Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk partisi olan CHP, çok partili hayata geçişin ardından içinden Demokrat Parti’yi çıkararak yeni bir dönemin kapısını açtı. Ancak Türk seçmeni, tarih boyunca sol siyasete karşı mesafeli durdu; CHP’de çok partili düzene geçildikten sonra iktidarda iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar kısa süre kalabildi. Buna rağmen ülkede herhangi bir olumsuzluk olduğunda, haklı ya da haksız, suçun yöneltildiği ilk adres çoğu zaman CHP oldu. Bugün bile çeyrek asırdır iktidarda olmayan bir parti hakkında “CHP yüzünden” söylemleri hâlâ siyaset sahnesinde yer bulabiliyor.
CHP’nin kendi içinde bu duruma katkı yaptığı da bir gerçektir. İnönü’den başlayan, Ecevit’le devam eden, Baykal ile pekişen ve Kılıçdaroğlu ile farklı bir evreye giren genel başkanlık süreçleri başlı başına birer tez konusudur. CHP’nin efsane isimlerinden Bülent Ecevit bile parti içi çekişmelerle baş edemeyerek sonunda DSP’yi kurmuş ve iktidara oradan yürümüştü. CHP, Ecevit’in rüzgârıyla bir kez %40’ın üzerine çıkmış; sonrasında ise uzun yıllar %25 bandına sıkışıp kalmıştır.
Tam bu kısır döngü yeniden yaşanacak derken, Beylikdüzü’nden yükselen Ekrem İmamoğlu rüzgârı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’yla taçlanmış ve CHP’ye uzun süredir görmediği bir umut vermişti. Ancak cumhurbaşkanlığı seçiminde Kılıçdaroğlu’nun tercihleri, topluma kendini kabul ettiremeyişi ve “kaset skandalı” sonrası gelen kongre süreci, partide dengeleri yeniden değiştirdi. Kılıçdaroğlu, koltuğu Özgür Özel’e bırakmak zorunda kaldı fakat parti üzerindeki etkisini tamamen çekmediği de açıkça görüldü.
Bu süreçte Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, toplumda büyük bir tepki ve direniş yarattı; meydanlar dolup taştı. CHP ise kayyum tehdidiyle karşı karşıya kaldı, İstanbul’da “çakma il başkanı” olarak anılan atama yapıldı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Özgür Özel hızlı biçimde genel başkanlık koltuğuna yerleşti, partideki etkisini artırdı ve zamanla İmamoğlu arka planda bırakıldı. “Gözden uzak olan, gönülden de ırak olur” sözü adeta bu dönemi özetler nitelikteydi.
Özel’in Trabzon ziyaretleri sıklaşırken, kamuoyuna vefalı bir görüntü vermeye çalıştığı dikkat çekiyordu. Kalabalıklar arttıkça kendine güveni de pekişiyor, fakat vücut dilindeki samimiyetsizlik algısı da bir o kadar belirginleşiyordu. Bu durumun en net görüldüğü an ise CHP kurultayı oldu. Trabzon’dan Parti Meclisi’ne hiçbir isim alınmadı. Kamuoyuna sunulan bahaneler ikna edici değildi. Çünkü örgütlerin büyük kısmı İmamoğlu tarafından şekillendirilmişti ve bu yapıdan kurtulmak için kurultay olağanüstü bir fırsata dönüştürülmüştü.
18 ilçe ve il başkanının imzasına rağmen Akçaabat İlçe Başkanı Emre Şahin Köroğlu’nun Parti Meclisi’ne alınacağı sözü tutulmadı. Bu kongre, bir bakıma CHP kurultayı değil, “İmamoğlu’nu tasfiye etme ve Özgür Özel’i tahkim etme kongresi” olarak tarihe geçti.
Eskilerden rahmetli Yavuz Karan’ın adı anılınca insan ister istemez şu soruyu soruyor: “Karan yaşasaydı, genel merkez böyle bir karar almaya cesaret edebilir miydi?”
O olsaydı, en azından bütün ilçe örgütlerinin istifa dilekçelerini aynı gün genel merkeze gönderecek cesareti gösterebilirdi. Bugün ise kimseden çıt çıkmıyor. Adeta “olan memnunsa, bir sıkıntı yok” tavrı hâkim.
Ama unutulmamalı: Kral bugün kraldır, yarın ise değişebilir.
Bu nedenle herkesin dikkatli olması ve dimdik durması gerekir. Çünkü siyaset, en çok “ayağı birbirine dolaşanları” affetmez.