Entrikalarla sarmal 24 koskocaman yıl. Herhangi bir siyasal oluşumun kesintisiz iktidarda kalabilmesi için çok uzun bir süreç… Ancak onca yılın ardından tüm parametreler, yine de iktidar açısından yavaş yavaş ilerleyen bir tükenişin son virajına gelinmesini engelleyemiyor!
2002 yılında doğan çocuklar artık ebeveyn olmuş ya da olmanın eşiğindeler. Onlar büyürken yönetim erkinde AKP’li iki cumhurbaşkanı ve dört başbakandan gayrısını görmediler. Koalisyon hükümeti nedir bilmezler. Koalisyon görüşmelerinin heyecanını anlamazlar. Bu güne değin cumhurbaşkanınca hükümeti kurma görevinin kime verileceğine dair arkadaşlarıyla iddialaşmaları hiç olmadı. Hükümet kurulabilmesi için gerekli milletvekili sayısının ne olduğunu ezbere bilmeleri gerekmedi, seçimlerden birinci olarak çıkan bir siyasal partinin mecliste hükümeti tek başına kuracak çoğunluğa sahip olmadığı durumlarda meclis aritmetiğini takip etmek zorunda kalmadılar. Dahası azınlık hükümetiyle yönetilmiş olmalarına karşın adını bile koyamadılar!
Muhalefetin meclis içinde iktidarlara kök söktürebileceğine ilişkin fikirleri de oluşamadı. Meclis’te verilen gensoru önergelerinin hükümetler için doğurabileceği sarsıcı sonuçlara hiç tanık olmadılar. Gensoruyla hükümet düşürülebileceğini havsalaları almaz. Soru önergelerinin demokratik işleyiş açısından ne kadar değerli araçlar olduğundan da habersizler. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi yüksek yargı kurumlarının denetleyici, dengeleyici işlevlerini hiç öğrenemediler, bu işlevlerin önemini hiç kavrayamadılar. İşin kötüsü, onlar büyürken bu kurumların saygınlıkları öylesine lekelendi ki ardılı kuşaklar bile bunların işlevsizliklerini neredeyse kanıksanış görünüyor.
Taaa 12 Eylül’den itibaren (sözde istikrar adına) yürütmeyi güçlü kılmak üzere yapılan her anayasa değişikliği, bugün tek adamın şirket mantığıyla yönettiği bir rejime çıkarttı bizi. Etkin, verimli yönetim fikri, demokratik değerlerin feda edilmesiyle sonuçlandı. Yalnız 24 yaşındakiler değil, 12 Eylül’den sonra doğanların çoğu, istikrar mitinin işgali altındaki bir siyasal kültürün içinde yetişti. 12 Eylül öncesine tanık olan, pek çok bedel ödemek zorunda kalmış kuşaklar, onları korumak adına istikrarı savunurken çocuklarına, torunlarına demokrasinin denge- denetleme mekanizmalarının yok edildiği bir siyasal süreci miras bıraktı. Hak-hukuk-adalet bilinci zedelendi, yıllar süren hak mücadelelerinin kazanımları teker teker iğdiş edildi!..
Yurttaşın siyasal süreçlere katılımı için seçimler dışında pek az seçenek bırakıldığı bir ortamda; Seçimler iktidarın işine yarayan sonuçlar doğurduğu sürece milli iradenin tecellisi olarak kabul gördü. Seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanlarının, tutukevlerinde tutsak tutulması, iktidarın aracına dönüşmüş yargı kurumları eliyle ve (sözde) gizli tanık ifadelerine gerekçelenerek geleceklerinin karartılması, hak gaspı olmanın ötesinde; halkın söz-yetki- karar süreçlerinden dışlanıp, demokrasinin alenen askıya alınması değil de nedir?
Demokrasinin kapsamı, her geçen gün inandırıcılığını kaybetmiş istikrar söylemleriyle daha bir daraltılıp işlevsiz kılınırken. Sağ iktidarların dilinde istikrar adı, kah birlik-beraberlik, kah beka olarak ünlendi… Kuruluş amaçlarından ve kırmızıçizgilerinden adım adım uzaklaştırılan devlet, amaca dönüştürüp. Kendini merkeze taşımak isteyen bir siyasal partinin kolaylaştırıcısı işlevini üstlenirken, toplum olarak bizler bu ihanetin sadece sessiz tanıklığından öte hiçbir şey yapamadık!
Sonuçta, yaygın çıkar ağları sayesinde yaratılan algının ardına ustalıkla gizlenerek, toplumun kendini parti devletine feda etmesi sağlandı. Ve böylesine edilgen bir ortamın umarsız ürününe dönüştürülen siyaset kurumu!... Gelecek kuşaklar adına, neredeyse imkansız hale getirilmiş oldu.
İstikrar adına feda edilen hak ve özgürlüklerimizin, yeniden kazanılması için bu eşiği aşmak gerekiyor dostlarım. Mücadelemiz, birkaç siyaset cambazının zevki- sefa içinde oynaşması için değil, siyaseti tekrar bir imkana dönüştürmek içindir bu da böyle biline!
Sevgiyle, dostlukla…
Yorumlar
Kalan Karakter: