Trabzon, yalnızca bir şehir değil; aidiyetin, mücadele ruhunun ve inancın adıdır. Trabzonspor ise o dağ gibi duruşun, halkın alın teriyle yoğrulmuş gururudur.
Trabzonspor 2021-2022 sezonunda şampiyon olduğunda, hepimiz sokaklara dökülmüştük. Sadece bir kupayı değil, yılların emeğini, alın terini, gözyaşını, inancı kazanmıştık. Trabzon’da doğup büyümüş biri olarak o anı kelimelerle tarif edemem. Çünkü bu sadece bir futbol başarısı değildi; bu, bir halkın kendiyle gurur duyduğu, “Biz de yaparız” dediği o nadir anlardandı.
Ama ne oldu dersiniz?
Memleketlerinin takımını destekleyen Trabzonlu siyasetçiler tribünde görününce, İstanbul medyası hemen harekete geçti. “Trabzonspor’a siyaset karıştı” dediler. Manşetler atıldı, tartışma programlarında parmaklar sallandı. Sanki futbol değil de, gizli bir operasyon yapılıyordu!
Oysa neydi bu?
Bir memleket evladının, kendi toprağının takımını desteklemesi. Bundan daha doğal ne olabilir?
Şimdi dönelim bugüne.
Aynı siyasetçiler, bu kez Fenerbahçe formasıyla poz verdi. Ve ne oldu biliyor musunuz? Alkış tufanı koptu.
Aynı pozlar, aynı isimler… Ama bu kez her şey “çok güzel, çok yakışıklı, çok sempatik.”
İşte burada durup düşünmek gerekiyor.
Mesele gerçekten siyasetin futbola karışması mıydı?
Yoksa mesele, o siyaset hangi takımı tuttuğuna göre mi değişiyor?
Ben Trabzonluyum. Trabzonsporluyum. Bu takımı çocukluğumdan beri seviyorum. Bizde forma kutsaldır. Renkler, sadece renk değil; bir karakterin, bir duruşun yansımasıdır.
Ve biz hiçbir zaman kimseye “Sen bizim takımı tutamazsın” demedik. Ama bizden bu sevgiyi esirgeyenlere, iki yüzlü davrananlara da sessiz kalamayız.
Bu yazıyı yazarken ne öfkeliyim, ne de üzgün…
Ama içimden bir ses diyor ki:
“Adalet sadece mahkeme salonlarında aranmaz, tribünde de, manşette de, yorumda da olmalı…”
Bugün Fenerbahçe formasıyla verilen pozlar alkışlanıyorsa, dün Trabzonspor için verilen destek neden hedef gösterildi?
Bunun cevabını bu ülkenin vicdanına bırakıyorum.
Ve son söz:
Trabzon bir dağ gibi durur.
Rüzgâr esecek diye dağlar eğilmez.