililer de bunu yaşadı.
Sonraki süreç ise tam bir felakete dönüştü. Yani şampiyon olunan sezonun devre arasında başlayan ve 8 transferle birlikte herkese küçük dilini yutturan politika, geçtiğimiz sezonun ana transfer döneminde ise zirve yaptı. Daha önceki tüm yanlış transfer politikalarını yerle bir eden, çok daha ağır yanlışların, kusurların, hatta ihanete varan politikaların sonunda, sözde tarihin en iyi kadrosu yaratıldı. Fakat devam ederken gördük ki, büyük paralarla, çok küçük bir takım yaratılmıştı. Yapılan eylemin karşılığı ise iflastı. Sahada ise ne Süper ligde, ne Kupa’da, ne de Avrupa’da beklentiler karşılanamadı. Oysa her gün bir özel uçak iniyor, bir özel uçak kalkıyordu transferler için… Taraftar ise çılgına dönmüş, kendisine otorite diyen sözde futbol ulemaları da Trabzonspor’u şampiyon kabul ediyordu. Ne yazık ki fiyasko bir sezon yaşandı.
ÜÇ İSTANBUL TAKIMI ABARTILDIĞI KADAR DEĞİL
Yani öyle pahalı ve ‘büyük’ diye yutturulan transferlerle şampiyon olunmuyordu ve Trabzonspor şampiyonluk yarışının içinde bile kalamazken, yapılan fahiş hataların bedelini çok ağır bir bilançoyla ödedi. Bu bilançoyu yaratanlar tası tarağı toplayıp giderken, arkalarındaki enkaz yığınının özeleştirisini bile yapma ihtiyacı hissetmediler. Şimdi yönetim daha duyarlı, daha dikkatli bir politika izlemeye çalışıyor. En azından ekonomik açıdan yıkımın eşiğindeki kulübü tamamen batırma politikalarına bulaşmamayı tercih ediyor. Böyle olunca da sanki Trabzonspor’un hiçbir şansı yokmuş gibi bir hava estiriliyor. Buna kesinlikle katılmıyorum. Bir kere hem hazırlık maçlarında, hem de Avrupa arenasında izlediğim transfer şampiyonları öyle ahım şahım futbol oynama havasında hiç değiller. En azından şu andaki görüntüleriyle yenilmeyecek, geçilmeyecek takım görüntüsü vermiyorlar. Büyük gürültülerle transfer edilen yıldız eskileriyle birlikte sadece diğer takımların gözlerinin korkutulmaya çalışıldığını düşünmeden edemedim. İşini doğru yapan her takım bu transfer şampiyonlarını dize getirebilir ki, bu bağlamda en büyük korkuları da Trabzonspor olmalıdır. Bordo-Mavililer de tüm unsurlarıyla rakiplerine bunu hissettirmelidir.
Şunu ifade edeyim ki, Trabzonspor öncelikli olarak bir ekonomik kurtuluş mücadelesi veriyor. Bu mücadeleyi verirken, sahada da iyi olma savaşında ivme yakalama çabası gösterecektir. Bu kulübün en büyük avantajı, ona gönülden bağlı, çıkarsız seven militan taraftarıdır. Bu militan taraftarlar, sahada şartlar ne olursa olsun, hem sesleriyle, hem ekonomileriyle bu kurtuluş savaşına katılmalı, ortak olmalı ve bir meşale yakmak için cansiperane mücadelenin içinde yer almalıdır. Takıma önemli transferler yapılmadı, şova kaçılmadı diye takımı yalnız bırakma yoluna giderlerse, oluşabilecek başarısızlığın en önemli sorumluları arasına isimlerini yazdıracaklardır. Taraftarın takımına inanarak, güvenerek, her maçta tribünleri doldurarak, alkışlarla oyuncularını motive etmesi ana görevleri olmalıdır. Sahada savaşacak oyuncuların da rakiplerdeki isimlere takılmamalı, en az onlar kadar önemli ve değerli olduklarını hissederek, bilerek alın terini, emeğini, yeteneğini bu işe yılmadan, ezilmeden, özgüvenini kaybetmeden katılmalıdır. Teknik kadrosu, takımı sahiplenmeli, mücadelenin en önemli parçası olduğunu hissederek bilgi ve birikimini yansıtmalıdır.
TRANSFER ŞAMPİYONLUĞU BAŞARI KRİTERİ DEĞİL
Yönetim bir yandan ekonomik sorunları çözme mücadelesi verirken, diğer yandan camianın tüm unsurlarıyla bütünleşmesini, bir hedef doğrultusunda mücadeleye baş koymasını, takıma sahip çıkmasını, taraftarı örgütlemesini bilmelidir. Medya da, takımın her kötü sonucuna, her başarısız futboluna, kalemle saldırılar düzenleme yerine, yol gösterici, sahiplenici bir tavır sergilemelidir. Oluşabilecek başarısızlığı yapılmayan sözde yıldız transferlerine bağlayarak, yönetimi yargılama yerine, üretken bir Trabzonspor’un ortaya çıkıp, ekonomik açıdan kendi ayakları üzerinde durabilen kulüp yapısının inşası adına fikir üretmeli, vizyon çizmelidir.
Kuşkusuz şu aşamada takımda çok sayıda sakat oyuncu var. Bir kısmı erken dönebilir, bir kısmının dönüş süreci çok uzayabilir. Takımın felsefesi yeniden oluşturulmaya çalışılırken, bir takım aksaklıklar yaşanabilir. Kimse hemen umutsuzluğa kapılmamalı, takımı yalnız bırakmamalı, ya da tribünlerden tepkilerle moral motivasyonu yerle bir etmemeli… Unutulmasın ki bu ligde tam 38 maç oynanacak ve sezona çok iyi başlayan birçok takım, daha sonra tel tel dökülmüştür. Bazen de kötü başlayan takımlar zirveyi ele geçirmiştir. Geçen sezonun Galatasaray ve Fenerbahçe’nin sezon başı durumunu hatırlayalım yeter… O nedenle de kesinlikle henüz sezon başında kimse kimsenin özgüvenini yerle bir edecek eylemlerde bulunmasın, sadece sahip çıksın. Çok iyi başlandığında şımartmasın, kötü başladığında ise yerle bir etmesin… Bu yarışın yüz metre değil, maraton olduğu da asla unutulmasın.
Bu düşünceler çerçevesinde uzun bir maratonda Trabzonspor’un geçen sezondan başarısız olacağına ihtimal vermiyorum. Hatta bazı taşlar yerine oturabilirse çok daha etkin bir takımın ortaya çıkacağına inanıyorum. Bordo-Mavi renklerin kendi küllerinden yeniden doğacağı bir sürece adım atması dileğimle, ilk sınav Antalyaspor karşılaşmasında da tüm takıma başarılar diliyorum. Sahada centilmence bir rekabetin yaşandığı, futbolu bir oyun olarak sevmenin, adaletin, kardeşliğin, eşitliğin, sevginin erdemlerini hissedeceğimiz ‘Mali Fair Play’ı da unutmayacağımız bir futbol sezonuna ‘merhaba’ deme hayaliyle…
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: