Trabzon’a yabani otlarla, dikenlerle, ısırganlarla zararlı böceklerin yuva yaptığı ancak toprağı verimli bir şehir arazisi benzetmesi yaparsak sanırım abartmış olmayız. Sadece Bordo-Mavili kulübün doğuşundan sonra değil, onun çok öncesinde dahi bu toprakların nasıl da en kaliteli, yetenekli, etkili, lider futbolcuları Türk futboluna sunduğunu sanırım bu kentte futbolla biraz ilgilenenler arasında bilmeyen yoktur. O dönemin 1’nci Ligi’ndeki İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi illerin güçlü kulüplerinde ve Ay-Yıldızlı forma altında nice Trabzonlu genci izledi ülke futbolseveri… Tarlası verimliydi ve Trabzonspor kurulduktan sonra da aynı işlevi görüyordu bu kent… Bu kez onun en güzel meyvelerinden yararlanan Bordo-Mavili kulüp oluyordu ve bu da kendisini Türkiye’nin en büyüğü haline getiriyordu.
Sonra, bu verimli tarla yetmemeye başladı kimilerine… Eline çapayı, kazmayı, küreği, orağı, tırpanı, fideleri alma ve bu tarlayı temizleyip, yeni fideleri dikme yerine, hazırdan yeme girişimleri çıktı karşımıza… Gözler başkalarının tarlalarına, bahçelerine dikildi. Neden? Çünkü devreye ya öngörüsüz, ya paralı başkanlar ya da yöneticiler girmişti. Sadece kendi tarlasının meyveleri, sebzeleri yerine, dünyanın tüm tarla ve bahçelerine dadandı sözde Trabzonspor’u büyütme sevdalıları… Ülkenin ve dünyanın tüm bahçelerine, tarlalarına saldıran yönetenler, kendi tarlarının bakımını unuttu. Ne kadar zararlı varsa dadandı bu tarlaya… Aslında tüm bunlara rağmen verimli tarla-bahçe hiç üretimsizlik yapmadı. Hep üretti ama ürettiklerinin büyük bölümü, onlardan beslenenlerce, çöp sepetine atmayı tercih etti. Tüm bu olumsuzluklara meydan okuyup, toprağı yırtıp çıkanlar da oldu ama bu çok yetersizdi.
HER ZORUNLULUKTA HER YÖNETİM ÖZ KAYNAĞA SARILDI
Evet biraz absürt bir örnek olabilir ama Trabzon kenti, futbolcu üretimi açısından bakıldığında gerçekten ülkenin en verimli topraklarına sahipti. Bunu biz demiyoruz. FİFA’nın dünyada yaptığı önemli araştırmalar sonunda Türkiye’nin en fazla futbolcu üreten kentlerinin başında Trabzon’u gösterdikleri kamuoyuna defalarca yansıdı. Ne yazık ki Trabzonspor’u yönetenler, bu verimli toprakların gençlerine hep sırtını dönünce iflas kaçınılmaz hale gelmişti 1970’li yıllarda… Kimse bu kentin insanının yeteneklerinin farkında bile değildi, da küçümsüyordu kendi gençlerini… Ancak iflas kaçınılmaz hale gelince Barbon Ziya’nin (Kurbetli)yaptığı, “Kendi çocuklarımızı bünyemize katalım. Dünyanın sonu değil ya… En azından kulüp iflastan kurtulur. Küme düşsek de sorun olmaz” sözleri birçok efsane yöneticinin kulağına kar suyu olmuştu.
Bu yaklaşımla birlikte Şenol Güneş’ler, Turgay Semercioğlu’ları, Necati Özçağlayan’lar, Kadir Özcan’lar, Cemil Usta’lar, Bekir Barçın’lar, İhsan Sakallıoğlu’ları, Serdar Bali’ler, Güngör Şahinkaya’lar, Hüseyin Tok’lar, Ali Kemal Denizci’ler ve daha birçoğu Trabzonspor’un bünyesine katıldılar. Hiçbir şey beklenmeyen ve aslında, “Takım küme düşecek” korkusunu yaşatan bu oyuncularla önce 2’nci Lig şampiyonluğu, ardından Kıbrıs Barış Kupası kazanıldı. 1’nci Ligde ilk yıl 9’ncu sırayı alan takım, kupada Fenerbahçe ile yarı final oynamanın da mutluluğunu yaşadı. Sonraki yılda şampiyonluklara ambargo koyma noktasına geldi. Yani aslında futbolda Anadolu devriminin yaratıcısı Trabzonspor bir bilinçli yaklaşımın ürünü değil, mecburiyetin sonucu olarak ortaya çıktı.
TARİHİ GERÇEK ŞU Kİ TRABZONSPOR BİLİNÇLİ BİR DEVRİM YAPMADI
Bu bilinçli bir düşüncenin ürünü olmayan devrime de dolayısıyla kent sahip çıkmadı. Mecburiyetler sona erdiğinde yönetenler hemen başka takımlardan transferlere yöneldi. Yavuz Selim’in verimli topraklarına yeniden sırt dönüldü. İlk olarak Mehmet Ekşi, Necdet Ergün, Orhan Aksoy gibi isimler transfer edildi. Sonra bunları çok sayıda farklı isimler takip etti. Zamanla bu alışkanlık haline geldi ve Trabzonspor paralı başkanlar elinde “Dünya Kulübü olacak” iddiasıyla devasa bütçelerle sözde büyük transferlerle hep kendi kimyasına uymayan bir transfer politikası izledi. Bu politika sahada başarı sağlamadı, kasada ise yıkıma, masada ise müthiş bir güçsüzlüğe sebep oldu. Fakat aynı deneyi yapıp farklı sonucu elde etmenin imkansızlığına rağmen yönetenler bu korkunç yanlışta direttikçe diretti.
Zaman zaman zorunluluklar sonucu altyapıya, Trabzon topraklarından çıkan yeteneklere yönelme mecburiyeti doğdu. Birçok yıldız isim ortaya çıktı. Hami’ler, Hamdi’ler, Soner’ler, Ogün’ler, Fatih’ler, Gökdeniz’ler, Hüseyin’ler, Tolga’lar, Mehmet Yılmaz’lar, Mustafa Yumlu’lar, Tayfun Cora’lar, Ali Şen Kandil’ler, Barış Memiş’ler, Yusuf Yazıcı’lar, Yusuf Erdoğan’lar, Abdulkadir Ömür’ler, Abdulkadir Parmak’lar, Uğurcan Çakır’lar, Hüseyin Türkmen’ler, Ahmet Can Kaplan’lar, Serkan Asan’lar hep bu yokluk ve zorunluluk dönemlerinde kazanıldı. Trabzonspor’un şampiyonluklara ambargo koyduğu yıllarda da, yukarıda isimlerini saydığım futbolcular döneminde de Trabzonspor’a yabancı firmalar altyapı aklı vermiyordu. Bunların birçoğu ilkel koşullarda yıldızlaştı. Ama teknoloji çağında dünya artık küçük bir köye dönüştü. Bilgiye ulaşmak o kadar kolay ki, isteyen hemen onu yanı başında bulabiliyor.
Bunları neden yazıyorum?
ALTYAPI EN KÖTÜ DÖNEMDE BİLE ÜRETTİ, ÜST YAPI KULLANMAYI BECEREMEDİ
Çünkü kulübün yeni başkanı Ertuğrul Doğan geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, altyapıya büyük önem vereceklerini dile getirip, burada çağdaş eğitim için yabancı bir firma ile anlaştıklarını ifade etti. Ayrıca, kulübün transfer yasağı almasıyla birlikte de altyapıdan birçok futbolcu kazandıklarını, bunu yasak olmasa da yapmak için yeni bir altyapı anlayışını hayata geçireceklerini vurguladı. Sayın Doğan’a söyleyeceğim ilk söz, “Siz altyapıdaki eğitim anlayışından çok, üst yapının transfer anlayışını değiştirin. Bunu değiştirdiğiniz anda inanın alttan onlarca oyuncu çıkar, zamanla çok düşük maliyetlerle şampiyonlukların ve uluslararası başarıların kapılarını da sonuna kadar açar. Bu söyleminiz bile altyapı oyuncu psikolojisi ve kriterleri konusunda ne kadar yanlış düşündüğünüzün bir göstergesi olsa gerek… Aslında iyi bir şeyler söylemek isterken, baltayı taşa vurduğunuzun bile farkına varamıyorsunuz. Çünkü futbolu, genç ve öz kaynaktan yetişen futbolcu psikolojisini, sosyolojisini bilmiyorsunuz. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Siz de öğrenebilirsiniz. Yeter ki doğru insanları dinleyin.
