Trabzonspor’da teknik direktörlük görevine 2020 yılının 10 Kasım tarihinde başlayan Abdullah Avcı, son dönemlerde takımın inişli çıkışlı grafikler çizmesi, özellikle deplasman maçlarında alınan berbat sonuçların ardından yaptığı açıklamalar ile kafaları karıştırıyordu. Gerçi açık konuşmuyor, hep bir bilmeceyi andırıyor Avcı’nın sözleri… İfadelerinin arka planında ne yatıyor herkes merak ediyordu. Yani kimisi istifa etmeyi düşündüğünü söylüyor, kimi işine son verilmesini ya da karşılıklı anlaşarak yüklü bir tazminat alıp, Trabzon’a el sallamayı planladığını dile getiriyordu. Ben ikinci kategorideki düşünceye sahiplerdendim. Gerçi bu biraz niyet okumak gibi ama buna sebep olan Abdullah Avcı’nın bilmeceyi andıran sözleriydi… Yani bir ön yargı değil, sadece diplomatik dilin ne söylediğini bilen biri olarak bu düşünceye sahip olmamdan doğal bir şey olamazdı değil mi? Ama sonuçta ben ve benim gibi düşünenleri yanılttı ve istifa etti.
Bana göre bu istifa kararı Abdullah Avcı’nın, Trabzonspor kulübüne yaptığı en büyük hizmetlerin en başında gelir. Bu nedenle kendisine buradan minnet ve şükran duygularımı ifade etmek istiyorum. Avcı görevden ayrılırken, kendisiyle ilgili burada son yazımda onunla ilgili bir tahlilde bulunmak istiyorum. Geliş ve son anına kadar ki süreci bir süzgeçten geçirmeyi görev sayıyorum.
Bir kere şunu ifade edeyim ki kulüp tarihinin en şanslı teknik direktörlerinin başında gelen isimdi Abdullah Avcı…Şanslı teknik adamlar arasında Ersun Yanal ve Vahid Halilhodziç gibi isimleri de sayabiliriz ama Avcı, bu noktada iki ismi de gölgede bırakmıştı.
Peki neden?
Açıklayayım!
Ersun Yanal üç dönem Trabzonspor’da görev yaptı. Bunlardan ilki Nuri Albayrak ve Sadri Şener’di işbaşındaki başkanlar… Bu iki başkan da transfere doymazdı. Zaten derinliğine kulüp yönetim bilgileri yoktu ve doğal olarak teknik adamın sözlerini yasa maddesi kabul ediyorlardı. Hem Albayrak, hem de Şener döneminde Yanal sayısız transfer yaptırdı. Ardından İbrahim Hacıosmanoğlu, iktidarın bakanlarının da rüzgarını arkasına alınca paranın kaynağına ve taşıma olup olmadığına bakmadan büyük paralar harcadı. Kulübün ekonomik krize girmesinde zaten hem Nuri Albayrak, hem Sadri Şener, hem de İbrahim Hacıosmanoğlu dönemleri önemli rol oynar. Ersun Yanal son olarak Muharrem Usta ile iş başı yaptı ve kulübü her açıdan batağa sokarak, büyük tazminatını da alarak giderken, arkasında tam bir enkaz bıraktı. Bu isme üç dönemde de transferde sınırsız olanaklar sağlandı.
KRİZİN İLK HALKASI YANAL-HALİLHODZİÇ, SON HALKASI SİZSİNİZ!
İbrahim Hacıosmanoğlu başkanlığı döneminde bir başka çok şansı isim de Halilhodziç’di. Kulüp 11 transfer yapmıştı ama Boşnak asıllı Fransız hoca gelince, “Bu oyuncular ikinci lig düzeyinde bile değil” dedi ve sonra yine çok önemli paralarla, sözde dünya starları alındı. Fakat tam bir hayal kırıklığıyla arkasına bakmadan giderken, aldığı yüklü tazminatı taşımakta zorlanıyordu! Şunu ifade edeyim ki, Ersun Yanal ve Vahid Halilhodziç dönemlerinde yapılan bazı transferler bizzat başkana menajer dayatmasıydı. Yani kimi isimler onların onayı dışındaydı. Ancak Abdullah Avcı’da hiç böyle bir şey yaşanmadı.
Abdullah Avcı kulübe teknik direktör olduktan sonra yapılan tüm transferlerde tek yetkili ve seçici rolünü oynayan isimdi. Öyle bir transfer aşkı vardı ki, bir türlü doymaz bir iştahla sürekli oyuncu alınıp satılmasını talep etti. O göreve gelirken, kulübün borcu 820 milyon lira dolayına düşürülmüştü. Avcı, ilk geldiğinde ara transferde Bakasetas, Berat Özdemir ve Yunus Mallı’yı istedi, yönetim adeta ‘emredersin’ dedi. Ana transfer döneminde de kesenin ağzı sonuna kadar açıldı. Geçen yılın ara transferinde de hiç dur durak denmeden ‘önemli’ diye sunulan futbolcular kadroya dahil edildi. Ara transferde de 8 oyuncu alınırken, son transfer döneminde de 13 yeni isme oluk oluk para akıtıldı. Abdullah Avcı’nın istediği oyuncular transfer edilirken, istemediklerine kapı gösterildi. Hem de birçoğuna yüklü paralar ödenerek…
ONCA GELİRE RAĞMEN İFLASIN ARACI OLDU
Paranın kaynağının nereden geldiği bile sorulmadı… Çünkü kulübün Bankalar Birliği ile yaptığı anlaşma nedeniyle kasaya 75 milyon Euro girmişti. Bunun bir kısmıyla diğer banka borçları kapatıldı, kalanla da kulüp futbolcu çöplüğüne döndü. Ayrıca iktidarın desteğiyle yapılan sponsorluk anlaşmalarından, isim hakkından, naklen yayınlardan, futbolcu satışlarından gelen, lisanslı ürün satışından, stat gelirlerinden gelen paralar devasa bir servete dönüştü ama hazıra dağ dayanmazdı. Hem bu büyük servet tüketildi, hem de kulübün borcu 3 milyar 600 milyon lira civarına yükseltildi. Avcı her başarısız sonuçta, “Bu kulüpte 27 ayda en çok puanı topladık, en fazla kupayı kazandık” dedi. Bir kişi de, “Bu kadar puana, bu kadar başarıya ve gelirlerin kat kat artmasına karşın siz göreve gelirken 1 milyar 150 milyon lira olan borç, 3 milyar 600 milyon liraya fırlamasını nasıl açıklarsınız?” diye sormadı.
Sayın Avcı ile sahada ilk iki sezon başarılı bir grafik gözüküyor da, onun döneminde alınan ve sonra da üste para verilerek gönderilen onlarca oyuncunun hesabını kim verecek? Bu sezonun rezalet sonuçlarının faturası kime, ya da kimlere yazılacak. Yani demem o ki Abdullah Avcı başarıyı sahiplenirken, başarısızlığı hep öksüz bıraktı, yarattıkları ekonomik tahribat konusuna hiç değinmedi bile. Oysa başarı, düşük maliyetlerle elde ediliyorsa, onun alkışlanması gerekir. Yoksa günlük ve geçici başarılar, iflas pahasına geliyorsa burada olsa olsa kör cehaletin ürünü kabul edilmelidir. Unutulmasın ki, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi gelirleri ve camia olarak ekonomik büyüklükleri Trabzonspor’u fersah fersah aşan kulüplerin dahi yanına yaklaşamadığı futbolcuları, transfer ettirme cüretini gösterirken bunun sonunun nereye varacağını hiç düşünmedi..
Abdullah Avcı, bu noktada kulübün başkanı ve yönetimiyle birlikte suça ortaktı.
Neyse.. Geçelim!
BU KULÜBÜN TARİHİNİN EN ŞANSLI TEKNİK DİREKTÖRÜSÜNÜZ!
Trabzonspor teknik direktörü Abdullah Avcı aslında çok şanslıydı iş başı yaparken de sonraki süreçte de… Çünkü Newton isimli bir futbol özürlünün, ligde 17’nci sıraya düşürdüğü ve taraftara küme düşme korkusunu hissettirdiği bir dönemin ardından takımın başına geçmişti. Takım kötü oynasa da alınan galibiyetler taraftarları coşturdukça coşturdu. Stadı doldurdu, coşkuları tüm maçlarda takımın yanında durmayı zorunluluk haline getirdi. Camia bütünleşti. Hiç kimseden aykırı bir ses bile çıkmadı. Yönetim, Başkan Ahmet Ağaoğlu, Asbaşkan Ertuğrul Doğan ve Abdullah Avcı’yı teslim olmuştu. İktidarın da desteğini de yanında hisseden Trabzonspor, geçen sezon 3 büyük kulübün yanında Başakşehir’in de çok erken devre dışı kalmasıyla zirve yarışında tek başına kaldı. VAR Sistemi’nin de devreye girmesiyle birlikte beklenen, istenen sonuçlar alındı. Taraftarın ve tüm camianın 38 yıllık resmi şampiyonluk özlemi, takımı bu noktaya taşıdığı düşünülen Abdullah Avcı’ya koşulsuz teslimiyeti getirdi. Sonuçta şampiyonluk gelmişti.
Tüm camianın keyfine diyecek yoktu. Kimse arka planda nelerin yaşandığını, kulübün ekonomik ve kurumsal durumunu merak bile etmedi. Sonuçta gelen şampiyonlukta, kulübün ekonomik batağa sürüklenmesini de içine alan bir transfer politikası uygulayan yönetim, takıma ve teknik kadrosuna koşulsuz destek veren taraftarlar, camianın bütünü, futbolcu kadrosunda bazılarının çok üst düzey performans sergilemesi, VAR sisteminin Trabzonspor’un hiç aleyhine çalışmaması ve tabii ki Avcı ve ekibinin de katkısı da vardı. Yani başarının mimarı Abdullah Avcı değil, tüm Trabzonspor camiasıydı. Bu da kulübün iflası pahasına elde edilen bir kupaydı. Oysa başarı sürdürülebilir olmadıktan, marka değeri oluşturmadıktan, ekonomik bir krize neden olduktan sonra felaketten başka bir şey değildir.
ALTYAPIYI ADETA YOK SAYDI, OYUNCU KAZANAMADI
Trabzonspor bu sezon işte şampiyonluk uğruna feda edilenlerin bedeli olarak müzedeki yerini aldı. Ancak bu sezon elde edilen istikrarsız sonuçlar, Abdullah Avcı ve ekibinin gerçek kimliğini, değerini, bilgisini, vizyonunu ortaya koyması açısından öğretici oldu. Her başarısızlıktan sonra mutlaka bir mazeretin arkasına sığınan, her felaket sonuçtan sonra, suçlamalar, imalar, anlaşılmaz cümleler kuran bir Avcı izledik farkındaysanız. Önce, takımdaki eksikler ve uyum süreci mazeretleriyle birlikte, “Kasım’da gerçek takımı izlettireceğiz” dedi. Kasım ayı sonunda kötü sonuçlar gelince bu kez de, “Sistem değiştiriyoruz olmuyor, oyuncu değiştiriyoruz olmuyor, format değiştiriyoruz olmuyor. Bu gidiş sağlıklı değil… Bu durum geçici gibi durmuyor. Bizim de elimizden bir şey gelmiyor. Kendi durumumuzu da değerlendireceğiz” ifadeleriyle camiayı sürekli tedirgin etti. Sonra çıktı, kulüp içinde köstebek olduğunu söyleyip, taktiklerinin sızdırıldığını ve başarısızlıkların sebebini de buna bağlamaya kalktı. Ne yazık ki bu köstebeği bir türlü kamuoyuna açıklamadı, ya da kulüple ilişkisini kestirme yoluna gitmedi.
Abdullah Avcı geçen dönemdeki açıklamalarının bir bölümünde de Ahmet Can Kaplan’ı öve öve bitiremeyip, bunların sayısını artırmak gerektiğini, kulübün kurtuluşunun da altyapıda olduğunu söyledi. Gerçekten komediden öte, tam bir traji-komik sözler olarak niteliyorum bunu… Avcı, sanırım Ahmet Can’ı bilerek isteyerek kazanmadığının farkında olmadığımızı sanıyor. Eğer Denswil, Hüseyin, Vitor Hugo, Dorukhan Toköz, Edgar Lee sakatlanmasaydı, Ahmet Can’a Trabzonspor formasını verir miydi? Kesinlikle, Ahmet Can, sakatlıklar nedeniyle forma giyebildi. Kaldı ki, Ahmet Can’ı kazanma sürecini anlata anlata bitiremeyen Abdullah Avcı, altyapıdan gelen çok sayıda yeteneği ise kapının önüne koymuştu… Son olarak Arif Boşluk, başarılı bir çıkış yakalamasına rağmen, sahada sürünen Eren Elmalı’dan vazgeçmemesini, ondan vazgeçtiğinde yerine sağbek Larsen’i oynatması affedilir bir tutum değildi kuşkusuz. Bir şey daha… Her başarısız sonucun ardından yaptığı, “Biz bu takımla şampiyon olduk, üç kupa kazandık. Zaman zaman inişli çıkışlı süreçler yaşayabiliriz. Artık geleceği planlamaya başladık” sözlerini sarf etmesi de anlaşılır gibi değildi. Sezon başında 13 pahalı transfer yapıp, Vitor Hugo dışındaki dış transferlerin yanında, altyapıdan gelenler dışında tümüyle kendi kurduğu takımla çuvallaması sonrasında geleceği planlamaktan söz etmek umut tacirliğinden başka bir şey değildi.
İSTİFASI AVCI’YI BU CAMİADA SAYGIN KILACAKTIR
Bu noktadan sonra yazıyı çok daha fazla uzatmadan son sözlerimi de söyleyerek noktalamak istiyorum. Abdullah Avcı; Trabzonspor en son küme düşme hattının dibinde yer alan Ümraniyespor’a, hem de kendi sahasında mağlup olduktan, hiçbir yarışta yer almadıktan, yönetimde olağanüstü genel kurul kararı aldıktan sonra, yapması gereken eylem istifa etmekti. Bordo-Mavili takım liderin 19, lig ikincisinin 13 puan arkasına düşmüş… Ayrıca yönetimi de Olağanüstü Genel Kurul kararı almış… Yönetimde en sevdiği isim de Ertuğrul Doğan başkanlık adaylığını açıklamış. Ekonomi felç ve Doğan ve ekibi ateşten gömlek giyecekler. Sizlerin yeni seçilecek yönetimin de önünü açmaktı. Kulübün ekonomik açıdan nasıl bir çıkmazın içinde olduğunu da biliyordu.
Bu noktada kendisinden beklenen işine son verilmesi ve tazminat alarak ayrılmak değil, onurlu bir şekilde istifa etmekti. Bu hem Avcı’yı camia, yani tüm taraftarın gözünde saygın kılacak, hem de gelecekte yine bu kulübe yeniden gelmesiyle ilgili koşullar oluştuğunda kapı kendisine ardına kadar açılacaktı. Kaldı ki, artık büyü bozulmuş, kasketi yeniden moda haline getiren Abdullah Avcı artık bir sinerji yaratmaktan uzaktı. Böylece bir yandan Trabzonspor’un kapısını her zaman çalabileceği koşulları yarattı, hem kulübün, hem de gelecek yönetimin önünü açtı. Bu istifa hangi nedenle olursa olsun, arka planında ne bulunursa bulunsun alkışı hak ediyor. Trabzonspor’a en büyük hizmetinizi bu istifa mektubunu göndererek ve ekibinizle birlikte yaklaşık 70 milyon lira tutarındaki tazminattan vazgeçerek, takıma da çok daha büyük zararlar vermeyerek yaptınız.
Bu kararınız karşısında teşekkür ediyor ve, ‘yolunuz açık olsun’ diyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: