Fenerbahçe dışında maçlarını tamamlayan ve Trabzonspor’un üzerinde yer alan takımlar arasında sadece Adana Demirspor’un puan kaybetmesi, diğer takımların ise haftayı 3’er puanla kapatması kuşkusuz İstanbulspor karşılaşmasının kazanılmasını zorunlu kılıyordu. Çünkü bu maçta kaybedilecek puanlar, ligin boyu kısalırken zirveyle bağlantısının büyük oranda kopmasına sebep olacaktı. Rakip İstanbulspor’un kümede kalmak için çırpınması, başında genç ve yetenekli bir isim olan aynı zamanda Trabzonspor efsanesi Fatih Tekke’nin bulunması da maçın önemini bir kat daha artırıyordu.
Teknik Direktör Abdullah Avcı, Ümraniyespor maçının kahramanı Vitor Hugo’yu kenara alıp,Denswil’e yer vermesi kadar, uzun zamandır formsuz olmasına rağmen katlandığı Trezeguet’i de yedek soyundurup, Yusuf Yazıcı’yı sahaya sürmesi de sürprizdi. Yusuf’un ortaya koyacağı performans ve Edin Visca varken hep yedek düşünülen hatta ara dönemde gönderilmesi düşünülen Djaniny’in de 11’in değişmezi haline gelmesinden sonra ortaya çıkacak verimliliği de skorun nasıl şekilleneceğini belirleyecek etkenler arasında ön plandaydı.
DURAN TOP DA OLMASA GOL ATAMAYACAK!
Maçın başından itibaren Trabzonspor’un topla oynama arzusu üst seviyedeydi. Rakip İstanbulspor, oyunu kendi alanında kabullenip, temas futbolunu biraz da faullerle süsleyerek Bordo-Mavili futbolcuları yıldırmayı denedi. Trabzonspor, topla çok oynamasına rağmen kalabalık rakip savunmanın dengesini bozabilecek aksiyonlar gerçekleştiremedi. Hem ağır pas yapma anlayışı, hem geri ve yan topların çokluğu maçı izlenmez kılan etkenlerdi. Bordo-Mavili ekipte Bruno Peres zaman zaman hücuma çıksa da çok etkili olamadı, bir diğer kanat savunmacısı Eren Elmalı’nın ise hücum etkinliği sıfırdı. Orta alanda Bakasetas çok top kaybederken, hücumda Gomez, Trezeguet, Yusuf Yazıcı sürekli yer değiştirerek oynadılar ama bu hiçbir şekilde oyuna ve sonuca etki edecek bir nitelik taşımadı.
Düşünün ki, Trabzonspor topla yüzde 80 ile oynarken, tek anlamlı atağını Yusuf-Abdulkadir paslaşmasıyla yaptı ve bu pozisyonda da top kalecinin kucağına gitti. Konuk ekip, neredeyse bu maçta atak yapmaya yeminliydi desek yalan olmaz…Kuşkusuz bunda Trabzonspor’un iyi alan ve adam savunması yapmasının da etkisi vardı. İyi ki 33’ncü dakikada bir serbest atış oldu ve Bakasetas’ın ortaladığı topu Denswil indirdi ve Yusuf da golü atarak tribünlere derin bir oh çektirdi. Bu golden sonra konuk ekip biraz olsun çıkmaya çalıştı ama pozisyon bulacak ataklar geliştirmekten uzaktılar. Sonuç olarak ilk yarısı futbolu, heyecanı ve hareketliliği yavan geçen bir maçtı. Tek ekstra atılan goldü.
İKİNCİ YARI HER YÖNÜYLE MÜTHİŞTİ
İlk yarıdaki ortaya konan futbolun hayal kırıklığıyla ikinci yarının da seyir zevki bekliyorduk desek yalan olur. Ama bu yarı öyle başladı ki, neredeyse bir saniye bile yerimizden kıpırdayamadık ya da hop oturduk hop kalktık. İkinci yarının hemen başlarında gelen Marc Bartra ve Bakasetas golleri, İstanbulspor’un teslimiyetinin ilanıydı. Bu aynı zamanda Bordo-Mavili takımı da, tribünleri de rahatlatmaya yetti. Tabii ki skor bir anda 3-0 olunca Trabzonspor sahada istediği her şeyi, çok rahat bir şekilde yaptı ve seyir zevki yüksek, heyecanı üst seviyede, coşkusu kaçınılmaz bir 45 dakika izletti bize… Her hattıyla gol arayan bir takım vardı sahada… Savunmasıyla, orta sahasıyla, hücum üçlüsüyle kusursuz bir Fırtına izledik desem her halde abartmış olmam. Atılan gollerden fazlası kaçırıldı, ya da İstanbulspor kalecisi çok başarılıydı.
Abdullah Avcı skorun da verdiği rahatlıkla 61’nci dakikada Yusuf Yazıcı-Bakasetas ikilisini çıkarıp, yerlerine son haftaların yerlerde sürünen ismi Trezeguet ile takımda kalıp kalmayacağı tartışmalı isim Marek Hamsik’i sahaya sürdü. Bu ikili üç dakika sonra atılan dördüncü golün mimarlarıydı. Marek Hamsik arkadaşından aldığı topu bekletmeden Trezeguet’e çıkardı. Bu oyuncu da her zaman kendisinden bekleneni yaptı ve topla içeri girip, rakibinden sıyrılıp, düzgün bir vuruşla fileleri havalandırdı. İşte kendisinden beklenen de buydu. Demek ki skor rahatlığı olunca doğruları yapabiliyor Mısırlı oyuncu… Yani şut atması gerekirken, pas, pas atması gerekirken şut atmamak gerektiğini uygulamak çok zor değilmiş.
İKİNCİ YARIDAKİ FUTBOLU 90 DAKİKAYA YAYMALI
Bu golden sonra da Trabzonspor birçok pozisyon buldu. Ama İstanbulspor da artık tüm riskleri almıştı. Nasılsa kaybedecek bir şeyi yoktu ve onlar da tehlikeli ataklar geliştirdiler fakat ya kötü final vuruşu ya da Uğurcan Çakır’a takılmanın yarattığı etkiyle gol atma zevkini yaşayamadılar. Maçta bana göre adeta karınca gibi çalışan, onca yeteneğine rağmen, futbolun mücadele, savaş oyunu olduğunu bilerek oynayan Abdulkadir Ömür’dü. Bu çalışkanlığını, mücadeleciliğini, basit pas yeteneğini bir de skora katkıya taşıdığı zaman gerçek büyük bir oyuncu olduğunu tüm Türkiye ve dünyaya kabul ettirecektir. Sonuçta Trabzonspor harika bir ikinci yarıyla birlikte farklı kazanırken, zirve yarışını kolay kolay bırakmayacağının da sinyallerini verdi.
Son olarak şunu ifade etmek isterim ki iki yarısı da çok farklı niteliklere sahip bir 90 dakikada “Med-Cezir”i yaşadık diyebilirim. Umarım Trabzonspor ikinci yarıdaki futbolunu, coşkusunu, arzusunu, iştahını tüm maçlarda 90 dakikalara taşıyabilir. Bunu yaparsa tadından yemez. Ve Abdullah Avcı’nın iki hafta önce söylediği, “Kronikleşen bir olumsuzluk var ve bu giderilecek gibi gözükmüyor” şeklindeki anlamsız sözlerini de boşa çıkarmış olur.
Maçın orta hakemi Arda Kardeşler’e gelince sahada çok iyi niyetle mücadele eden futbolcuların da çabasıyla önemli bir hata yapmadan maçı tamamladı. Onu da kutlamak gerek…
Yorumlar
Kalan Karakter: