Türkiye 6 Şubat sabahına büyük bir kabusla uyanmıştı. Kahramanmaraş merkezli 7.7 şiddetindeki depremle birlikte 11 il kelimenin tam anlamıyla yerle bir olmuştu. Gündüz de 7.6 şiddetindeki deprem tüm yıkımların üzerine tuz biber ekmişti. Daha o günün sabahında ülkenin üçte birinin yerle bir olduğuna dair haberlerle, Türkiye cenaze evine dönüşmüştü. Devleti yönetenlerin hemen harekete geçerek, enkaz altında kalan ve kurtulma umudu olanları yaşatmak için tüm olanaklarını seferber etmesi gerekiyordu. Ölüleri enkazın altından çıkarmak, ailelerine teslim etmek de önemli bir görevdi. Bunların yanında yaşayanlar için anında çadır kentler kurmak, konteyner evlerle bu çadırları takviye etmek, giyim, kuşam, yiyecek, içecek için ülkeyi yönetenlerin seferber olması şarttı. Hatta milyonlarca yurttaşın deprem bölgelerinden tahliye edilerek, bu büyük yıkımdan etkilenmeyen illere sevkleri hızla gerçekleştirilmeliydi.
Daha birçok görevi vardı ülkeyi yönetenlerin… Ama asıl görevleri yönettikleri süre içinde Türkiye’nin bir deprem kuşağı topraklarına sahip olduğunu bilerek, büyük depremlere dayanamayacak ne kadar bina varsa tespit edilip, hızla güçlendirilmesi ya da yıkılıp yenilerinin yapılması için olağanüstü hal ilan etmesi gerekirdi. Başta deprem kuşağı illeri, ilçeleri ve köyleri olmak üzere tüm ülkenin konutları ve binaları tek tek incelenerek uzun vadeli bir programla birlikte sapasağlam hale getirilmeliydi. Bu konuda dünyanın en tecrübeli ve yetkin ülkelerinden mühendisler, mimarlar, şehir plancılarının da desteğiyle en korkunç depremleri bile en az hasarla atlatabilecek koşullar yaratılmalıydı. Bırakın tüm bunları ülkeyi yönetenler her seçim döneminde imar aflarıyla birlikte bizzat bu büyük yıkımın önemli aktörleri haline geldiler. Bu imar aflarını oya devşirmek için ellerinden geleni de yaptılar.
Tüm bunları neden mi yazdım?
Anlatayım!
FUTBOLU SİYASETTEN KOPARMAK MÜMKÜN MÜ?
Biliyorsunuz, Fenerbahçe-Konyaspor ve Beşiktaş-Antalyaspor erteleme maçlarında tribünlerden, “Hükümet istifa” sloganları yükseldi. Neredeyse statlardaki tüm taraftarlar bu anlamda tek ses oldular. Bu çığlık ne yazık ki iktidar partisi ve onun ortağının yönetenlerinin şapkalarını önlerine alıp düşünmelerine ve bir vicdan muhasebesi yaparak halka tüm gelişmeleri şeffaf bir şekilde anlatmaları, yaptıkları hataları sıralamaları ve gerçekten büyük yıkımda, yıkım sonrasında bir sorumlulukları varsa bunun bedelini de ödemekten geri durmamaları gerekirdi. Ama tam tersi bir yaklaşım sergilediler. Tribünlerinden ‘istifa’ sesleri yükselen kulüpleri hedef yaptılar, taraftar kitlelerine tepki gösterdiler, tehdit ettiler, hesap sormaya kalktılar. Tam da suçluluk telaşının bir ürünü yaklaşımdı…
Bir kere bu ülkeyi yönetenlerin futbolun tarihini iyi irdelemeleri gerektiğini hatırlatmak isteriz. Futbol var olduğu süre içinde bu kapitalist siyasete hizmet etmektedir. Dünya’da Hitler’den Mussolini’ye, Franco’dan Salazar’a, Mandela’dan Peron’a ve daha birçok önemli lidere kadar hemen hemen her siyasetçi, futbolun büyüsünden yararlanmak istemiştir. Franco, ülkesini faşistçe yönetirken, ‘Bana 100 bin kişilik uyku tulumları inşa edin’ dedikten sonra Real Madrid’in 110 bin kişilik Bernabou Stadının temelleri atılmıştır. Real Madrid bizzat Franco’nun desteğiyle bir dünya kulübü haline getirilmiştir ve İspanya halkı böylece 30 yıla yakın faşizmin şiddetiyle, halkın da önemli bir bölümünün desteğiyle yaşam bulmuştur.
FUTBOLU SİYASETTEN SOYUTLAYAMAZSINIZ!
Arjantinli efsanevi gerilla lideri Ernasto Che Guevara’nın bile mücadelesine başlarken, yolunu bir futbol maçı çizmişti. Hatta, “Futbol, ezilen kitlelerin kendini var ettiği bir alan… Bu alan eğer iyi değerlendirilirse sosyalist devrime büyük yararları olur” benzeri sözleri sarf etmişti. Futbol, Avrupa’da ve dünyada ırkçılığın azalması ve siyahi ırkın beyazlar kadar değerli olması anlamında büyük hizmetler sunmuştur.
Arjantin Diktatörü Juan Peron, Milli takımları şikeyle de olsa Dünya Şampiyonu olduğunda ve 25 milyon Arjantinli sokaklara dökülüp, sarmaş dolaş olduğunda, futbol aracılığıyla nasıl da insanların siyasetin yarattığı etkinin dışında bir tavır sergilediğinin ve kendi özgürlüklerinin yok edilmesini bile rafa kaldırdığını görmenin keyfini yaşamıştı. Bu noktada tüm siyasetini futbol üzerine kurmaya çalışmıştı ama ömrü vefa etmemişti. Dünyada buna benzer sayısız örnekler sunabiliriz.
Futbolun siyasetle iç içeliği konusunda ülkemiz de dünyanın diğer ülkelerinden soyutlanamaz. Siyasetçiler, her vesileyle futbolu kendi çıkarları için kullanmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Neredeyse tüm siyasi partiler, güçlü kulüpleri ele geçirebilmek, tribünlerdeki dinamik taraftarları yanlarına çekebilmek için atmadıkları takla kalmamıştır. Her parti ki; Bu noktada sağ partiler başat rol oynamıştır, ırkı, dini olduğu gibi futbolu da en iyi şekilde kullanmanın çabası içine girmiştir. Kendilerine yakın taraftar gruplarını desteklemiş, yönetimlere her türlü olanağı sağlamıştır.
TUTTUĞUNUZ KULÜPLERİ AÇIKLAMAKTAN İMTİNA ETTİNİZ Mİ?
Ülkemizde 1980’den önce siyasetçiler tuttukları takımları açıklamazlardı. Çünkü tüm kulüplerde kendi seçmenlerinin olduğunu bilirlerdi, onlara saygı gösterirlerdi. Duygularını incitmekten imtina ederlerdi. Ancak 12 Eylül faşist darbesi artık futbolun her yönüyle kullanılmasının yolunu tümüyle açarken, siyasetçiler de tuttukları takımları göğüslerini gere gere açıklamaktan geri durmadılar. Hele hele taraftar kitlesi 10 milyonlarla ölçülen takımları tuttuklarını açıklayarak, onların oylarına tümüyle talip olmaktan ve bedava seçmen kazanma kolaycılığına kaçtılar. Siz tuttuğunuz kulübü açıklarken, kulüp başkanlarını ve yöneticilerini kullanırken, tribünleri kendi lehinize bağırtmak için taraftarları paraya boğarken sorun yoktu değil mi? Ya da halkın parasını, sizi desteklemesini istediğiniz kulüp başkanların ve yönetimlerinin kasalarına aktarırken amacınız çok temiz miydi?
Kulüpleri yöneten basiretsiz, futbol kültüründen nasiplerini almamış, başkan ve yöneticiler de siyaseti kullanarak kendilerine rant elde etmenin yolunu araladılar, sonra kapıyı sonuna kadar açtılar. Kulüpleri kötü yönettikleri için borçlandıkça borçlandılar. Bu borçları karşılayabilmek ya da ödeyebilmek için de iktidar siyasetinin kapı kulluğuna soyundular. Siyaset de bunu kendi çıkarları için kullanırken, hemen hemen her kulübü yönetenleri istedikleri gibi yönettiler, yönlendirdiler. Tabii bunlar yapılırken, futbola siyaset bulaştırılmıyordu değil mi?
SİZ KULLANINCA İYİ, KARŞINIZA GEÇİNCE TU-KAKA ÖYLE Mİ?
Son deprem felaketinde futbol kulüplerinin taraftarları milyonlarla ifade edilen sayılarıyla ellerinden geleni yaptılar. Kimi para gönderdi, kimi enkazda insan kurtarma çabasına girişti. Kimi eşya, kimi yiyecek, kimi içecek, kimi çadır, kimi oyuncak gönderdi. Kimi gelirleri depremdezelere kalacak diye maçlara koştular, 10 milyonlarca liralık birikim yarattılar. Onlar, devleti yönetenlerin, bürokrasiyle birlikte yapması gerekenleri hayata geçirince alkışlarken, size, ‘istifa’ dediğinde hain ilan ediyorsunuz öyle mi? Futbol takımı taraftarları, depremde sorumlu olarak ülkeyi yönetenleri görüp, "İstifa' tezahüratları yapınca celallenenler, "Futbol, siyasete bulaşmasın' diye üst perdeden atanlar size sesleniyorum. Başta da Devlet Bahçeli'ye ve bu konuda sert konuşanlara...
Türkiye'de futbola resmi olarak siyaseti ilk MHP sokmadı mı? Unuttuysanız hatırlatalım… Partinizin Trabzon Milletvekili Koray Aydın aracılığıyla bizzat Ünal Karaman, sonra da Saffet Sancaklı ve birçok futbolcu aracılığıyla futbol siyasete bulaştırmadı mı? Tribünleri MHP'nin kalesi haline ben mi getirmiştim? O zaman iyiydi değil mi siyaset için futbolu kullanmak!
Ya FETÖ tüm statları, futbolcuları, teknik adamları kafakola alırken neden sesiniz hiç çıkmadı?
Ya siz Sayın Tayyıp Erdoğan ve yakın çalışma arkadaşları!...
Siz ve çevreniz, tüm kulüplerin başkanlarını, yönetimlerini belirlemek için işaret fişeğini yakarken, ya da TFF'nin başkan ve yönetimini belirlerken, hatta tüm kurullarının başkan ve yönetimlerinin kimlerden oluşacağına bizzat görevlendirdiğiniz siyasi yandaşlarınız belirlerken futbolun siyasetin arka bahçesi haline gelmesi çok güzeldi sanırım.
BUTAVRINIZ EN HAFİF DEYİMİYLE ÇİFTE STANDARTTIR
Ya da yandaşlarınızın paraları oluk oluk ceplerine akıttığı taraftarlar hava alanlarında sizleri karşılarken, lehinize tezahürat yaparken, tribünleri pankartlarınızla donatırken, o zaman siyasetle futbol hiç ilişki halinde değildi değil mi?
Peki gittiğiniz her ilde, o ilin takımının kaşkolunu takmak siyaset değil miydi?
Arda Turan'ı, Mesut Özil'i, Burak Yılmaz'ı seçimlerde kullanmanız, futbolu siyasete alet etme anlamı taşımıyor muydu?
TFF eski başkanı Yıldırım Demirören, size "evet" kampanyasına destek vermesine tepki vermiş miydiniz? Peki son olaylardan sonra bazı futbol kulüpleri ve başkanları sizi destekleyen açıklamalarda bulundu; Hatta muhaliflere hakaret ettiler. Bunlar siyaset sayılmıyor mu?
Tüm bunların ardından Sayın Cumhurbaşkanı, bazı konularda yaşanan eksiklerden dolayı helallik istediği haberlerini izledik. Sayın Erdoğan, siyasette helalleşme gibi bir kurumun olmadığını, bir hata, eksik varsa, bunun bedelinin istifa olması gerektiğini bizden daha iyi bilmesi gerekir diye düşünüyorum. Yani Recep Tayyıp Erdoğan’ın dolaylı olarak söylediği sözleri, taraftarlar, sözü eveleyip gevelemeden; ‘istifa’ diye seslendirmesi mi sorun?
Yazık gerçekten!
Ama siz var ya siz...
Bir şeyi kullanabiliyorsanız onu baş tacı yapmakta ama aynı şey aleyhinize döndüğünde de hedefe koyup, hainleştirmekte üzerinize yok inanın.
Ama bunun en hafif tabirle literatürdeki ismi; Çifte standart, Makyevalizm’dir!
Yorumlar
Kalan Karakter: