Siyaset kurumu dahil toplumsal yaşamı oluşturan tüm disiplinler, devamlılıklarını uyulması zorunlu kurallar marifetiyle sürdürürler.
Örneğin sporun bir aktivitesi olan “Hentbol” da, top diz altındaki bölgelere temas ederse kuralı ihlal eden oyuncu 2 dakika boyunca oyun dışı kalır.
-Basketbolda takımların her periyotta 4 faul hakkı olup, faul hakkını dolduran takım 5.nci faul da 2 atışla cezalandırılır ve 5 faul alan oyuncu, oyun dışı kalır.
-Futbolda. ise, “sarı” ya da “kırmızı” kart cezası;
Salt oyunun akışı içinde ki kural ihlallerinde değil… Hakemi aldatmaya yönelik davranışlarda da uygulanır.
Ama ne hazindir ki, milyonları yönetmeye talip, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak tariflenen siyasi partiler. Halkın söz, karar, yetki süreçlerine katılımını gerçekleştirecek, “Seçim” ve “Siyasi partiler yasası” talepleri karşısında, ayrımsız YASASIZLIĞI tercih etmekten hicap bile duymuyorlar!
Koltuk tatlı geliyor bunu bir biçimiyle anlıyorum da! bari bu “demokrasiçilik oyununun en azından etik kuralları olabilseydi
Nasıl ki, her tür spor aktivitesinde kural dışı davranışlar, spor yapıyoruz gerekçesi ile cezasız kalmıyorsa;
Siyasette de demokrasiyle çelişen, belden aşağı vuruşlarıyla tanıdığımız gözde politikacılarımızın, fauller dışında; Kamuoyunu aldatmaya yönelik alışkanlıkları en azından, izleyiciler tarafından “sarı kartla” cezalandırılabileceği bir iklim yaratılabilseydi diyorum!
Bu konuda kural tanımayanların başında müzminleşmiş Cumhuriyet karşıtı duruşlarıyla tanıdığımız koltuk sevdalısı, hepimizin gözüne baka baka yalanlar sıralayan bir iktidarla karşı karşıyayız.
Etik kurallara aykırılığı “Bonus” olarak kullanan, oy devşirme egoları gelişmiş bu politikacı türü! Ne yazıktır ki siyaset yapmaktan öte, bilerek ve isteyerek sürekli faulle oynayıp bunu da siyasi bir beceri olarak pazarlamakta beis görmüyorlar.
Halkın sorunlarından kopmuş, gözünün önündeki sorunları görmemek için çaba sarf eden, gözümüzün elifine baka baka yalan söyleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Yoksulluk ve pahalılıktan et alamayan halka “koyun eti kokuyor o nedenle almıyorlar!” diyebilen bir iktidarın içine düştüğü durumun izahı var mıdır?
Toplumu yok sayan, derdine çare üretemeyen, varlığını sürdürebilmek adına toplumu bölüp kutuplaştırarak, yandaşlarına yol açmaktan başka yöntem bilmeyen bir iktidarın devamlılığı olmayacaktır. Var olan sorunların çözümü için sadece hamaset üreten, ülkeyi babalarının çiftliği, kendilerini de çiftlik kahyası sanan, tek adam yönetimi için deniz bitti. .
Umarım durumun pekala ayırdında olan güç odakları! demokratik bir çözümlemeyi değil de, elinde ne kalmışsa muhalefete karşı seferber edip, gerekirse maçı tatil edebilecek “yancı” bir hakem arayışını tek seçenek olarak görmek gafleti içerisine düşmüş olmaz?
Zira görülen odur ki, başta yönetim bürokrasisi olmak üzere tüm kurumsal yapılar, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu yeniden kavrayıp, kaos planlarını, devlet içindeki klikleri ve onların kanunsuz emirleri karşısında temkinli davranıp, direnç göstermeye başlamıştırlar bile.
Demem o ki; tüyü bitmemiş yetimin hakkını, çetelere ve “iyi tarikat” kandırmacasıyla cemaatlere “verdimse ben verdim” denilerek “ulufe” niyetine aktaranlar! Sanırım yakın bir gelecekte, kolaylaştırıcısı oldukları kamu mallarının talanına ilişkin sorgulamalarda, bir hayli sıkıntılı günler geçireceklerdir!
Zira aktarılan kaynaklar Cumhuriyetin yüzyıllık birikimi olup, ülkenin geleceği;
Ne, iyi niyet temennilerine, ne de iyi niyetli olmadıkları anlaşılan, siyasi aktörlerin inisiyatifine emanet edilemeyecek denli değerlidir.
Sözün kısası. Siyasal alanda kurallara uymaya zorlamada yetkin güç olarak hakemlik görevi, Cumhuriyetin ikinci yüzyılınında seçim günü tekrar halka rücu edilecektir!
Mayıs şafağında, sandıklarda güller açtırmaya var mısınız canlar?
Sevgiyle, dostlukla.
Yorumlar
Kalan Karakter: