Gazetecilik hayatımın neredeyse ilk gününden itibaren üretim politikasını savundum. Trabzon kentinin kendi değerlerini üretebileceğine inandım. Bu her alanda olduğu gibi futbolda da bir gerçeklik olarak bize yıllar önceden böyle bir olguyu iliklerimize kadar işletmişti. Kendi insanıyla şampiyonluklara nasıl ambargo koyduğunu gençlik dönemimizde yaşarken, ne kulübün başkan ve yöneticileri, ne teknik adamları, ne de futbolcuları bir başka kentin değerleriydi. Tümü bu kentin yetiştirdiği akıllı, zeki, bilgili, birikimli, yetenekli insanlardı. Aslında tarihsel süreç içinde baktığımızda da Trabzonspor kurulmadığı günlerde de dönemin en üst liginde çok sayıda bu kentin yetiştirdiği kaliteli futbolcular forma giyiyordu. Ben bu kentin insanlarının yetenekleri, zekaları ve mücadeleci yapısıyla birlikte her zaman şampiyonluğun en büyük adayı olacak bir takımı tepeden tırnağa donatacağına inancımı hiç kaybetmedim.
Ben, ‘üretim’ dedikçe, tüketim toplumunun yarattığı büyük canavarın etkisindeki milyonlardan, ‘Dinazor’ ya da ‘çağdışı kalmış düşüncelerin etkisindeki dar görüşlü’ şeklinde eleştirildim. ‘Futbol artık endüstriyel bir noktaya geldi. Futbol sadece futbol değildir ve dünyaya açılmak gerekir’ diye bağıranların sesleri duyuldu. Biz ise kenarda köşede kaldık. Şunu da ifade edeyim ki birçok kişi tarafından burun kıvrılarak izlendik, yargılandık. İsmimiz, ‘kendine bile muhalif’e çıktı. Oysa ne birilerine önyargılıydım, ne de birileri adına hareket ediyordum. Tek derdim, çok sevdiğim, üst kimliğim olarak kabul ettiğim Trabzonspor’un doğru politikalar uygulayıp, her açıdan ülkeye örnek olması, siyasetin oyuncağı olmadan, başkanların kuklası haline dönüşmeden, birilerinden dilenci gibi yardım talep etmeden, kendi ayakları üzerinde duran, kişilikli, kimlikli, tarihiyle barışık, çağı yakalamış bir Trabzonspor’du.
Acı ki hiçbir şekilde sesimizi duyan olmadı… Duyanların da Trabzonspor’da etkin olma şansları yoktu.
Peki ne oldu?
MALİ GENEL KURUL TÜM GERÇEKLERİ YÜZÜMÜZE ÇARPTI
Pazar günü Trabzonspor Mali Genel Kurulu vardı. Çok az insan katılmıştı. Oysa bu genel kurula kulübe gönülden bağlı olması gereken, acı ya da tatlı gerçekleri canlı izlemesi gereken, soran, sorgulayan ve aidiyet duygusuyla bağlı bulundukları kulüplerine sahip çıkmaları, hangi durumda olduğunu görmesi gerekirdi. Ne yazık ki bu kulübün üyelerinin büyük bölümü bu duyarlılıkla değil, sadece seçim zamanları kendilerine yakın isimlere oy vermek için kongreleri ciddiye alarak salonda yerlerini alırlar.
Neyse konumuz bu değil…
Sonuçta Mali Genel Kurul’da ortaya çıkan bilanço herkesi ürküttü, korkuttu. Hemen hemen herkes, kulübün bu borç batağında, icra kıskacında bağıra bağıra kayyuma gittiğini, buradan da satışa kadar varan bir sürecin cehennem taşlarının örüldüğünü fark etti. Özellikle bundan iki yıl önce alınırken herkesin bayram sevincine sebep olan 75 milyon Euro’luk banka kredilerinin ödeme sürecinin başlaması ve her yıl 650 milyon lira ana para ve faiz ödemesinin başlaması nedeniyle küçük dillerini yutacak noktaya geldiklerini büyük bir üzüntüyle gördüm.
Her transfer mevsiminde adeta havaalanını su yolu yapmak isteyen, sayfalarını transfer haberleriyle süslemek isteyen, bu olmadığında üzüntü duyan sözde medyanın da yaşanan kaotik borç batağı ve icra takipleri karşısında şokta olduklarını hissettim. Çünkü sayfaları ya da haberleri yönetime methiyeler dizmekten daha çok borç sarmalının kulübü getirdiği noktayı anlatıyordu. Oysa düğün geçti artık kınanın yakılacağı yer eller ya da saçlar değil sanırım!
ÖZ VARLIKLAR EKSİ 1 MİLYAR 650 MİLYON LİRA BİLİYROR MUSUNUZ?
Gelelim sadede…
Trabzonspor’un öz varlıkları, yani kulübün tüm gayrimenkullerini ve futbolcularını satması halinde bile ekonomik tablo tam 1 milyar 650 milyon lira eksi veriyor. Bunun ne demek olduğunu anlayabiliyor musunuz? Yani Trabzonspor tümüyle satılsa bile borcunu karşılayamadığı gibi yüklü bir miktar borç da kalıyor. Henüz kredi borçları tam ödenmeye başlamadan bu tablo yaşanırken, bir de 7 yıl boyunca şu anda 650 milyon lira olan, her yıl artacak olan kredi ana para ve faiz borçları hangi kaynakla, nasıl ödenecek? Bu ödemenin boyutunun ne kadar devasa olduğunu anlatmak için şu örneği vereyim. Bordo-Mavili kulüp 2023 yılı içinde futbolcuların tüm maaşları, garanti ücretleri, diğer giderleri, kulüplerine ödenecek paranın yanında, menajer ücretlerine ayrılan pay 580 milyon lira… Yönetim bu parayı bile ödeyebilmek için kırk takla atarken, şimdi bu kredi anapara ve faiz nasıl ödenecek biri bana söyleyebilir mi?
Bugüne kadar hiçbir uyarı dikkate alınmadı. Ciddi bir camia tepkisi gelmedi. Şimdi gelinen noktanın sorumluları, fahiş fiyatlarla, anlamsız transferler yapan, bunların birçoğu işe yaramadığı için üste büyük paralar ödenerek sözleşmeleri fesheden işlemlerde rol oynayanlar kadar, bunlara ses çıkarmayan ama kendilerini büyük Trabzonsporlu sayanlardır. Ne yazık ki “Hele bir şampiyonluk gelsin” mazereti arkasına sığınan ve kendini aklı başında sayan birçok insan bile felaketin gelebileceği noktayı ön göremedi. Bir şampiyonluk uğruna Bordo-Mavili kulüp feda edilirken, Başkan Ahmet Ağaoğlu bugün gelinen noktanın sorumlusu olarak sürekli döviz kurunun yükselişini, pandemiyi ya da naklen yayın gelirlerinin düşüşünü gösterirken, hiç de yüzü kızarmıyor.
EN BÜYÜK TEHLİKE KULÜP SAHİPSİZLİĞE DOĞRU GİTMESİDİR
“Nasıl bir başkan, nasıl bir yönetimsiniz arkadaş. Bu pandemi devam ederken, döviz füze gibi fırlarken, naklen yayın gelirlerinin dip yapacağı bilinmesine rağmen, siz hangi hakla, kime güvenerek çok yüksek bedelli 50’nin üzerinde transfer yaptınız? Hiç mi aklınız yoktu? Bu kulübü sağmal inek olarak mı gördünüz? Durmadan yabancı futbolcu getirip, işe yaramayanlara üste para verip, yenilerini alırken, imza törenlerinde gururla poz verirken, bugünlerin gelebileceğini hiç mi düşünmediniz? Bunu öngörememek zekasızlığı ya da art niyetli olmayı gerektirir. Siz hangi kategoridesiniz?” diye soran olmadı!
Bakın bir başka tehlikeyi daha ifade edip yazıma son vereyim. Trabzonspor için en büyük tehlike, hem camianın önde gelen isimlerinin, hem üyelerin büyük çoğunluğunun, hem de taraftarın kenara çekilip, gelişmeleri seyretmesi, sessiz çoğunluğu oluşturuyor olmasıdır. Oysa tam da bugünlerde tüm camianın ayağa kalkması, yönetimi yerden yere vurup, istifa etmesini talep edip, bu kulübe daha çok zarar vermesinin önüne geçmek için didinmeleri, Trabzonspor’u bugün boğuştuğu okyanusun ortasındaki kasırganın oluşturduğu devasa dalgalarından kurtarıp, serin sulara taşıyabilecek aklı başında bir yönetişim mekanızması oluşturması için uğraş vermesi gerekirdi. Oysa Mali Genel Kurula gitme ihtiyacı duymadılar bile…
İşte bir başka korkutucu olan da budur!
Öyle görüyorum ki, Trabzonspor sahipsizliğe doğru koşar adım gidiyor. Bu gidişin sonucunun felaket olacağını görmek için kahinliğe gerek yok. Bir kulübü ayağa kaldıracak en önemli etken onun tüm katmanlarının canlılığı, coşkusu ve hesap sorup, elini taşın altına sokma gereğini hissetmesidir. Bunlar yoksa, ölüm yakındır.
Dost acı söyler ama gerçek bu…
Bu noktadan sonra söyleyebilecek sözüm yok inanın. Bu camiaya, tüm taraftarları ve meşhur İbrahim Hacıosmanoğlu’nun ifadesiyle paydaşlarına söyleyeceğim söz şudur:
Bırakın artık şampiyonluk naraları atmayı ve yönetimleri de transfer yapmaları için koşullandırmaya çalışmayı… Bu noktadan sonra verilecek mücadele şampiyonluk mücadelesinden daha çok kurtuluş savaşıdır. Bu savaşı da ancak Trabzonspor’u gerçekten sevenler ve bu uğurda mücadeleyi göze alanlar kazanır.
Var mısınız?
Yorumlar
Kalan Karakter: