Bunda Ekrem İmamoğlu'nun çok güçlü siyasi bir figür olmasının yadsınamaz etkisi vardır. Parti de onun siyasi yolculuğunun hızlanmasına katkı sağlamıştır.
İmamoğlu'nun yapısı, söylemi, vizyonu, ufku, misyonu ve hitabet tarzı (Bugünkü siyasi liderlere bakınca, farkı çok belirgin bir şekilde görülüyor.) onun bulunduğu yere hak ederek geldiğini ortaya koyuyor.
İmamoğlu'nun bazı tavırlarını hoş göremeyebilirsiniz, kadirşinaslıktan uzak diye. (Ben de bazı davranışlarını hoş karşılamayanlardanım.) Lakin gelmiş olduğumuz nokta: "Söz konusu VATANSA gerisi teferruattır." Bu anlayışla hareket etme olgunluğunu yakalayabilmek de her babayiğidin harcı değildir.
CHP'nin yerel seçimlerde göstermiş olduğu başarı siyasetin kartlarının yeniden dağıtılacağının isaretiydi. Çünkü CHP 1977'den beri ilk defa birinci parti oldu. Ülkenin yarısı CHP'li belediyeler tarafından yönetiliyor. Partinin Cumhurbaşkanı adayı olarak göstermek istediği kişi; anketlerde % 55'lerde.
Bu kadar ivme kazanmış parti ancak Kılıçdaroğlu ile durdurulur. Bugün çok güçlü bir olasılıkla, kayyum olarak CHP'ye Kılıçdaroğlu atanacak. Bu durumu kendisine nasıl yakıştıırıyor, ülkenin kaderiyle nasıl oynuyor? Vicdanı rahat eder de torunlarının yüzüne nasıl bakar, bilemem.
İmamoğlu tutuklandığı zaman kamuoyunun tepkisi olmasaydı belki de İBB'ye kayyum atanacaktı.
Kılıçdaroğlu CHP'ye tekrar genel başkan olma isteğiyle yanıp tutuşmasaydı; "ATATÜRK'ün partisine nasıl kayyum atanır."diyebilseydi; bugün bunlar konuşulmazdı.
Rahmetli Bülent Ecevit'in CHP genel başkanlığını bırakıp da DSP'yi kurmasını daha iyi anlıyorum şimdi.
Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Trabzon Milletvekili Yavuz Aydın seçim yenilgisinin ardından: "Sayın Kemal Kılıçdaroğlu özür dileyerek jubilesini yapmalı." tavsiyesini dinleseydi bugün başka şeyleri tartışır olacaktık.
Ha son olarak: Özgür Özel olur mu, tartışması yersiz ve lüzumsuzdur. O soranın işi.