Siyasette en ucuz şey slogandır. En zor olan ise seviyeyi korumaktır. Çünkü seviye; güçle değil, karakterle ilgilidir. Makam verirler, yetki verirler, kürsü verirler… Ama seviye verilmez, taşınır.
Ve ne yazık ki bugün en hızlı kaybettiğimiz şey tam olarak bu.
Eski bakan, TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı, AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu’nun muhalefete “gevezelik” diyerek cevap vermesi bir dil sürçmesi değil, bir tercih meselesidir. Çünkü siyasetçinin ağzından çıkan her kelime ölçülüdür. O kelime oraya bilinçli konur.
Peki soralım:
Bir fikre “gevezelik” demek, o fikri çürütür mü?
Yoksa tartışamayınca küçümsemek, en kolay kaçış yolu mudur?
Daha da ötesi… Sezgin Mumcu’nun “Epstein benzeri skandal” ve “sapkınlık” gibi ifadeleri artık siyasetin değil, doğrudan hedef göstermenin dilidir. Bu kelimeler eleştiri değildir. Bu kelimeler, itibarsızlaştırma çabasıdır.
Ve açık konuşalım: İtibarsızlaştırarak güç kazanan siyaset, aslında kendi seviyesini ele verir.
Şimdi asıl meseleye gelelim:
Bu dil kime ne kazandırıyor?
Toplumu mu birleştiriyor? Hayır.
Sorunları mı çözüyor? Hayır.
Devlete olan güveni mi artırıyor? Aksine.
Ama bir şeyi kesin yapıyor:
Toplumu yavaş yavaş birbirine yabancılaştırıyor.
Çünkü siyasetçinin kurduğu cümle, sadece rakibini değil; o rakibe oy veren milyonları da hedef alır. Siz bir görüşü aşağılıyorsanız, aslında o görüşü taşıyan insanları aşağılıyorsunuz demektir. Bu da siyaset değil, toplumsal fay hattı üretmektir.
Unutulan çok kritik bir gerçek var:
Siyaset, düşman üretme sanatı değildir.
Siyaset, birlikte yaşama kültürünü yönetme sanatıdır.
Bugün alkış almak için kurulan sert cümleler, yarın yüz yüze bakıldığında ağır bir yük olur. Çünkü bu ülke, sosyal medyadan ibaret değil. Aynı sokakta yürüyoruz, aynı pazardan alışveriş yapıyoruz, aynı şehirde nefes alıyoruz.
O yüzden asıl soru şu:
Yarın karşılaşacağın insanlara bugün bu dili kullanabiliyor musun?
Eğer cevap “hayır” ise, o dil yanlıştır.
Seviye kaybolduğunda sadece üslup bozulmaz; adalet duygusu zedelenir, güven aşınır, toplum yorulur. Ve en tehlikelisi, insanlar artık söylenene değil, söyleniş biçimine tepki vermeye başlar. İşte o noktada söz, anlamını tamamen kaybeder.
Son söz net:
Siyasette güç, bağırmakla değil; ikna etmekle ölçülür.
Ve ikna, ancak seviyeli bir dil ile mümkündür.
Aksi hâlde geriye sadece gürültü kalır.
Gürültü ise hiçbir sorunu çözmez.
HAFIZA VE GERÇEKLER ARASINDA SIKIŞAN BİR LİG
Amed SK’nin Süper Lig’e yükselmesi, sportif bir başarıdan çok daha fazlasını tetikledi. Lig daha başlamadan ikiye bölündü:
Tebrik edenler, sessiz kalanlar, mesafe koyanlar…
Bunun sebebi sadece bir yükseliş hikâyesi değil. Geçmişte yapılan ve toplumun geniş kesimlerinde derin rahatsızlık oluşturan paylaşımlar hâlâ hafızalarda. Bu hafıza kolay silinmiyor. Hele ki konu şehitler olduğunda, toplumun refleksi daha sert, daha hassas oluyor.
Ama madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelmek, meseleyi çözmüyor.
Bugün devletin en üst makamı, Recep Tayyip Erdoğan tebrik ediyor.
Türkiye Futbol Federasyonu tescil ediyor.
Sistem işliyor, süreç resmî olarak tamamlanmış durumda.
Yani hukuki ve sportif zeminde “yok sayılacak” bir durum yok.
Ama toplumsal zeminde “tam kabul” de yok.
İşte asıl kırılma burada.
Peki bu nasıl aşılacak?
Öncelikle şu gerçek kabul edilmeli:
Futbol sadece futbol değil. Hele Türkiye gibi duyguların güçlü yaşandığı bir ülkede, kulüpler sadece birer spor markası değil; aynı zamanda kimlik, aidiyet ve hafıza taşıyıcısıdır.
Bu yüzden çözüm, ne sadece “görmezden gelmek” ne de sürekli “geçmişe sıkışmak”.
Trabzonspor Başkanı ve aynı zamanda Kulüpler Birliği Başkanı olan Ertuğrul Doğan’ın temkinli duruşu da bu hassasiyetin bir yansıması. Çünkü yarın aynı sahada karşı karşıya gelinecek. Rekabet olacak ama bu rekabetin zemini saygı olmak zorunda.
Aksi halde bu lig oynanmaz, sadece tartışılır.
Diğer yandan, kulübün kendisi açısından da net bir sorumluluk var:
Geçmişte kırılan güveni onarmak.
Sözle değil, tavırla…
Bir kere değil, sürekli…
Toplumun kabulü, federasyonun tescilinden daha zor kazanılır.
Gelelim işin farklı bir boyutuna…
Murat Zorluoğlu…
Trabzon’da görev yaptığı dönemde Trabzonspor 38 yıl sonra şampiyonluk yaşadı.
Bugün ise Diyarbakır’da, Amed SK’nin tarihi başarısına tanıklık ediyor.
Tesadüf mü, denk geliş mi bilinmez…
Ama hayat bazen böyle ironiler yazar.
Son söz şu:
Bu lig ya gerilimle ikiye bölünecek,
ya da sağduyu ile büyüyecek.
Seçim; kulüplerin, yöneticilerin ve en önemlisi taraftarların dilinde saklı.
Çünkü seviye kaybolursa, futbol da anlamını kaybeder.
Yorumlar
Kalan Karakter: