Türkiye gibi demokratik hak ve özgürlüklerin her geçen gün daha bir yoksandığı otoriter rejimlerde, toplumsal muhalefet için parlamento ve parti siyaseti dışında bir alan bulmak oldukça zor.
Sendikalar, sivil toplum kuruluşları, tepki olarak bir araya gelen sıradan vatandaşlar dahi yasal bir süreçle karşı karşıya kalma korkusu taşıyor. Ancak geçmişte ve bugün, dünyada ve Türkiye’de otoriter rejimlerin baskılarına direnenlerin yadsınmaz başarıları olmadı değil. Burada üç önemli unsur, görünürlük, kitlesellik ve sürdürülebilirlik, yani kitlelerin uzun soluklu olarak harekete geçirilmesi, protestolar ve kampanyalar büyük önem taşıyor.
Bunun gerçekleşmesi ise; toplumsal muhalefet tarafından, talep konularının istikrarlı bir biçimde gündemde tutulması ve daha geniş kitlelere ulaştırılması yönünde yapacağı çalışmayla olanaklı. Yolsuzluk, yoksulluk, sosyal eşitsizlik gibi konuların gündemde kalıcı bir yer edinmesi, hak ihlallerinin takip edilmesi muhalefetin yaratacağı politik baskının en temel dayanağını oluşturuyor. Ancak kolektif hafıza bireysel hafızadan farklı bir biçimde, farklı mekanizmaları kullanarak işliyor. Üstelik 24 yıldan fazla süren bir iktidar söz konusu olduğunda, kolektif hafızayı istediği gibi manipüle edecek, yeni hikayeler, yeni tehditler, yeni mağduriyetler yaratacak bir kaos ortamını kaçınılmaz kılıyor.
Dolayısıyla çatışmaya konu olan sorunların görünürlüğünü sağlamak için kullanılacak kanallar da daha geniş kitlelere, ama aynı zamanda daha farklı kesimlere ulaşılması açısından büyük önem taşıyor. Burada sosyal medya ve internetin avantajları kadar dezavantajları olduğunu da vurgulamakta fayda var. Sorun sadece dijital iletişimin belli bir kitleye ulaşması değil aynı zamanda bu kitlenin fazlasıyla bölünmüş olması, herkesin kendi kapalı devresinde ( sadece Halk TV-Sözcü TV. Ya da Beyaz TV- ATV. İzlemek gibi) kendini dar alanda sınırlayıp, iletişim ağını ve bilgi akışını yitirmesi. Üçüncü bir sorun ise dijital bilgi akışlarının hızına karşılık kalıcılığının sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla tüm bu kısıtlılıklar ışığında, toplumsal muhalefetin gerçek anlamda örgütlenip, kitleselleşmesi ancak fiziksel alandaki sosyal karşılaşmalar marifetiyle nitelikli iletişimin tabana yayılmasıyla mümkün olacaktır.
Kuşkusuz ki medya bunun bir aracı olmakla birlikte tek aracı değildir. Gösteriler, toplantılar, mitingler, protesto, boykot, grev ve farklı eylem türlerini etki kapasiteleriyle birlikte değerlendirmek gerek. Toplumsal muhalefetin mahalle düzeyini, bireysel karşılaşmaları ve kolektif eylemi yeniden keşfedip canlandırması gerekir. Son olarak, toplumsal muhalefetin kalıcı bir dönüşüm yaratabilmesi, sorun çözümüne ortak olabilmesi için sürekliliğin sağlanması, formel bir örgütsel yapıya evrilmese bile kurumsallaşması önem taşıyor.
Mücadeleyi kısa vadeli kazanımlar etrafında değil, uzun erimli bir toplumsal dönüşüm ekseninde kurmak, kazanımların takipçisi olmak ve gündemi profesyonelce güncellemek, kimseyi dışında bırakmamak gerekiyor. Zira başarılı ya da başarısız her bir mücadele bir öğrenme süreci olarak kendinden sonra gelecek mücadelelere alan açıyor.
Yaşam koşullarının çöküşü bu denli keskinleşmişken… Alanlardan yükselen “sandık” ve “erken seçim” talepleri, sağır sultanlar tarafında istenildiği kadar ötelenip, kulak arkası edilsin! Ekonomik ve siyasal çöküş bir erken seçimi zorunlu kılmaktadır.
Bu süreçte muhalif güçlerin… iktidarın yarattığı suni gündemlerin ve algıların peşine takılmak yerine, var olan sorunları görünür kılması… Başka bir reçeteyle adil paylaşımın mümkün olduğunu anlatması, ayrıştırıcı politik söylemlere, örgüt içi hesaplaşmalara karşı, bir arada yaşamanın ve kolektif mücadelenin yollarını bulup, ortaklaşmayı hayata geçirmesi tarihi sorumluluğumuzdur.
Hukuk dışı uygulamalarıyla toplumu canından bezdiren zamanın iktidarını uyaran İsmet İnönü’nün; “Hukuk dışı bir rejimin kurulmakta olmasıyla karşı karşıyayız. Açıktan uygulanan yeni rejimle vatandaş sorgusuz, müdafaasız, mahküm edilmektedir. Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum. Suçluların telaşı içindesiniz.” Sözleri gök kubbede halen yankılanıyor duyuyor musunuz?
Sevgiyle, dostlukla…
.
Yorumlar
Kalan Karakter: