Gaziantep maçının perde arkasına baktığımızda sorunun yalnızca saha içi tercihlerle sınırlı olmadığını görmek gerekiyor. Kadro yapılanmasında, özellikle bazı mevkilerde beklentiyi karşılayacak oyuncu profilinin eksikliği teknik heyeti ister istemez zorunlu hamlelere itiyor. Savunmada ve orta sahada yapılan değişikliklerin temelinde biraz da bu gerçek yatıyor.Ancak bana göre maçın asıl dikkat çeken yönü başka bir noktadaydı. İlk yarıda ortaya çıkan görüntü, adeta orta sahanın oyundan silindiği bir tabloydu. Top bir o kalede, bir bu kalede… Tempo yüksek ama kontrol zayıf. Tenis maçı gibi gidip gelen bir oyun.
Bu durum, orta sahanın yeterince baskı yapmadığını, rakibi karşılamadığını ve kesicilik görevini yerine getiremediğini gösterdi. Sonuç olarak rakip hücum oyuncuları, neredeyse hiçbir dirençle karşılaşmadan doğrudan savunma hattıyla burun buruna geldi. Bu tablo savunmayı da çaresiz bıraktı. Sürekli eksik yakalanan, önde baskı desteği alamayan bir defans hattının kusursuz görünmesi zaten beklenemez. Evet, maçı kazandınız; ancak aynı senaryoda skorun tersine dönmesi de işten bile değildi.
Şans bu kez yanımızdaydı. Teknik direktör Fatih Tekke’nin özellikle orta saha direncine daha erken müdahale etmesi gerekirdi. Çünkü en büyük tehlike oyuncu yer değişikliklerinden çok, maç içinde oluşan bu yapısal boşluktu. Rakip takım topu aldığında orta sahayı neredeyse engelsiz geçebiliyorsa, orada sistemsel bir alarm var demektir. Futbolda bir maçta yediğiniz uyarıyı, sonraki maçta telafi edebilirsiniz. Ancak aynı zaafı tekrar ederseniz bedeli ağır olur. Sonuçta atasözü net: Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar… Üçüncüsünde yakalanır.
KADERİ BELİRLEYECEK
Önümüzdeki süreci değerlendirirken ilk olarak fikstürün psikolojik boyutunu doğru okumak gerekiyor. Oynanacak maçların büyük bölümü düşme hattına yakın takımlara karşı. Bu tür karşılaşmalar kağıt üzerinde kolay gibi görünse de, gerçekte ligin en zorlu sınavlarıdır. Çünkü o ekipler için her puan hayati değerdedir; kimse küme düşmeyi kabullenmez, herkes son ana kadar direnç gösterir. Tam da bu nedenle bundan sonra kazanılacak puanları “aslanın ağzında” olarak görmek yanlış olmaz.
Rakipler kaybettikleri her puanda ateş hattına biraz daha yaklaşacaklarını bildikleri için sahaya maksimum mücadeleyle çıkacaklar. Böyle bir atmosferde oyun kalitesinden çok direnç, sabır ve mental güç belirleyici olur. Bizim açımızdan ise önümüzde duran dört maç, sezonun kırılma eşiği niteliğinde. Bu karşılaşmalar “iyi olur” kategorisinde değil, doğrudan “olmazsa olmaz” maçlar. Hedefi olan bir takım, bu tip virajları kayıpsız ya da minimum hasarla geçmek zorundadır.
Aksi halde kaybedilecek her puan, yalnızca haneye yazılan bir eksi değil; aynı zamanda üst sıralarla aranın açılması anlamına gelir. Kısacası kolay maç yok. Özellikle düşme hattındaki takımlara karşı hiç yok. Bu dört maçta alınacak sonuçlar ya yarışın içinde tutacak ya da yukarıyla araya mesafe koyacaktır. Sezonun kaderi biraz da bu zorlu eşikten nasıl çıkılacağına bağlı.
STANDART YOK
Bu hafta oynanan Galatasaray ve Fenerbahçe maçları, ne yazık ki futbolun önüne geçen hakem tartışmalarıyla gündeme oturdu. Oysa konuşmamız gereken şey oyun, taktik ve performans olmalıydı. Ancak verilen ve verilmeyen kararlar, haftaya damga vurdu. Galatasaray’ın attığı gol pozisyonunda birçok futbolsevere göre ihlal yoktu; bana göre de bu gol nizami. Buna rağmen uzun süreli inceleme ve tartışmalar yaşandı. Fenerbahçe cephesinde ise ofsayt olduğu iddia edilen gol, VAR müdahalesi açısından ciddi soru işaretleri doğurdu.
Sorun yalnızca kararın kendisi değil; standardın olmaması. Aynı tür pozisyonlara farklı haftalarda farklı yorumlar getirilmesi, güven duygusunu zedeliyor .VAR sistemi futbolu daha adil kılmak için var. Ancak uygulamadaki tutarsızlık ve iletişim eksikliği, sistemi tartışmanın merkezine yerleştiriyor. Sahadaki hakemlerin tereddütlü görüntüsü ve VAR odasının netlik sağlayamaması, kamuoyunda “beceriksizlik” eleştirilerini artırıyor. Futbolun doğasında hata var; fakat asıl problem, aynı hataların tekrar etmesi ve gri alanların çoğalması.
Bu tablo en çok federasyonu zorluyor. Türkiye Futbol Federasyonu ve başkan İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu açısından güven tazelemek artık bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü hakem tartışmaları büyüdükçe saha içindeki rekabetin değeri gölgeleniyor, spekülasyonlar artıyor. Türk futbolu kritik bir süreçten geçiyor. İhtiyaç duyulan şey; şeffaflık, tutarlılık ve net iletişim. Aksi halde her tartışmalı pozisyon, sadece bir maçın değil, ligin bütününün sorgulanmasına neden olur. Futbolun konuşulduğu, hakemlerin değil oyunun ön planda olduğu bir zemine dönmek artık şart.
Yorumlar
Kalan Karakter: