Paradigma bağımlılığı diye tarif edilen ve günümüzde toplum mühendisleri eliyle tiryakilik boyutuna taşınan saltanat keyfi, bakalım daha nereye kadar?
Üretim düşüyor, İşten çıkarmalar sürüyor.
Piyasa rekor düzeyde daralıp, iflaslar artıyor.
Merkez Bankası kırmızı bakiye alarmı veriyor.
Antidepresan satışları rekor düzeyde zirve yapıyor.
Toplum çaresizlikten çıldırmanın sınırlarını zorluyor, kimin umurunda?
Ellerine yeni bir oyuncak geçirmişler! Şımarık çocuklar misali yerden yere vurup, sağlam bir taraf bırakmıyorlar!
Varsa yoksa 2023 seçimleri
Erken mi, zamanında mı?
Güncel mi, değil mi?
Asimetrik mi, psikolojik mi?
Ve daha nice ucu açık sorgulama!
Tüm bu çabalar, ne yazık ki uğruna kılıktan kılığa girip ulaşılan iktidar koltuğunun kaybedileceği korkusundan başka bir şey ifade etmiyor. Yeter ki devri iktidarlarına bir halel gelmesin.
Ulusça içine sürüklendiğimiz bu faydacı ve edilgen süreç, kendi iç çelişkilerini kaçınılmaz olarak yeni bir dönemece taşırken varılan bir uç noktadır!
Ve bu uç nokta, aynı düzlem üzerinde yaşanan bunalımı hem doğrulamakta, hem de olabildiğince keskinleştirip, ekonomiden-siyasete, güvenlikten-diplomasiye hayatın tüm alanlarını doğrudan tehdit etmektedir.
Kamusal alan istenildiği kadar terörize edilip, itibar suikastlarına alan açılsın, istenildiği kadar infaz çeteleri yerine başka taraflarda suçlu arayışına gidilsin! Sonuçta bir inat uğruna denetimsiz bırakılan piyasalardaki yıkımın ve kamusal alandaki çöküşün bedeli, 75 milyon yurttaşlara ödetilecek olduktan sonra, kifayetsiz muhterislere ne gam!
Toplum katında onarılmaz yaralar açan bu ölçüsüz ve tehditkar davranışların yarattığı ardışık sarsıntılar, kaçınılmaz olarak toplumu germektedir. Oysa İkinci bir Yüzyılını adımlayan Türkiye’nin, çözüm bekleyen devasa sorunları söz konusudur.
Kurtuluştan kuruluşa geçiş sürecinde, devrimci atılımlarıyla güçlü kazanımlar elde edip, antiemperyalist duruşu ve tam bağımsızlıkçı tavrıyla tüm mazlum uluslara rol model olan Cumhuriyeti, tamamlanmamış bir proje olarak görmek önyargısından kurtulup, eksikleriyle yüzleşmek, onurlu bir geçmişten güç alarak yarını kurmak çok önemli ve değerli.
Bunun için yarım kalan işler, yolda yapılan hatalar, kötüye kullanılan kaynaklar, doğru bilinen yanlışlar konuşulup müzakere edilmeli. Demokratik bir toplum için, demokratik siyaset daha önce hiç olmadığı biçimde yaşam bulmalıdır.
Ulusça kritik bir eşikten geçmekte olduğumuz sanırım kimsenin reddedemeyeceği bir gerçeklik. Bu bağlamda önümüzdeki seçimler; Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken nasıl bir siyaset izleneceği, ne tür ekonomik politikaları tercih edeceği ve toplumsal barışın tesisinde nasıl bir toplumsal sözleşme oluşturacağının parametrelerini sunacak!
Özellikle topluma değişim vaadinde bulup, çözüm için bir araya geldiklerini iddia eden muhalif kesimlerin;
Kendi aralarındaki pazarlıkları, partileri içindeki ayak oyunlarını, nabza göre şerbet veren vasat açıklamaları bir tarafa bırakıp, samimi bir biçimde politik hedeflerini ortaya koyup halkla buluşması gerekiyor.
Ezberlenmiş sloganlar ve içi boş söylemlerin, seçimden seçime hatırlanan vaatlerin toplumda hiçbir karşılığının olmadığın bilinciyle, suni gündemlerden kurtulup insanlarımızın temel gereksinimlerini karşılayabileceği bir Türkiye için;
“Gerçekçi” olup,” İmkansız” diye bilineni talep etme noktasında bir araya gelmek, tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.
Cumhuriyetin aydınlığında buluşacağımız günlerin özlemiyle.
Sevgi ve saygıyla…
Yorumlar
Kalan Karakter: