Söz vermek, sözünde durmak, sözünü yere düşürmemek bu güzel hasletler her kişinin değil er kişinin harcıdır.
Bu erdemli insanlar eskiden olduğu gibi günümüzde elbette var lakin sayıları günden güne azalmakta!
Bugüne kadar meslek hayatımda yüzlerce röportajlar yaptım…
Bakanından milletvekillerine, il başkanlarından belediye başkanlarına, ilçe başkanlarından spor yöneticilerine, STK temsilcilerinden meslek odaları temsilcilerine kadar…
Bugüne kadar hiçbir vekil, hiçbir siyasetçi, hiçbir il başkanı, hiçbir belediye başkanı verdikleri randevu gününü ve saatini istisnai durumlar hariç değiştirmediler, atlatmadılar.
Zaruri durumu olanlar da başka bir gün bunu telafi ettiler…
Yani sözlerine sadık kaldılar…
Şahsen olmasa da kamu menfaatinden dolayı içlerinde eleştirdiğimiz siyasiler, belediye başkanları bile vardı ama onlar bile türlü türlü bahanelerin arkasını sığınıp sözlerini çiğnemediler, verdikleri sözün arkasında durdular.
Ama meslek hayatında bir kişinin sözünün arkasında durmadığına şahit oldum.
Kimden mi bahsediyorum?
Hani yaklaşık 2 hafta önce dünyaca ünlü turizm merkezimiz Uzungöl’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu, Komisyon Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu başkanlığında bir toplantı gerçekleştirmişti de toplantıya davet edilmediği için feryat figan eden TÜRSAB Doğu Karadeniz Bölge Başkanı Volkan Kantarcı vardı ya işte Kantarcı’dan bahsediyorum.
Zaten TÜRSAB, toplantıya çağrılmadıkları için gerekli açıklamayı yapmıştı, biz de açıklamalarına noktasından virgülüne kadar yer vermiştik.
Biz ise turizm sezonuna girerken eksiklikleri, yapılması gerekenleri, işin uzmanı olarak TÜRSAB’ın önerilerini, kayıp kaçağın nasıl önleneceğini, şehrimizde turizm potansiyeli nasıl daha iyi yukarıya taşınabilir, turizme yönelik projeleri, turizm sektöründe mülteci çalışan sayıları hızla artarken Türk vatandaşlarımızın işsiz kalmalarını, kendilerine bağlı olan acentalarda sürekli şikayet ettikleri kayıp kaçak çalışan olup olmadığı konusunda vb. sorular yöneltecektik.
Kendisi ile iletişime geçtik, 25 Mayıs Pazar günü röportaj yapacaktık, ancak kendisinin bir yakını rahatsızlandığı için olması gerektiği gibi elbette röportajı erteledik.
Kantarcı, 28 Mayıs Çarşamba günü gündüz saatlerinde ‘haberleşelim’ dedi.
Biz de hasta olmamıza rağmen verdiğimiz sözü çiğnememek adına ofisimizin yolunu tuttuk, kendisini gündüz saatlerinde aradık, Kantarcı ne derse beğenirsiniz, ‘Yoğun toplantımız var, ben size gün içerisinde haber vereceğim.’
E buna da ‘peki olabilir’ dedik.
Kantarcı’nın aramasını bekliyoruz ama nerede?
Baktık onun arayacağı yok biz yine arayalım hani ortada konuşulan bir söz var ya?
Hem hastalığımdan ötürü halsizliğim artınca hem de saat ikindi vaktine doğru ilerleyince yine arayan biz olduk, inkar edemem her aradığımda telefonu anında açtı.
Açıyor açmasına da her seferinde bir bahane, işi yokuşa sürme durumu var.
Bir tanıdıklarının İskenderpaşa Camii’nde ikindi namazına müteakiben cenazesi varmış, o cenazeye katılacağını, cenazeyi defnedecekleri mezarlığa gideceklerini söyledi.
Hay hay bu da normal dedik, itiraz yok.
Lakin ben de durumumu izah ettim, hasta hasta sırf bu röportaj için geldiğimi, çok vakitlerini almamakla birlikte kısa ama öz soru-cevaplarla bu işi çözebileceğimizi kendisine söyledim.
Nasıl yapabiliriz diye sordum.
Kantarcı da ‘Yanlış anlamayın, kimseye yok demem, ben sizi cenazeden sonra arar bilgi veririm’ dedi.
Tamam dedik, sizden haber bekliyorum.
Bekle, bekle ne arayan var ne soran…
Biz hasta hasta beklediğimizle kaldık.
Bakın Volkan Kantarcı, keşke ‘yok’ deseydiniz de verdiğiniz sözü çiğnemeseydiniz.
Kalpleri ve niyetleri Allah bilir beyan esastır deyip söylediklerinize inanmak istiyorum.
Lakin bilgi vereceğim deyip aramamak bilgilendirmemek üstelik karşınızdaki ‘hastayım’ dediği halde o kişiyi mağdur etmek, saatlerce bekletmek size yakıştı mı?
Bu kul hakkı, vebal değil de nedir?
Ağzınızdan bir laf, bir söz çıkmadan önce düşünmek gerek…
Ya o sözü söylemeyeceksiniz ya da söylediğiniz zaman yerine getireceksiniz, gereğini yapacaksınız…
Ama tutamayacağınız, yerine getirmeyeceğiniz sözleri vermeyeceksiniz!
Yapmazsanız, sözünüzü çiğnersiniz; başta kendi saygınlığınızı zedelediğiniz gibi karşınızdakine de saygısızlık yapmış olursunuz, toplum nezdinde de kötü bir intiba bırakmışsınız olursunuz!
Başkalarını bilemem ama şahsımda kötü ve olumsuz bir izlenim bıraktınız.
Şahsıma ve kurumumuza yaptığınız saygısızlığı asla ve kata kabul etmiyorum.
Siz daha karşınızdaki kişiye verdiğiniz sözü yerine getirememişken TÜRSAB Başkanı olsanız ne olur olmasanız ne olur?
Söylediklerinizle, anlattıklarınızla, eleştirinizle kamuoyunu nasıl ikna edebilirsiniz?
Söyledikleriniz ‘La Fontaine Masallarından’ öteye geçmez.
Bir de şu konuya da değinmeden geçemeyeceğim.
Ayda yılda bir basına geçtiğiniz veya bazı muhabirlere özel yaptığınız açıklamaları incelediğimizde gazetecilerin makalelerinde eleştireceği konuları siz de gündeme getiriyorsunuz. Hep aynı nakaratlar, herkesin yıllardır bildiği sorunlar.
Sizin işin uzmanı olarak çözüm önerileriniz, projeleriniz neler?
Kentin turizmine çağ atlatacak projeleri ortaya koyun, idarecilere yol gösterin; siyasiler, idareciler bu projeleri yapmıyorsa biz onları eleştirelim, sizi de alkışlayalım.
Nerede sizin projeleriniz?
Acaba sizin söylemenizle TBMM turizm komisyonu Uzungöl’deki toplantıya ve geçtiğimiz aylarda diğer kurumların yaptıkları turizm toplantılarına sizi ciddiye alıp neden davet etmiyorlar?
Hiç bunu düşündünüz mü? Eksiklik onlar da mı yoksa sizlerde mi?
Öyle ayda yılda bir ortaya çıkıp açıklama yapmakla bu işler olmaz.
Volkan Kantarcı'yı tanımam etmem. Kendisiyle ilk kez telefonda görüştüm. Niyeti nedir bilmem ama görüştükten sonra kendisi hakkında edindiğim tecrübe şunlar: Sözünde durmama, durumu idare etme ve cesaretsizlik!
Bu söyleyeceklerim ise genel manada; bu işler cesaret ister, samimiyet ister, koltuk sevdası ve şahsi reklamlarla bu işler yürümez.
Bu mantalite ile hiç kimsenin şehre faydası dokunmaz hatta boş yere koltuklar işgal edildiği için kente zararı bile var!
İşte şehrimizin hali de ortada zaten...
Çoğu zaman göstermelik işlerle, ahbap-çavuş ilişkisi ile işler yürüdüğü için bir arpa boyu yol alamıyoruz ya...
O yüzden bu işleri doğru düzgün yapamayanlar, konuşmaya cesareti olmayanlar, suya sabuna dokunmayanlar, kaçak güreşenler bu işlere soyunmasınlar; kente bir iyilik yapsınlar bırakıp gitsinler.
Kendi şahsi işleri ile meşgul olsunlar koltukları boş yere işgal etmesinler!
Kalınız sağlıcakla…