Çocukluğumda ve gençliğe giriş yıllarımda ismini gazetelerin spor sayfalarından biliyordum. Trabzonspor’un 2. Ligdeki ilk kuruluş yıllarında önce yöneticilik yapıyordu. Bu ligdeki son sezonda başkanlık koltuğuna oturmuştu. Yıllardır özlemi çekilen 1’nci lige onun önderliğinde girmişti Bordo-Mavili takım… Artık radyolardan dinlenen, gazetelerde haberleri gıpta ile okunan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ile karşılıklı oynamanın hazzını yaşayacak Trabzon kentine bu ödülü veren kulübün en öndeki neferiydi. Trabzonspor, 1’nci ligde rakiplerinin korkulu rüyası olmaya başladığı, kupada Fenerbahçe’ye kök söktürdüğü sürede de, Kıbrıs Barış Kupası’nın müzeye götürülmesi döneminde de başkanlık koltuğunun sahibiydi.
Yaptığı açıklamalarındaki mütevazı kişiliğini gösteriyordu herkese… Sonra genç yaşımda tanıdım kendisini… Gazeteciliğe başlayıp, ilgi alanıma Bordo-Mavili kulüp de girince, zaman zaman röportaj için kendisine telefon açardım. Hiçbir zaman, “Meşgulüm, görüşemem” dediğini anımsamıyorum. İlk tanıdığımda da son gördüğümde de dudağının kenarında hep bir tebessüm kıvrımının oluştuğuna tanık olurdum. Yüzüne baktığınızda, gözlerindeki ışığı, pozitif enerjiyi görebiliyordunuz. Sanki hayatta hiçbir sorunu yokmuş gibi konuşurken karşısındakine huzur vermek ister gibiydi. Kelimeleri seçerek konuşurdu ve uzun uzun anlatırdı, söylemek istediklerini… Karşısındakinin kafasında soru işareti bıraksın istemezdi ve tane tane, herkesin anlayabileceği bir dille dudaklarından kelimeler dökülürdü…
Sözünü ettiğim kişi, bu kitabın öznesi Trabzonspor’un yaşayan kurucu iki efsanesinden biri olan Salih Erdem’den başkanı değil…
ONUN İSMİ EN BAŞA YAZILMALI ASLINDA!...
Salih Erdem, Trabzonspor’u yaratan, yaşatan ve büyüten ekibin içindeki en önemli neferlerden ve sonrasında da liderlerden biriydi. Sonrasında hem kulüp, hem de futbol tarihinde ismini altın harflerle yazdırmayı başaran nadir kişilikler arasında yerini almayı bilmiştir. Çünkü bir insanın, hem kurucu, hem yönetici, hem başkan olarak bir kulübü yaratanlar, yaşatanlar, büyütenler ve başarılarıyla gurur duyacak işlere imza atanlar arasında olması kolay değil ülkemizde… Bugün Trabzonspor’un kurucuları arasında hala ayakta olan, yaşama sevincini sürdüren Nizamettin Algan ile birlikte iki kişiden biri olmanın da tarihsel onuru ve sorumluluğunu taşıyor üzerinde Salih Erdem…
Bilirsiniz, Trabzonspor’un kuruluş sürece çok sancılı olmuştur. Çatışmalar, kavgalar, mahkemeler, kenti de, kuruluş aşamasında rol alanları da yormuş, bitirmiştir. Özellikle İdmanocağı-İdmangücü çekişmesi içinde objektif olmaya çalışan, makul yaklaşım gösteren, uzlaşma yolunu arayan genç neferler arasındaydı Salih Erdem… Kurucusu olduğu kulübün yönetimlerinde de görev alıp, sorumluluktan hiç kaçmayanlardan biriydi. Dış transfer, başka illerden gelen teknik adamlarla birlikte artık yaşama şansı zayıflayan Bordo-Mavili kulüp, Trabzon Belediye Başkanı Suat Oyman’ın, 1973 tarihinde, “Belediye başkanı olarak kentin sorunlarını çözme görevimi yapamaz oldum. Trabzonspor’u yönetmek başlı başına büyük sorun. Ben bu işi artık yürütemiyorum. Başkanlık görevini bırakıyorum” demesiyle büyük bir hayal kırıklığı ve korku yaşayan camiada, başkanlık gibi çok kritik bir görevi ifa etmekten korkmadığı, elini değil, gövdesini taşın altına koyduğu için ayakta alkışlanmalıdır bu mütevazı insan…
BARBON ZİYA’NIN ÖNERİSİYLE BAŞLAYAN SÜRECİN BAŞKANI!
Birçok yönetim bilimciler, “ İdeolojisi ve felsefesi olmayan hiçbir kurum, ya da kulüp ayakta duramaz. Yaşayamaz. Her kurumun kendine özgü bir ideolojisi, felsefesi olmalıdır.” Düşüncesini ortaya atar ve bunu önerir kurumları yönetenlere… Hatta aynı durumun insanların kendi yaşamları için de olmazsa olmaz olduğunu da ifade ederler. Bu bağlamdan yola çıkarak bir değerlendirme yapmak gerekirse, eğer Trabzonspor’un bir ilkesi, ideolojisi, felsefesi oluşmuşsa, tüm Türkiye’ye farklı bir kulüp profili çizip, onun yarattığı etkiyle fırtınalar estirip, 10 yılda, 1 kez 2’ci Lig, 6 kez 1. Lig, sayısız Türkiye Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık Kupası ve Kıbrıs Barış Kupası kazanmışsa, bunda 1973 yılında üreten, kendi değerlerine sahip çıkıp, onlarla yol almayı ilke edinen Salih Erdem başkanlığındaki yönetime başrol vermek gerekir bana göre…
Trabzonspor’un tam sokağa düşeceği ve belki de kısa süre sonra kapısına kilit vuracağının düşünüldüğü bir dönemde Barbon Ziya ve birkaç aklı başında insanın, “Kendi çocuklarımızla yola devam edelim. Başaramazsak küme düşeriz. Başarırsak ayakta kalırız. Bu kentte, Trabzonspor’da oynayacak, başarılı olacak çok gencimiz var” sözlerini kulak arkası yapmayan Salih Erdem ve arkadaşları, Şenol’ları, Kadir’leri, Bekir’leri, Engin’leri, Turgay, Necati gibi isimleri amatör küme ya da Akçaabat Sebatspor’dan, Ali Kemal’leri Rize’den, Hüseyin Tok’ları Erzurum’dan getirip, İhsan’larla, Ali Yavuz’larla. Mehmet Cemil’lerle, Faruk Nafız Özak’larla, Bülent’lerle, Aziz’lerle, İlhan’larla, Şener’lerle, harmanlayıp, başına da Ahmet Suat Özyazıcı’yı yerleştirip, yardımcılığına da Özkan Sümer’i getirip, bugün gururla sözünü ettiğimiz efsane Trabzonspor’un ortaya çıkmasının temellerini atmış ve bu kentin de, ülkenin de futboluna da en önemli değerleri kazandırıp, yeni bir vizyon getirmişlerdir. Ve tabii ki Trabzonpor’un felsefesini oluşturmuşlar… Bu belki zorunlulukların sonucu olmuştur ama sonuçta bir ana fikir yaratılmış, bugün hala tartışılır bir misyonun başlangıcına imza atılmıştır.
TRABZONSPOR’U HALKIN TAKIMI YAPAN İSİMLERİN BAŞINDAYDI
Salih Erdem başkanlığındaki Trabzonspor, 2’nci Ligden 1’nci Lige çıkarken, kulübün ayakta kalması için teberrular, İstanbul’da, Trabzon’da yardım geceleri, sinema biletlerine, Fiskobirlik çalışanlarının maaşlarından küçük paylar, İhraç ürünlerini İran’a taşıyan kamyonculardan küçük de olsa Trabzonspor payı alarak, Trabzonspor sigarası, çayı piyasaya çıkararak bu kulübün tüm toplumun destekleriyle hayatta kalmasına ve ayaklanarak bir efsane olmasına zemin hazırlamışlardır. Bir futbol kulübünün, ancak ve ancak toplumsallaşmasıyla gerçekten bir kimlik kazanması olgusu varsa, bunu ilk başlatanlardan biri de Salih Erdem başkanlığındaki Trabzonspor’dur. Bu açıdan vizyonu ve misyonu tartışılmaz…
Unutmayalım ki Salih Erdem, Trabzonspor yöneticiliği yaparken ve sonrasında başkanlık koltuğuna otururken, asıl işi Fiskobirlik Yönetim Kurulu başkanlığıydı… Yani maaşlı bir bürokrattı. Bir tek maaşla, böylesine önemli bir görevi üstlenmenin nasıl bir cesaret gerektirdiğini sanırım algılamakta zorlanmayız. O’nun başkanlığı döneminde, Trabzonspor, kendi kentinin ürettiği değerlerle şampiyonluklara ambargo koyma aşamasına gelirken, bu tüm Türkiye ve zamanla dünyada örnek gösterilen bir uygulama olarak tarihteki yerini de almıştır. Bugün hala, Bordo-Mavili kulübün kendi altyapısıyla, ürettiği futbolcularla büyük oynamasını isteyenler varsa, bunun tek nedeni o günlerde, bu kentin evlatlarıyla büyük başarıyı yakalama başarısının verdiği cesaret inkar edilemez bir gerçektir.
Bu kentin her alanda olduğu gibi futbolda da üretken olabileceğini düşünüyorsak, bugün o üretkenliğin özlemini çekiyorsak, temellerini atanlar 1970’li yılların unutulmaz isimleri Salih Erdem, Mustafa Şamil Ekinci ve arkadaşlarıdır.
F.BAHÇE’NİN ŞİKE TEKLİFİNİ REDDEDEN ONURLU BİR BAŞKAN!..
Salih Erdem’in, soy ismi gibi çok erdemli bir kişiliğe sahip olduğunu söylersek de abartmış olmayız sanırım. Çünkü, Trabzonspor’un 1. Ligdeki ilk sezonunda şampiyonluğa oynayan Fenerbahçe’nin o dönemki başkanının, “Sizin ne küme düşme, ne de şampiyonluğa oynama durumunuz yok. Biz ise şampiyon olmak istiyoruz. Bu maçı bize satmayı kabul edin, 5 milyon lirayı kasanıza koyun” şeklindeki teklifini elinin tersiyle itmesi ve, “Böyle bir teklifi bize hiç yapmamış olun” demesi unutulabilir mi? Hem de kulübün meteliğe kurşun attığı, yardımlarla ayakta durduğu, o parayla tüm borçların yanında futbolcuların 2 yıllık tüm ücretlerini ödeyebilme şansına rağmen… Ve o gün Fenerbahçe özellikle ikinci yarıda maçın hakeminin anlaşılması zor, katliam düdükleriyle 1-0 kazandıktan sonra şikeyi reddeden Salih Erdem, ismi geçen kulübünün başkanının, “Siz 5 milyon lirayı kabul etmediniz, biz hakemle işi 500 bin liraya hallettik. Kulüp olarak 4,5 milyon lira karımız oldu” sözlerini duyacak ve bunu hiç unutmayacaktı.
Kıbrıs Barış Harekatı 24 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye’nin zaferiyle son bulmuştu. Ve 1975 yılında Kıbrıs Barış Kupası adı altında bir turnuva düzenlenmişti. Devre arasıydı. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş katılacaktı. Sonra Trabzonspor da eklendi bu 3 ekibe… Ama Fenerbahçe vazgeçti bu organizasyonda yer almaktan… Beşiktaş ve Galatasaray’ı mağlup eden Trabzonspor şampiyon olmuştu. Salih Erdem başkanlığındaki Trabzonspor böylece 2 büyüğe karşı ilk kez önemli bir zafere imza atmış, Türkiye’de de ismini manşetlere taşımış, ayak seslerini duyurmanın adımını atmıştı. Fenerbahçe yöneticilerinin, Galatasaray ve Beşiktaşlılara da, turnuvaya katılmamalarını tavsiye ettiği sonradan ortaya çıkmıştı. Sebebi açıklandığında ise Trabzonspor’un ayak seslerini ilk duyan kulübün Fenerbahçe olduğu da anlaşılmıştı. Çünkü bu kulübün yöneticilerinin, “Trabzonspor farklı bir takım, iyi futbol oynuyor. Bizi yenerse ilerde başımıza bela olur” diyerek Galatasaray ve Beşiktaşlıları uyarmışlar ama dinletememişler meğer…
Fenerbahçeli yöneticiler o uyarıyı neden yapmıştı peki?
EFSANE KADRO ONUN DÖNEMİNDE KURULDU
Çünkü Fenerbahçe, o sezon Trabzonspor ile kupada mücadele etmiş, yenilgiyi hak etmiş ama hakemin katkısıyla turu geçmeyi başarmıştı. Korku, dağları sarmıştı… Bordo-Mavili fırtınanın ilk esintisinin değdiği Fenerbahçe sinyali almıştı demek ki… Gerçekten de bu kupanın kazanılması, Galatasaray ve Beşiktaş’ın mağlup edilmesi Trabzonspor’a da çok şey katmış, taraftarını ise gururlandırırken, Türkiye’nin en büyük 2 takımını yenmenin özgüveni tavan yapmıştı. Salih Erdem, o günleri anlatırken, “Biz, Kıbrıs Barış Kupası’nda Galatasaray ve Beşiktaş’ı mağlup edince, kupada da Fenerbahçe’yi sahada perişan edince öz güvenimiz doruk yaptı. Hem kent insanı, hem biz yöneticiler, hem teknik kadro, hem de futbolcular gözümüzde büyüttüğümüz bu takımlardan daha iyi olduğumuzu yaşayarak görmüştük. Artık onları rahatlıkla mağlup edebileceğimizi, önlerinde yer alabileceğimizi, şampiyon da olabileceğimizi düşünmeye başlamıştık. Bizim ilk büyük başarılara ulaşmamızdaki çıkış noktamız Kıbrıs Barış Kupasını kazanmamızdır” ifadelerini kullanması dikkat çekicidir.
Trabzonspor sahada artık adım adım kendini hissettirirken, Trabzon’da arka planda yaşananlar, belki çok sonra başlayacak bir çekişmenin, çatışmanın ve kulübün artık genlerine işleyen bölünmenin ilk kıvılcımıydı. Sanırım Salih Erdem’in, Trabzonspor’da yönetici ve başkan olarak yaşadığı en dramatik Mustafa Şamil Ekinci’yle yaşadığı bir olaydır. Salih Erdem’in başkanlık görevini sürdürdüğü bir süreçte ve yeniden adaylık hazırlığı yaptığı bir dönemde, onu derinden yaralayan bir olayla karşılaşır. O süreçte başkanı olduğu yönetimde asbaşkan olarak görev yapan Mustafa Şamil Ekinci’nin başkan adayı olarak karşısına çıkmasına çok üzülmüştü. Salih Erdem, böyle bir söylentiyi duyduğunda inanamamıştı. Bu konudaki dedikoduların doğruluğunu anlamak için Mustafa Şamil Ekinci ile konuşmuş ve “Şamil, aday olacağını duyuyorum. Böyle bir şey var mı? Varsa ben de buna göre hareket edeyim” diye sorduğunda Erdem, “Yok öyle bir şey” yanıtıyla rahatlamıştı ama kongreye bir gün kala Mustafa Şamil Ekinci’nin aday olduğunu öğrenince büyük bir üzüntü duymuş ve bunu asla kabullenmemişti. Mustafa Şamil Ekinci’ye yaptığı sitemin karşılığında duyduğu söz ise, “Arkadaşları kıramadım. Ne yapayım” şeklindeydi.
ŞAMİL EKİNCİ’NİN ADAYLIĞIYLA YIKILMIŞTI
Mustafa Şamil Ekinci’nin ekonomik durumu iyiydi. Neredeyse Trabzon’daki tek sanayiciydi. Belli ki kulübün ekonomik açıdan gelirlerinin çok kısıtlı olması, 1. Ligde şampiyonluk mücadelesi verirken, paralı bir başkanın daha etkin olacağını düşünenler fazlaydı. Çünkü kongre bittiğinde Mustafa Şamil Ekinci, kazanmıştı ama Salih Erdem de listeyi delerek yönetime girmişti ama bu olay belki de Trabzonspor’un gelecek günlerinde yaşayacağı kavgaların fitilinin ateşlendiği ilk olaydı. Hatta birçok kongrede yaşanan gerilimler, duvarlara yazılan, “Kırşehirli başkan istemiyoruz. Yabancı yönetici istemiyoruz” sloganları da Trabzonspor’da gerilimli yılların yaşanmasının önemli sebepleriydi. Salih Erdem’i sevenler, Mustafa Şamil Ekinci’ye çok kızmış olmanın acısını böyle çıkarıyorlardı ama olan da Trabzonspor’a oluyordu. Salih Erdem’in bu yaşananlarda bir yönlendirmesi yoktu ama yine de taraftarlar da, kongre üyeleri de, “Şamil Ekinci’ciler, Salih Erdem’ciler” olarak bölünmüştü. Yani Ahmet Suat’cılar ve Özkan’ciler olarak nitelenen teknik bölünmeden önce başkanlık nezdinde bir bölünme söz konusuydu.
Şamil Ekinci de takım sürekli şampiyon olmasına, Türkiye’yi sallamasına ve artık Avrupa’da ses getirmesine rağmen, sürekli yıpratılmanın yarattığı etkiyle, 1980’li yılların başında pes etmiş ve kenara çekilmişti. Ama ondan önce Salih Erdem köşesinde kulüple ilgili hep sorumluluk duyarak ama sessizce oturmayı tercih ediyordu. Burada altını çizmek istediğim önemli bir ayrıntıyı da paylaşmak isterim. Trabzonspor’un o en görkemli günlerinin ilk meşalesini yakan Salih Erdem’in Fiskobirlik Yönetim kurulu başkanı olarak, sonraki süreçte meşalenin bir yanar dağa dönüşmesi sürecinin başkanı Mustafa Şamil Ekinci’nin de bir sanayici olarak sendikalı işçilere hitap etmeleri tesadüf olamaz kuşkusuz. Çünkü uygarlık tarihindeki en önemli ekonomik ve sosyal devrimleri ya burjuva sınıfı ya da işçi sınıfı yapmıştır. Trabzonspor’un futbol devrimini yapan başkanların da burjuva ve işçi sınıfına ait olmaları bir tesadüf olamaz bana göre.. Trabzonspor’u da üreten, ürettiğiyle yetinen, büyüyen ve başaran kulüp haline getiren anlayışı da bir devrim olarak kabullenmemiz gerekir sanırım.
TRABZONSPOR SEVDASI HER ANINA YANSIDI
Salih Erdem’i ilk tanıdığım günlerden, son gördüğüm ana kadar seçimli kongre, mali genel kurul, Divan Kurulu toplantıları, kulüp için yapılan birlik bütünlük ya da bilgilendirme toplantılarının bir tekine bile katılmadığına tanık olmadım. Hepsinde kendine ayrılan koltukta yerini alır, sessizce konuşmaları dinler ve sanki birilerini rahatsız etmek istemiyor gibi sessizce salondan ayrılır. Hiç öne çıkma ihtiyacı duymaz, gölgede kalmayı tercih ederdi. Trabzonspor’un Hüseyin Avni Aker’deki maçlarını da kaçırmaz, yerini alır, hep sessiz ve sakince maçlarını izlerdi. Başarısında dudağındaki tebessüm, tüm yüzüne geniş bir gülümseme, başarısızlık ise dudağını dişlerinin arasında ısırma olarak yansırdı. Salih Erdem, kendisi gibi bilge bir çok yönetici gibi, 1980 askeri darbesinden sonra futbolun paralı başkanların oyuncağı haline geldiğini andan itibaren köşesine çekilmeyi tercih etti. Erdem, kendileri gibi futboldan, amatörden gelmiş, onun içinde yoğrulmuş ve bilgisiyle, yetenekleriyle, yönetme kabiliyetiyle başarılı olabilecek başkan ve yöneticilerin döneminin artık sona erdiğinin bilinciyle, bir kez olsun bile her hangi bir göreve soyunmadı bir daha…
Ama kulüp adına, hiçbir zaman, hiçbir etkinlikten uzak kalmadı, özellikle yönetimlerin, futbolcuların, teknik adamların morale ve sahiplenmeye ihtiyaç duyduklarında hep orada oldu. Yarattıkları, yaşattıkları ve büyüttükleri kulübe karşı her zaman, tam sorumluluk duyarak yaşadı bugüne kadar…
O; ALÇAKGÖNÜLLÜLÜĞÜN ZİRVESİNDEKİ İSİMDİR
Salih Erdem gibi Trabzonspor efsanesini en son gördüğüm yer oğlum Emre’nin düğünüydü. Hayatım boyunca bu kulübün hep Trabzon’dan yönetilmesini isteyen bir taraftar ve gazeteci olarak, oğlumun nikah şahitliklerini bu kentte ikamet eden eski başkanların yapmasını istemiştim. Mustafa Şamil Ekinci hasta ve İstanbul ya da Bodrum’daydı. Gelemedi çok üzüldü. Salih Erdem, Ahmet Celal Ataman, Faruk Nafız Özak, merhum Özkan Sümer, Atay Aktuğ düğün salonundaydı. Diğer 4 isim gibi Salih Erdem de 80’i aşkın yaşına rağmen, “Ben düğüne gelemem, yorgunum, bitkinim” demedi. Biraz da hasta olmasına rağmen koşarak nikah şahitliğini yaptı ve benim de hayatımdaki en büyük gururlardan birini yaşamamda başrol oynayanlar arasında yer aldı.
Bu bile onun ne kadar vefalı ve mütevazı bir insan olduğunu göstermeye yeter bir bakıma.. Tek derdi Trabzonspor’un, borçlanmadan, ödenen paraları büyük, dış transfere bulaşmadan, kendi yağıyla kavrularak büyük hedefler kovalayan bir kulüp için çırpındığını düşündüğü bir gazetecinin, mücadelesine tanık olmanın verdiği sorumlulukla, onu kırmama adına hasta hasta oğlunun nikah şahidi olmayı mutluluk aracı kabul etmesi az bir şey değildir aslında… 80’nine merdiven dayamış Ahmet Celal Ataman da hastaydı. Özkan Sümer, Atay Aktuğ, aynı yaşlara yakındı. Faruk Nafız Özak da 75’li yaşlardaydı. Her biri Salih Erdem nezdinde aslında mütevazılığın da simgeleriydi.
Trabzonspor’u da zaferlere taşıyan, inanç, vefa, mücadele, mütevazılık, arkadaşlık, dostluk, sevgi değil miydi zaten? İşte Salih Erdem ve onun gibiler de tüm bu nitelikleri taşıyan son temsilcilerdi. Bize gurur duyacağımız, çocuklarımıza, torunlarımıza zevkle, mutlulukla, tebessümle anlatacağımız bir Trabzonspor bıraktılar…
Sağ olsunlar…
Önünde, önlerinde saygıyla eğiliyorum…
Yorumlar
Kalan Karakter: