Alanyaspor karşısında alınan hezimetin ardından Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı, yaptığı açıklamalarla gündeme oturdu. Avcı’nın kronikleşen bazı olumsuzlukların olduğunu, bunların artık geçici olmadığını düşündüğünü ve kendi durumunu da gözden geçirerek, bir karar vereceklerini söylemesi, istifa edeceğine yorulmuştu. Ben Avcı’nın böyle çok erdemli bir davranış sergileyeceğine pek inanmıyorum. Şayet çok daha iyi şartlarda bir teklif yoksa, tazminat almadan, yani karşılıklı anlaşma ya da işine son verilme süreci yaşanmadan ayrılmayı kesinlikle düşünecek bir isim olmadığına inanıyorum. A Milli takımda da, Beşiktaş’ta da bunu hepimize göstermişti. Bu nedenle onun için en iyimser tahminle karşılıklı anlaşmayla ve kendisinin kalan 2,5 yıllık sözleşme süresinden kaynaklı 60 milyon liralık alacağının önemli bir kısmını tahsil ederek gitme yolunu seçer düşüncesindeyim.
Peki yaşanan bu süreçten sonra Abdullah Avcı, görevinden istifa etme niyetinde olursa, bunu da yönetimin önüne koyarsa gitmesinin önü açılmalı mı? Bana göre bu konuda hiç ısrar edilmemeli. Trabzonspor kulübünün sanki kendisine mahkum olduğu, onsuz hiçbir başarı elde edemeyeceği gibi küçültücü bir tavır sergilenmemeli… Şu bilinmeli ki Cin şişeden çıkmıştır. O bir daha şişeye girmez. Her başarısız sonuçta, Avcı’nın istifası beklenecek, ya da işine son verilmesi süreci başlayacak. Bu da Bordo-Mavili kulübün enerjisini olumsuz yönde etkileyecek. Zaten kulüpte bir başkan-asbaşkan gerilimi mevcut. Ahmet Ağaoğlu ile Ertuğrul Doğan’ın yönetim tarzlarının birbirine uymadığı bir gerçek… İkili arasındaki görüş ayrılıkları ne yazık ki takımı da olumsuz etkiliyor. Buna bir de teknik kadroyla ilgili her hafta bir gerilim yaşanması eklenmemelidir.
LÜTFEN ŞAMPİYONLUK BAŞARISININ SEBEPLERİNİ İYİ TAHLİL EDİN!
Diyeceksiniz ki, “Bir yıl önce takımı şampiyon yapan teknik adamdan kolay vazgeçilir mi?” Şunu unutmayın ki, Okan Buruk, Başakşehir’i şampiyon yaptı, bir sezon sonra işler kötü gidince ayrılmak zorunda kaldı. Fatih Terim Galatasaray efsanesi oldu, sayısız başarı elde etti ama takım kötü gidince ya istifa etti, ya görevine son verildi. Aykut Kocaman Fenerbahçe’yi, Ertuğrul Sağlam Bursaspor’u şampiyon yaptığının ertesinde işler sarpa sarınca istifa ettiler ya da zorunlu ayrılık gerçekleşti. Kaldı ki, Trabzonspor şampiyon olurken, Abdullah Avcı’nın eline verilen kadro, bir dediğinin iki edilmemesi, VAR Sistemi’nin Bordo-Mavili takıma hiç puan kaybettirmemesi, büyük kulüplerin çok erken havlu atması, taraftarın bir bütün olarak futbolculardan ve teknik kadrodan daha çok takıma katkı sunması ve siyasetin, şampiyonu belirleme noktasında ön tıkama çabasına girmemesi geçen sezonun tarihe geçmesinin önemli nedenleridir. Yoksa Abdullah Avcı’nın oyun stratejisinin yetersizliği, oyuncu değişikliklerindeki yanlışları, taktik versiyonlarının işlevsiz hale geldiği birçok maçı unutmadık değil mi?
ŞAMPİYONLUK DIŞINDAKİ BAŞARISIZLIKLARI NEDEN UNUTUYORUZ Kİ?
Kaldı ki geçen sezon bu takım kupada Kayserispor gibi sıradan ve ekonomik kriz içindeki, kadro derinliği ve genişliği açısından kötü durumdaki takıma elenmedi mi? Avrupa Kupalarında Molde gibi alt düzey bir takım, ikinci maçta 10 kişi kalmasına rağmen, uzatmalarda bile beraberliği bozamadığı için, penaltılarla zor eleyen Avcı’nın çalıştırdığı Trabzonspor değil miydi? Karşısına İtalyan takımı Roma çıkınca iki maçta da yenilerek elenmedi mi? Ya bu sezona ne demeli? Ligde alınan hezimetler bir kenara, Avrupa macerasına bir bakın bakalım!... Kopenhag gibi alt düzey bir lig takımını bile eleme başarısı gösteremeyen ve Şampiyonlar Ligi Play-Off’undan elenen Bordo-Mavili takımın başında ben mi vardım? UEFA Avrupa Liginde Ferencvaroş gibi bir Macar takımının bile önünde yer almayı başaramayan, grubunda üçüncü olarak kümeye düşüp UEFA Konferans Ligi’nde oynamaya mahkum edilen Trabzonspor’un teknik direktörünü kim başarılı sayabilir… Lütfen, yönetimiyle, taraftarıyla, yazarıyla, çizeriyle Abdullah Avcı’yı abartmaya, sanki bu takımı ondan başka kimsenin çalıştırma yetkinliğine sahip değilmiş gibi bir hava estirilmesi, Bordo-Mavili kulübü küçültmenin ötesinde hiçbir anlam taşımaz.
Trabzonsporlu olduğunu iddia eden herkesi uyanık ve sağduyulu olmaya davet ediyorum. Teknik direktörlük hayatı boyunca arkasını iktidarın güçlü isimlerini alıp, çok güzel laflar yapan, bulunduğu camianın değerlerine sahip çıkıyormuş gibi bir tavır sergileyip, 100 milyonlarca lirayı banka hesabına aktaran, zenginleşen Abdullah Avcı’nın oyununa gelmeyin. Bu kulübü birilerine muhtaçmış gibi görmeyin. Bugün Trabzonspor’un ekonomik batakta olmasının en önemli sebeplerinden birinin de yaptığı anlamsız, sayısız transferle birlikte Ahmet Ağaoğlu ve Ertuğrul Doğan önderliğindeki yönetimle birlikte, Abdullah Avcı olduğunu hatırlatmak isterim. Kulübü transfer batağına sürüklemenin en küçük bir vicdanı sorumluluğunu hissetmeyen bir teknik direktörün peşinden gitmenin dayanılmaz hafifliğiyle hareket etmek bu camiaya yakışmaz. Hesap sorulması gerekenlere, alkış tutulmaz.
İŞİNE SON VERİLMEMELİ, VERİLİRSE TAZMİNATINI SÖZLEŞMEYİ YAPAN ÖDEMELİ
Bu noktada ifade etmek isterim ki Abdullah Avcı’nın işine son verilmemelidir. Böyle bir yol izlenerek kulüp 60 milyon liranın üzerinde bir tazminat ödemeye mahkum edilip, büyük bir zarara uğratılmamalıdır. Ya da böyle bir yol izlenecekse de, Avcı’yla 3 yıllık yeni sözleşmeyi, her yılı 25 milyon lira ödeme kaydıyla yapanlar şirket kasalarından bunu karşılamalıdır. Türkiye gibi bir ülkede, her şeyin anlık değişimler gösterdiği, hele futbolda bir hafta sonrasının ön görülemediği koşullarda, sözleşmesi devam eden bir teknik adama uzun vadeli ve çok da pahalı imza attırmak akıl işi değildir. Bunu yapanlar kimlerse bedelini de ödemekte tereddüt etmemelidir. Bu kulübün kimsenin çiftliği olmadığının da bilinmesi gerekir.
Şunun da altını çizmek istiyorum. Trabzonspor geçtiğimiz sezon 38 yıl aradan sonra resmi şampiyonluğu kazanmanın gururunu yaşadı. Bu şampiyonluk Abdullah Avcı’nın eseri olmadığını da bilmeliyiz. Bunu böyle kabul etmeliyiz. Bozuk saatin günde iki kez doğruyu gösterme süreci yaşandı Bordo-Mavili kulüpte… Çok yanlış politikalar izlenmesine rağmen, özellikle Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Başakşehir gibi kulüplerin yarışın dışına erken çıkmaları, ilk yarı bittiğinde aradaki 20’nin üzerindeki puan, VAR Sisteminin Trabzonspor’a karşı hiç hata yapmaması, Konyaspor gibi her açıdan zayıf bir kulüple yarışılması, camianın müthiş desteği, taraftarın enerjisiyle gelen bir şampiyonluk var. Yoksa Abdullah Avcı’ya kalsa, ligin son 8 haftasındaki sonuçları da, futbolu da kimse unutmaya kalkmasın. Eğer ligin boyu 3-4 hafta daha uzun olsaydı, belki de o büyük puan farkına rağmen şampiyonluk gidecekti.
GEÇEN SEZON TRABZONSPOR TÜM ENERJİSİNİ BOŞALTTI
Neyse sonuçta bir şampiyonluk geldi ve bu da camianın gururlanmasına, coşmasına neden oldu. Ama bu aynı zamanda büyük bir enerji boşalması sonucunu doğurdu. Tıpkı, çok şiddetli bir depremin yarattığı etki gibi… Avcı da bu enerjiyi en üst seviyede hisseden camianın takımının başındaydı. Artık o enerji, bütünlük, güç birliği kalmadı. Taraftar büyük oranda tribünleri terk etti. Coşkusundan eser kalmadı. Ayrıca VAR Sistemi de bu sezon Trabzonspor’a o kadar sempatiyle bakmıyor her nedense… Başkan ve asbaşkan gerilimi takıma da, teknik kadroya da olumsuz yansıyor. Başkanın, Avcı’yı başından beri istemediği, iktidar siyasetinin isteğiyle Ertuğrul Doğan’ın onu sahiplendiğini de unutmayalım. Kimse Abdullah Avcı’nın evinin önüne giden ve ona sözde destek veren taraftarlardan söz etmesin. O taraftarların, kimlere, neden destek verdiğini, ya da kimleri yok etmek için tepki gösterdiğini iyi bilenlerdeniz. Ayrıca Abdullah Avcı, tüm varlığını transfere adamış bir teknik direktör. Oysa kulübün ekonomik koşulları çok kötü ve transfer yapacak durumda değil. Yani batak durumu söz konusu…
Tüm bunlar bir araya geldiğinde de geçen sezonu bir daha yaşamak olanaksız gibi gözüküyor ve Abdullah Avcı da, girilen bu girdaptan takımı çekip alacak bir liderliğe sahip değil. Bunu Başakşehir’de de, Beşiktaş’ta da, A Milli takımda da defalarca gösterdiğini unutmayalım. Trabzonspor’da da başaramaz. O nedenle bir kez daha ifade ediyorum ki, Avcı’nın istifa etmesi halinde, bunun kabul edilmesi ve toplam 50 milyon liralık teknik kadro maliyetleri hızlı bir şekilde 7-8 milyon lira seviyesine düşürülmelidir. Bu yapıldıktan sonra Trabzonspor kadrosunun pahalı ama yararsız isimleriyle kulüp zarara uğramadan, hatta önemli bir miktar da nakte çevrilerek yollar ayrılmalıdır. Takımın ekonomik değeri küçültülmelidir. Çok daha düşük maliyetli ama daha verimli oyuncularla yola devam edilmelidir. Yapılması gereken Ahmet Ağaoğlu-Hayrettin Hacısalihoğlu ikilisinin yaptığı biçimde bir operasyondur.
Unutmayalım ki o yapılan operasyonda Burak Yılmaz, Onur Recep Kıvrak, Olcay Şahan, Juraj Kucka gibi önemli isimler kadro dışı bırakılıp, sonra yollar ayrılmış, Uğurcan, Hüseyin, Abdulkadir Ömür, Abdulkadir Parmak, Yusuf Yazıcı kazanılmış, Trabzonspor’un hem borcu azalmış, hem de başarı grafiği hızla yukarı çıkmıştır. Benzer bir operasyon ile birlikte kulübün ekonomisi yönetilebilir noktaya taşınabilir ve yeni bir yapılanmayla birlikte geleceğin inşasının temelleri atılabilir.
Şunun altını çizmekte yarar var. Kimse Trabzonspor’dan büyük değildir.
Ve hiç kimse de vazgeçilmez değildir.
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: