ÖLÜM DÖŞEĞİNDEKİ FUTBOLCUMUZ!
Özellikle Ulusal takımımızın dünya ya da Avrupa ölçeğinde beklenmedik başarısız sonuçlar almasının ya da kulüplerimizin Avrupa’da tel tel dökülmesinin ardından her kafadan bir ses çıkıyor. Günah keçisi arayanların, kurtuluş reçetesi verenlerin sayısı neredeyse ülke nüfusuyla eşit sayıya ulaşıyor. Kimi siyasetin futbola müdahil olup, kulüplerin içini oymasına, kimi kulüpleri yönetenlerin futbolu bilmemesine, kimi teknik adamların korkalığına, liderlikten nasibini almamasına, becerilerinin sınırlı olmasına, kimi futbolcuların yeteneksizliğine ya da profesyonellikten yoksun yaşam tarzlarına, çalışmayı sevmemelerine, kimi ise ülke insanının genel anlamda sorunlar karşısında çözüm üretebilecek yeteneklerden, bilgiden, birikimden ve vizyondan yoksunluğuna suçu buluyor.
Oysa suçlu tümü…
Yani futbolla uzaktan yakından ilgilenen herkesin suçu var bu hezimetlerde…
Türkiye’de futbolun çağın gereklerine uygun bir sistemi, dünya ölçeğinde bahsedilebilecek ekolü olmamasının, kulüplerimizin ve Ulusal takımımızın Avrupa’da tel tel dökülmelerinde rolü vardır. Acı ki hangi alanda olursa olsun, bilinçli bir toplum olarak hareket edememenin sancılarını yaşıyoruz. Yazık ki hayatın her alanında kurtarıcı arıyoruz. Oysa kurtarıcı da, yıkıcı da bizden başkası değil… Şu sakın unutulmasın ki başkalarını fazla güçlü kılanlar, kendi güçlerinin farkında varamayanlardır.
Ve işte bu kendi gücünün farkına varmayan tek tek bireyler, toplumu oluşturuyor, sonuçta da bir sinerji meydana çıkaramıyor. Bu toplum da kendi sorunlarını çözmekten aciz, her şeyi başkasından bekleyen, güdülen bir noktada yaşamı sürgit devam ettiriyor. Aynı deney sürekli yapılıyor ama hep farklı sonuçlar bekleniyor. Bunun mümkün olmadığını büyük çoğunluk algılamıyor, anlamak da istemiyor.
TRABZONSPOR ŞAMPİYON OLDU KİMSE YANLIŞLARI SORGULAMIYOR BİLE
Bakın bir örnek vereyim. Trabzonspor yanlış yollardan gidip 38 yıl sonra şampiyon oldu, herkes Ahmet Ağaoğlu ve Abdullah Avcı hayranı oldu. Birinin neredeyse kulübü kusursuz yönettiği, diğerinin ise teknik adamlık dehası olduğunu düşünenlerin sayısı bir hayli fazla… Oysa bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösteriyor. Bana göre Bordo-Mavililer şampiyon olmasına rağmen hem Ahmet Ağaoğlu yönetimi, hem de Abdullah Avcı ekibi yüzde 75’in üzerinde yanlış kararlar aldı. Bunları uyguladı. Ama biraz şans, biraz bazı futbolcuların bireysel becerilerini üst seviyede kullanması, biraz şampiyonluk adayı takımların rezil bir sezon geçirmeleri, bunların yönetimleri ve teknik adamlarının yüzde 90 yanlış kararlar alıp uygulamaları, biraz VAR sistemi sayesinde gelen şampiyonluğun ardından bu camiada gerçekten derinliğine analiz yapan oldu mu?
Belki bir elin parmakları kadardır doğru analiz yapıp, başarının bir tesadüfün sonucu olduğunu ve bu yöntemle devam edilmesi halinde yarın kulübü felaketlerin beklediğini düşünen, bu noktada endişeye kapılanlar…
Buradan Türk futboluna gelirsek…
Bu yazıda derin analizler yapmayacağım. Sadece birkaç küçük noktaya işaret etmek istiyorum. Tüm ülke, Şenol Güneş’in başında bulunduğu Ulusal takımımızın 2002’de Dünya Üçüncüsü olmasından dolayı karnaval yaşadı, bayram yaptı. Bir yıl sonra Konfederasyon Kupası’nda da üçüncü olduğumuzda, Türk futbolunun levye atladığı düşünüldü. Hiç kimse Ulusal takımımızın neden 48 yıl sonra Dünya Kupasına katıldığını, bazı tesadüflerin bir araya gelmesiyle tarihi başarının yakalandığına dair bir fikir ortaya koymadı. Ya da Galatasaray’ın 2000’li yıllarda UEFA Kupası’nı alıp, ardından da Real Madrid’i yenerek Süper Kupa’ya uzanmasının coşkusunu yaşarken, bunun süreklilik kazanması için neler yapılması gerektiğine, ülke futbolunun gerçek bir ekole ulaşmasının yolunun nereden geçtiğine kafa yormadı.
DÜNYA ÜÇÜNCÜLÜĞÜ SONUN BAŞLANGICIYDI; ÇÜNKÜ…
Oysa Ulusal Takımımızın Dünya ve Konfederasyon Kupasını kazanması, milli takım açısından başarısızlığa gidecek yolda sonun başlangıcıydı. Galatasaray’ın Avrupa’daki büyük zaferleri de bu kulübün iflasına giden sürecin örülen taşlarının ilkleriydi. Ülke futbolunun altyapısı, amatöründen, Süper Lige kadar kulüplerimizin yapısı, teknik adamların kültürel ve eğitim durumu, futbola bakışı, futbolcunun eğitimine bakıldığında böyle bir başarıyı sürdürebilir kılmıyordu. Sürdürülebilir olmayan başarı da felaketin habercisidir. Çünkü bilinçsizce istenen o başarı, her gün çok büyük hatalı kararlara neden olur ve nihayetinde de iflası getirir. Çünkü ülke futbolunun altyapısına, eğitimine, kültürüne bilinçli yatırım yapmadan, çocuklarını, gençlerini çağın gerektirdiği gibi vizyoner yapamayan, onların yeteneklerini keşfedecek sistemi kurgulayamayan, doğru beslenme metotlarını onlara öğretemeyen, ekonomide az da olsa adaleti sağlayamayan akıl, futbolda çağ atlamayı sağlayacak zemini hazırlayamaz. Ancak ölüm fermanını imzalar.
Ne yazık ki bunu anlayamıyoruz.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, hiçbir insanın bugün söylediği sözün yarın hiçbir geçerliliği olmuyor. Bu ülkede dün hain ilan ettiklerini, bugün kahramanlaştıran siyasetçiler cirit atıyor. Bu siyasetçiler sorgulanmıyor.
Futbolumuzu ele alalım. Daha bir yıl önce ülkenin cumhurbaşkanı ayağa kalktı, “Yabancı sayısı azaltılsın ve ücretler TL olarak ödensin” dedi. Dönemin Federasyon başkanı ve yönetimi, “Emredersiniz” dedi ve yabancı sayısının azaltılacağını söyledi, hatta yönetmelik yayınladı. Futbolculara paraların TL üzerinden ödeneceğini kulüplere deklere etti. Kulüpler, “Ama yabancılar ne olacak?” diye tepki gösterince, TL ödemesi sadece Türk futbolcuları için uygulanması kararı verildi. Oysa yabancılarla da TL üzerinden anlaşıp, ödeme zamanı bu parayı o futbolcunun ülkesinin para birimine çevirip ödemek deveye hendek atlatmak değildi. Ama bu ülkenin kulüplerini yönetenler ve teknik adamlar o kadar yabancı bağımlısıydı ki, kendi parasını pul kabul edenlere teslim oldu, TFF yönetimi de buna uydu.
HANİ YABANCI SAYISI DÜŞECEK, HANİ ÖDEMELER TL İLE YAPILACAKTI
Yabancı sayısı azaltılacaktı sözde… İlk 11’de sahada en az 4 yerli, en fazla 7 yabancı bulunacaktı. Kademeli olarak bu rakam Türk futbolcular lehine değişecekti. Peki ne oldu? Yeni federasyon geldi, kulüpler ayaklandı. Futbol cahillerinin yönettiği Kulüpler Birliği; “Elimizde çok fazla yabancı oyuncu var. Avrupa’da rekabet için yeni yabancılar almalıyız. Bunun için de yabancı sayısı artırılsın” diye ültimatom çekti. TFF başkanı ve yönetimi anında çark etti. Ve kadroda 17 yabancı olmasını, bunların 14 tanesine lisans çıkarma hakkını tanıdı. Daha bir ay önce alınan kararların bile sözde kulüp yöneten ama aslında ego tatmini peşinde koşan kulüp başkanlarının dayatmasıyla birlikte üstünü çizen bir Futbol Federasyonu yönetimi olur mu?
Olmaz, olamaz değil mi?
“Madem ki futbolu siz yöneteceksiniz, TFF’yi lağvediyoruz. Buyurun meydan sizin” diyebilme cesaretini gösterecek tek bir TFF başkanı ve yöneticisi bulabilir misiniz? Ya da, bunca federasyon, altyapı yatırımlarını çok da önemsemeyip durmadan yabancı sayısını artırmak isteyen kulüp başkanlarına, “Arkadaşlar, bu yabancı sayısı durmadan artıyor da, bugüne kadar Avrupa’da ne yaptınız? Neyi başardınız? Sıradan Kuzey Avrupa ülke kulüpleri karşısında bile rezilleri oynuyorsunuz. Şampiyonlar Ligi ön elemesini bile geçemiyorsunuz. UEFA Avrupa liginde takım eleyerek gruplara bile kalamıyorsunuz. Çok yabancı istiyorsanız, kulüpleri yabancı başkan ve yöneticiler yönetsin. Çünkü siz futbolun kara cahilisiniz” diyebilir mi?
Diyemez değil mi?
Çünkü onların da hepsi gerçek futbol kültüründen, felsefesinden, ideolojisinden yoksunlar. Çünkü hepsi siyaset kurumunun emir eri olarak o koltuklara oturmuşlar. Onların da TFF’de bulunmalarının nedeni gerçekten futbola, dolayısıyla ülkenin gençlerine hizmet değil, kendi ekonomik ve statü açısından çıkarlarına uygun koşulları yaratmak, bugün ve gelecekte bulundukları pozisyonları kullanmak, belki siyasette yükselmek, belki iş dünyasında ihaleler almak, belki de çocuklarına anlatacakları bir hikayelerinin olmasını sağlayarak ego şişirmek…
EĞİTİMİ, ÖĞRETİMİ, KÜLTÜRÜ, SAĞLIĞI HİÇE SAYIP BAŞARI SAĞLAYAMAZSINIZ
Hiçbir kulüp, hiçbir işe yaramayan 3-4 milyon Euro ödedikleri tek bir transferden vazgeçip, bunu altyapılarına harcamıyorsa… Kendi bünyelerinden çıkması muhtemel futbolcuları daha 18 yaşlarında boğazlıyorsa… Tüm engelleri aşıp çıkanları da yabancı hayranlığıyla idam sehpasına götürüyorsa… Altyapıyı gerçek bir akademi haline getiremiyorsa… Kolejler kulüp, çocuk ve genç futbolcuları her açıdan hayata hazırlayamıyorsa… Betonlaşma sevdasıyla çocukların sokak futbolu aşkını uzaktan, ya da apartmanın balkonundan yaşamaya mahkum ediyorsa… Altyapılara en kaliteli, en birikimli, en bilgili, pedagojik ve psikolojik açıdan çocuk eğitiminden en yetkin teknik adamlara kapılar açılmıyorsa… Böyle teknik adamlar yetiştirilemiyorsa…
Altyapıdaki teknik adamlar, siyasetçilerin, iş insanlarının, başkanların, yöneticilerin, etkili sivil toplum örgütü liderlerinin torpilleriyle belirleniyor ve bunlara asgari ücret verildiğinde, “Oh be sigortalı bir iş buldum” mantığı egemen kılınıyorsa… Siyaset sadece üst yapıya, vitrinde bulunanlara, devasa statlara yatırım yapıp, köyleri, yaylaları, ilçeleri, mahalle aralarını, sahilleri futbol sahalarıyla doldurup, çocuklarının, gençlerinin oyun alanlarını kendilerine dert etmiyorlarsa… Ülkede yaşayan 84 milyon insan sadece ve sadece taraftarı oldukları kulüplerin profesyonel takımlarının aldığı başarılı sonuçla bayram yapıp, başarısızlığıyla cenaze havası estiriyorsa… Çocuklarının geleceğine yatırım yapılmamasına isyan etmiyorsa… Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Aile ve Sosyal İşler Bakanlığı, Belediyelerle işbirliği geliştirip, sağlıklı, bilinçli, bilgili, estetik kaygısı olan, kendi toplumuna karşı sorumluluk hissedecek gençlik yetiştirme çabası göstermiyorsa… Sevgiyi, saygıyı ve ahlaki değerleri öne çıkaracak, bilgiyi, bilimi temel alan eğitim sistemiyle gençliğini, topluma ve kendine karşı sorumlu yetiştirmenin bir anlamı olduğu düşünülmüyorsa…
Hangi koşullarda alınırsa alınsın ama bir tek şampiyonluk kupası, tüm sorunların çözüm adresi gibi görülüyorsa…
Bir Lüksemburg beraberliği ve Faroe Adaları felaketiyle yüzleşmek bir kenara, bazen coşkulu sonuçlar alsak da, çok daha kötü günleri yaşayacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın…
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: