Dün Siverek’te bir okul basıldı.
Bugün Kahramanmaraş’tan yeni bir saldırı haberi geldi.
Aynı gün Mersin’de bir öğrencinin okula silahla geldiği ortaya çıktı.
Artık kelimeleri eğip bükmenin, meseleyi yumuşatmanın hiçbir anlamı yok:
Bu bir güvenlik zafiyeti değil, bu açık bir çöküştür.
Üstelik bu tablo, öğretmenlerin ve eğitim emekçilerinin “artık yeter” diyerek iş bıraktığı bir günde yaşanıyor.
İki günlük eylem yetmedi, üç güne çıkarıldı.
Çünkü sahadaki gerçek, alınan kararların çok ötesinde.
Ama soruyorum:
Devlet nerede? Sistem nerede? Sorumlular nerede?
Dün bir eski öğrenci elini kolunu sallayarak okula girip ateş açıyor.
Bugün başka bir şehirde öğrenciler camdan atlayarak canını kurtarmaya çalışıyor.
Aynı gün bir başka şehirde bir öğrenci çantasında silahla okula giriyor.
Ve daha da vahimi şu:
Bu olaylar sürpriz değil.
Günler öncesinden “Hazır olun, bu okulda birkaç gün sonra saldırı olacak” diye yazılıyor.
Açık açık tehdit ediliyor.
Hedef gösteriliyor.
Peki sonuç?
Hiçbir önlem alınmıyor.
İşte tam olarak bu yüzden bu yaşananlar bir “olay” değil,
sistematik bir çürümenin sonucu.
Sınır tanımazlığın,
cezasızlığın,
her defasında görmezden gelinen ihlallerin büyüyerek geri dönmesidir.
Çünkü bir yerde suç bedel ödemezse,
o suç büyür.
Cesaret bulur.
Ve sonunda kaçınılmaz olur.
Bugün yaşadığımız tam olarak bu:
Kaçınılmaz hale getirilmiş bir felaket.
Bu üç olay tek başına bile bir ülkeyi alarma geçirir.
Ama bizde hâlâ aynı refleks:
“Soruşturma başlatıldı.”
Bu cümle artık bir çözüm değil, bir itiraftır.
Yetersizliğin, hazırlıksızlığın ve ihmalkârlığın itirafı.
Bakın açık konuşalım:
Bir ülkenin okuluna silahla girilebiliyorsa,
orada sadece güvenlik değil, devlet refleksi çökmüştür.
Çünkü okul dediğiniz yer,
bir çocuğun hayata ilk temas ettiği yerdir.
Eğer orası korunamıyorsa,
hiçbir yer gerçekten korunmuyor demektir.
Daha acı olan ne biliyor musunuz?
Bu olaylar yaşanırken bile toplumsal refleks parçalı.
8 ayrı sendika…
8 ayrı ses…
8 ayrı yön…
Böylesine hayati bir meselede bile ortak bir duruş yoksa
bu sadece kurumsal dağınıklık değil,
toplumsal irade zayıflığıdır.
Ve şimdi en net yere geliyoruz:
Bu bir “talihsizlik” değil.
Bu bir “münferit olay” hiç değil.
Bu, doğrudan yönetim sorumluluğudur.
O makamın adı da bellidir:
Yusuf Tekin
Sayın Bakan,
önceden yazılmış tehditlere rağmen hiçbir önlem alınmıyorsa,
çocuklar korku içinde kaçışıyorsa,
öğrenciler camdan atlayarak hayatta kalmaya çalışıyorsa,
gençler çantasında silahla okula girebiliyorsa,
öğretmenler derse girerken ölüm ihtimalini düşünüyorsa
artık hiçbir açıklamanın, hiçbir savunmanın anlamı kalmamıştır.
Bu noktadan sonra görevde kalmak,
sorumluluk almak değil,
sorumluluktan kaçmaktır.
Gelişmiş bir ülkede ne olurdu biliyor musunuz?
Bir tehdit ciddiye alınmayıp ardından saldırı gerçekleşseydi
o koltuklar bir gün bile korunamazdı.
Çünkü orada bir gerçek vardır:
İhmalin bedeli olur.
Burada ise sessizlik var.
Tepkisizlik var.
Alışılmışlık var.
En tehlikelisi de bu:
Alışıyoruz.
Okulda silaha alışıyoruz.
Şiddete alışıyoruz.
Korkuya alışıyoruz.
İşte o son ve üzücü sahne…
Her defasında meşrulaştırılan bir sürecin kaçınılmaz finali…
Bugün bir veli çocuğunu okula gönderirken içinden şunu geçiriyorsa:
“İnşallah akşam sağ salim döner…”
Bir ülke zaten en büyük kaybını yaşamıştır.
Bu sadece güvenlik meselesi değil.
Bu, doğrudan gelecek meselesidir.
Çünkü korkuyla büyüyen bir nesilden
özgür, güçlü ve üretken bir toplum çıkmaz.
Artık kimseyi oyalayan cümlelere tahammül yok.
Artık “gerekli inceleme” masallarına sabır yok.
Net sorumluluk, net sonuç gerektirir.
Ve evet, bu kadar açık:
Milli Eğitim Bakanı derhal istifa etmelidir.
Çünkü bu bir tercih değil,
bir zorunluluktur.
Çünkü mesele siyaset değil.
Mesele makam değil.
Mesele çocuklarımızın hayatta kalma hakkıdır.
Ve hiçbir çocuk
okula giderken hayatta kalmayı düşünmek zorunda bırakılmamalıdır.
Çok üzgünüm.
OKUL KAPISINDA BEKLEYEN KORKU!
Yayınlanma :
16.04.2026 09:36
Güncelleme
: 16.04.2026 09:36
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: