Dünyanın birçok ülkesinde kadınlar temel haklarını elde edebilmek için uzun ve zorlu mücadeleler vermiştir. Türkiye ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok önemli bir adım atmış, kadınlara birçok Avrupa ülkesinden önce siyasi ve sosyal haklar tanımıştır. Bu büyük dönüşümün mimarı ise Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmuştur.
Atatürk’ün ileri görüşlülüğü sayesinde Türk kadını, daha Avrupa’nın önemli bir bölümünde kadınların seçme ve seçilme hakkı bile yokken bu haklara kavuşmuştur. O günün şartlarında bu, yalnızca bir reform değil aynı zamanda büyük bir medeniyet hamlesiydi.
Ancak aradan geçen yıllara rağmen bugün Türkiye’de yaşanan tablo, bu büyük vizyonla bağdaşmayan acı bir gerçeği ortaya koyuyor. Her gün yeni bir kadın cinayeti haberiyle sarsılıyoruz. Neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor. Bu yalnızca bir istatistik değil; her biri yarım kalan hayatlar, dağılan aileler ve vicdanları yaralayan dramlar demektir. Üstelik görünen tablo buzdağının sadece görünen kısmı. Tacizler, tecavüzler ve aile içi şiddetin önemli bir bölümü ya korkudan ya da toplumsal baskıdan dolayı hiç gün yüzüne çıkmıyor. Gerçek rakamların çok daha ağır olduğu ise herkesin bildiği ama çoğu zaman konuşmaktan kaçındığı bir gerçek.
Şiddet artık yalnızca sokakta ya da evde yaşanmıyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan korkunç bir olayda, bir kadın öğretmen kendi öğrencisi tarafından vahşice katledildi. Bir eğitim kurumunda, bir öğretmenin hayatını kaybetmesi toplum adına büyük bir utançtır. Bu olay yalnızca bir cinayet değil, aynı zamanda toplumsal çürümenin de acı bir göstergesidir. Artık bu meseleye sıradan bir asayiş olayı gibi bakma lüksümüz yok.
Kadına yönelik şiddet konusunda cezalar gerçekten ağır ve caydırıcı hale getirilmeli, uygulamada en küçük bir tavize dahi yer verilmemelidir. Çünkü cezasızlık algısı sürdükçe şiddet de artmaya devam edecektir. Unutulmamalıdır ki kadın hakları bir lütuf değildir. Bu haklar, Cumhuriyet’in temel değerleriyle kazanılmıştır. O değerleri korumak ise bugün yaşayan herkesin sorumluluğudur.
Kadınların korkmadan yaşayamadığı bir ülkede gerçek anlamda huzurdan, adaletten ve medeniyetten söz etmek mümkün değildir. Kadına yönelik her türlü şiddeti bir kez daha en güçlü şekilde kınıyorum. Ancak artık kınamak yetmez. Bu utancı durduracak kararlı adımların atılması şarttır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün "Cumhurbaşkanı olmasaydım, Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim" eğitime verdiği önemi ve cehaletle mücadeleyi en büyük vazife sözü gördüğünü gösterir.
Yorumlar
Kalan Karakter: