Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın Beşiktaş maçı ve Mali Genel Kurul öncesinde Trabzon’a gelerek Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Beşikdüzü ve Şalpazarı belediyelerini ziyaret etmesi, ilk bakışta rutin bir program gibi görülebilir. Ancak bu ziyaretlerin taşıdığı anlam, programın çok daha ötesindeydi. Çünkü bu buluşmalar, Trabzonspor’un yalnızca bir futbol kulübü değil, bir şehir kimliği ve ortak değer olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Farklı siyasi partilere mensup belediye başkanlarının, hiçbir ayrım gözetmeksizin Trabzonspor Başkanı’nı aynı saygı ve samimiyetle karşılaması son derece dikkat çekiciydi. Günümüz Türkiye’sinde siyasetin her alanı belirlediği bir ortamda, bu tablo aslında önemli bir mesaj veriyordu: Trabzonspor, siyasetin üstünde bir değerdir. Kapılar parti rozetiyle değil, bordo-mavi kimlikle açılmıştır.
Zaten bu gerçeğin en somut hali yıllardır tribünlerde yaşanıyor. Taraftarın siyasi görüşü, ideolojisi ya da hayata bakışı ne olursa olsun, Trabzonspor söz konusu olduğunda herkes aynı renkte buluşuyor. Tribünlerde yükselen tek ses, şehirdeki ortak vicdanın ve ortak hafızanın yansımasıdır. Bordo-mavi renkler, bu şehirde ayrıştıran değil, birleştiren bir güce sahiptir.
Trabzonspor, bu yönüyle yalnızca sahada kazanılan ya da kaybedilen maçlardan ibaret değildir. O, geçmişten bugüne taşınan bir duruşun, bir mücadelenin ve bir aidiyetin adıdır. Bu yüzden Trabzonspor’un başkanlığı da sıradan bir yöneticilik görevi değildir. Bu makam, aynı zamanda şehrin ve taraftarın ortak değerini temsil etme sorumluluğunu da beraberinde getirir. Ertuğrul Doğan’ın gerçekleştirdiği bu ziyaretler, tam da bu sorumluluğun farkında olunduğunu göstermektedir. Saha içindeki hedefler, mali tablolar ya da sportif planlamalar elbette önemlidir; ancak Trabzonspor’un asıl gücü, toplumun her kesimini bir arada tutabilmesinden gelir. Başkanlık makamı da bu birleştirici ruhu korumakla yükümlüdür.
Ortaya çıkan bu tablo, bir kez daha açıkça göstermiştir ki Trabzonspor, dün olduğu gibi bugün de siyasetin üstünde durmaktadır. Değişen başkanlar, yöneticiler ve dönemler olabilir; ancak bordo-mavi sevda, bu şehirde her zaman ortak payda olmaya devam edecektir. Trabzonspor, bu toprakların üst kimliğidir ve öyle kalacaktır.
GERİ DÖNÜŞ SADECE SKOR DEĞİLDİ
Trabzonspor, Beşiktaş karşısında sahaya çıkarken kâğıt üzerinde “eksik”, zihinsel olarak ise belki de sezonun en güçlü sınavlarından birini veriyordu. Maç öncesi kadroda yaşanan önemli eksiklere rağmen ortaya konan duruş, bu karşılaşmayı sıradan bir lig maçı olmaktan çıkardı.
Maçın bir anında skor tabelası 3-1’i gösterirken, birçok takım için hikâye orada biterdi. Ancak Trabzonspor için bitmedi. Çünkü bu takım, sadece skora değil, oyuna ve inanca tutundu. Sahadan yenilmeden ayrılmak, belki puan tablosunda bir haneye yazıldı ama asıl kazanım zihinsel taraftaydı.
Bu beraberlik; moral, özgüven ve süreklilik açısından son derece kritik bir eşik oldu. Yenilmezlik serisinin devam etmesi, takımın “pes etmeyen” kimliğini pekiştirdi. Daha da önemlisi, oyuncuların teknik direktöre olan inancının sahaya yansıdığı bir maç izledik.
Artık bu noktadan sonra mesele sadece haftalık sonuçlar değil. Trabzonspor’un vermesi gereken asıl karar şu: Bu yolda hocaya sonuna kadar inanılacak mı? Beşiktaş maçındaki geri dönüş, bu soruya güçlü bir “evet” cevabı niteliğindeydi.
Şampiyonluk iddiası bazen puan farkıyla değil, ortaya konan karakterle ölçülür. “Ben buradayım, iddialıyım, bu yarıştan kopmam” demek, bazen bir geri dönüşle mümkün olur. Trabzonspor bu maçı tam olarak bu yüzden kazandı; skor olarak değil ama ruh olarak.
Bu sezon olmazsa bile, önümüzdeki sezonlar için çok net bir mesaj verildi:
“Ben bu yarışın içindeyim. Bugün değilse yarın. Ve benden daha güçlü bir aday yok.”
Bu felsefe kafalarda yer ettiği sürece, gerisinin gelmemesi için hiçbir sebep yok.