Bakın Sayın Doğan; Bir kulübü yönetenler her yıl 15 civarında çoğunluğu yabancı çok pahalı transferler yapıyorsa, burada dünyanın en yetenekli altyapı oyuncularını bile oynatmanız olanaksızlaşır. Bu çocuklar oynasa bile arkasında hep büyük paralarla alınmış ve en küçük hatasında formasını kaptırma endişesi duyduğu yabancıya bakarken, asla özgüvenle oynayamaz. Korkular, güvensizlikler, endişeli bir tavır, elde ettiklerini kaybetme telaşı başlar ve bunun sonucunda da o genç futbolcu hata üstüne hata yapar. Bunu biz geçmişte defalarca yaşadık. İsim isim burada yazmayayım ama sadece Fatih Tekke gibi dünyanın en yetenekli oyuncularından birini 18 yaşında, 20 yaşında iki kez neden bu kulüpten uzaklaştırdığımızı, sonra nasıl ancak 25 yaşında kazandığımızı araştırın yeter. Bir de Gökdeniz Karadeniz’in nasıl 17 yaşında forma giymeye başlayıp, bir ara Giresunspor’a kiralık verilmek istenirken, güçlükle elde tutulup, sonraki süreçte rakipsiz olarak Türkiye’nin en iyi sağ kanadı olduğunu da bilenlerle konuşun…
Demem o ki, genç futbolcu kazanmak istiyorsanız, çok transfer yapmayacaksınız. Yani en azından oynayan yabancı futbolcuların alternatifleri yerli ve altyapı orijinli isimler olacak. Çocuklara özgüven vereceksiniz, güven duyduğunuzu her yönüyle hissettireceksiniz, dışlanmış hissettirmeyeceksiniz. Adım adım formaya alıştıracaksınız, taraftar onlardan kurtarıcılık değil, tamamlayıcılık bekleyecek önce… Onlar geliştikçe, büyüdükçe zaten kurtarıcılığa soyunurlar merak etmeyin….
BU KULÜBE EN BÜYÜK ZARARI PARAYI VE SİYASETİ KULLANANLAR VERDİ
Sizin söylemlerinizde de gördüğüm şu ki, kulüp ekonomik batakta ve bu nedenle de futbolcu ve teknik adam bütçesini bayağı küçültmek zorundasınız. Ama bu kulübün tarihi gerçeklerini yaşayarak bilen bir kişi olarak şunu ifade edeyim ki geçmişte nasıl ki zorunluluktan altyapıya dönüş yapılıp, kasaya biraz para girdiğinde hemen bu politikayı çöp sepetine atmışlarsa, sizin de benzer bir uygulamayı kafanızda taşıdığınızı düşünüyorum. Çünkü bu kulübü yönetmeye başladığınızda ve transfer yasağı geldiğinde sahaya sürülen altyapı oyuncularının onca büyük başarısına rağmen, bir krediyle ve kulübün ekonomisini nasıl da felç ettiğiniz gerçeğini yaşadık değil mi?
Yani gördüğüm gerçek altyapıya ya da düşük maliyetli oyunculara yönelme isteği, bir bilincin değil, zorunluluğun sonucu olacak gibime geliyor. Böyle olunca da zorunluluklar ortadan kalkınca, bilinçsizce yeniden büyük paralarla transfer politikalarına hızla dalacaksınız gibime geliyor. Latfen beni yanıltın!
Bakın Sayın Ertuğrul Doğan; Bu Trabzonspor’a en büyük zararı parayı öne koyan ve bu güç zehirlenmesiyle tek adam mantığıyla kendi çiftliği gibi görenlerle birlikte bir de siyaseti arkasına alıp, kulübü de o siyasetin ön bahçesi haline getirenler vermiştir. Bu dün böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak. Son 15 yılda gelen tüm başkan ve yöneticiler, “Küçülerek büyüyeceğiz” diyerek altyapıya ya da öz kaynaklara yönelerek işe giriştiler. Ama kısa yoldan köşeyi dönmek daha kolaylarına geldi ve ya kredi musluklarının açılması, ya siyasette güçlü isimleri arkalarına alıp kulübe çok büyük kaynaklar girince ilk yaptıkları Trabzonspor’un bünyesinin hiçbir açıdan kaldıramayacağı transferlere girişmek oldu. Kaynaklar çoğaldıkça, borç da o oranda yükseldi. Çünkü hiçbir kaynak yanlış ve pahalı transfer politikasının vakumladığı paralara yetmez. Bunu siz de 5 yıllık yöneticiliğinizde görmüşsünüzdür sanırım…
BOZUK SAATİN GÜNDE İKİ KEZ DOĞRUYU GÖSTERMESİNE KANMAYIN!
Trabzonspor kendi kent kültürü ve değerlerinden koparılarak başarıya koşturulamaz. Bunu sakın unutmayın. Yanlış politikalar sonucu, bozuk saat gibi günde iki kez doğruyu gösterdiğini sandığınız şampiyonluklar da gelebilir. Mesela sizin döneminizdeki yanlış transfer politikalarına rağmen şampiyonluğun kazanılması gibi… İçinde olduğunuz için benden daha iyi bilirsiniz ki onca transfere rağmen bu takım şampiyon olduysa sebepleri arasında siyasetin geçmişte işlediği suçlardan kaynaklı olarak geçen sezon kulübün önünün açılmasını istemesi, 4 İstanbul takımının erkenden yarışın dışına düşmesi, VAR Sistemi ve bunların sonucunda da camianın tümüyle şampiyonluğa kilitlenmesiydi. Böyle bir şans 50 yılda bir yaşanır ve bu da sizin döneminize denk geldi. Unutmayın ki, bir daha siyaset böylesine önünüzü açmayacak, VAR Sistemi o kadar mükemmel çalışmayacak ve camia da bir daha öylesine sıkı sıkıya kenetlenmeyecek.
Bunun için izlemeniz gereken yol geçici olarak ve zorunluluktan altyapıya sarılmak değil, bilinçli bir seçimin ürünü olarak Trabzon topraklarının verimine her zaman, her koşulda güvenmek, bunun arkasında durmak, her türlü tepkiye, eleştiriye göğüs germektir. Bunu başarırsanız inanın Trabzonspor kulübüne yeni bir soluk kazandırırsınız ve öz kaynak politikası gelecek tüm yönetimlerin de şiarı olur. Ama zorunluluklar sonucunda bugünkü üretim politikası söylemini geliştirip, şartlar biraz değiştiğinde hemen son 5 yıldaki politikalara dönüş yaparsanız Trabzonspor’a en büyük kötülüğü yaparsınız. Kötülük yapmak istemiyorsanız siyasetten bağımsız, kulübün kendi kaynaklarıyla borçlarını adım adım ödeyip, kasasında yüklü miktarda parası bulunan ve sahada da sürdürülebilir bir başarıyı yakalayan bir kulüp yaratmanızdır.
Bu kulübe kötülük yapmayın ve içinde ne kadar ayrık ve zararlı ot, diken, yararsız böcek varsa temizleyin. Bunları yapmazsanız sevgili kardeşim Ayhan Pala’nın kongredeki, “Bu kulübü satma niyetiniz var mı?” sorusunun yanıtı kendi içinde saklıdır diye düşünürüm.
Bir şey daha… Kongrede şeffaflık sözü verdiniz. Her gelen yönetimden bu sözü duyarız da uyguladıklarına hiç tanık olmayız. Umarım siz sözünüzde durursunuz ve ayakta alkışlanmayı hak edersiniz. Zor, hem de gerçekten zor bir göreve soyundunuz. Deyim yerindeyse ekibinizle birlikte ateşten gömlek giydiniz. Doğruları yapın, başarın ve sizleri hep beraber ayakta alkışlayalım olur mu?
Tüm kalbimizle ve beynimizle Trabzonspor’un tarihi kimliğine uygun, misyonunu unutmadan, yeni bir vizyonla başarılı olmanızı temenni ediyorum…
Umarım başarırsınız da…
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: