Kendimizi, bazen komplo teorileri, bazen üretim ilişkileri veya bizi bizle yüzleşmekten kurtaracak gerçeküstü düşüncelerle ikna edebiliriz. Kendimize yalan söyleyebilir veya gerçeklerden, hoşumuza gitmeyenlerden kaçabiliriz
Ama nereye kadar kaçarsak kaçalım, pek de uzağa gidemiyoruz!
Kene misali sırımıza abanmış kirli-kanlı bir ittifak, insafsızca kanımızı emip, umutlarımızı zehirlemekte sınır tanımıyor!
Yurttaşı olmaktan haz etmedikleri Cumhuriyetin olanca kazanımını (bedeli mukabili!) pervasızca peşkeş çekip, geleceğini karartırken. Sanki gereken önlemleri almışlar da “krizler” aniden bastırmış gibi pişkince gerekçe üstüne gerekçe zırvalayıp,
Çapaklı gözlerine bakmamızı öneriyorlar!
Oysa kriz; olağan seyrinde ilerleyen bir ortamda, aniden oluşan bir aykırılıktır. Yani artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı, sorunlu, sıkıntılı bir dönüm noktasının işaret fişeği!
Bize dayatılan ardışık krizler ise hiçte öyle gelmedi.
Bilerek isteyerek, adım adım kurgulanarak, saçma sapan “faiz sebep, enflasyon sonuç” sayıklamalarıyla! her geçen gün halkın sofrasından bir dilim ekmeği çalarak… Verimli tarım alanlarını ve dere yataklarını imara açarak, yetmedi defalarca “imar affı” çıkartarak gelindi.
Tıpkı, Irak hükümetinin iznini almaksızın Kuzey Irak petrolünü doğrudan dünyaya pazarlamak isteyen Bölgesel Kürt Yönetimi ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle, Uluslararası Tahkim Mahkemesi (ICC) tarafından Türkiye’nin, 1.4 milyar dolar (yaklaşık 27 milyar lira) tazminat ödemeye mahkum edilip. Enerji Bakanlığının karara itiraz etmeden “ödeyeceğiz” demesinin yarattığı şaşkınlık bir yana! Hesapsız, kitapsız, kuralsız devlet yönetme iddiasının bedelini halka ödetmek gibi!
Şimdilerde, çadır kentlerde fakr-ü zaruret içinde çırpınan insanların öfkesinden çekindiklerinden olsa gerek? timsah gözyaşlarının ardına saklanıp, paylarına düşecek dokunulmazlık zırhının olanca koruyuculuğuyla tüm kabine üyeleri deprem bölgesinden milletvekili adayı oluyorlar.
Kaos yaratıp, Ulus devletin yönetim erkine çomak sokanlar. Düzeltmek yerine üzerine çullanıp nemalanan izansızlar!
Evet siz, neden susuyorsunuz?
Bilmez misiniz ki riskli ülkeleri tercih eden, büyük karlar sağlayan küresel sermaye, yatırım yaptığı ülkenin, borç riski, kritik bir noktaya vardığında, anında sıvışıverir ve geride yandım anam sesleriyle inleyen, kıyametler koparan ülkeler bırakırlar.
Ülkemizde oynanan oyun tamda budur. Denizin tükenip, saltanat kayıklarının karaya oturduğunu sanki kiralık kalemler bilmezler mi?
Pekala bilirler ama kalemlerinin şerefini, derece derece fiyatlandırıp satmaktan fırsat bulup da başlarını yukarıya kaldıramazlar ki!
“Satılır Bâb-ı Âli borsasında kalemler
Kimi kara mürekkeple yazar
Kimi katillere övgüler düzer…
Kalem var, köpekçe havlar
Bir zorbanın kapısında…
Kalem var,
Seçim pazarında din satanların
Vaazlarında amentü yazar…
Kalem var,
Kara plaklara çizer sahibinin sesini
Kalem var, satılmış sayfalara
Yazar yüzkarasını…
Kalem var ki,
Gazete sayfaları ar eder
Taşımaktan yazısını…” Can Yücel
Köşe dostlarım… Büyük insanlık hiçbir zaman ve hiçbir koşulda çaresiz, seçeneksiz kalmadı, ya bir yol buldu ya da yeni bir yol açtı!
Bugün de değildir.
Atatürkçü- Kamucu ve Devrimci bir seçeneği yaşama sokmanın temel koşulu, bu gerçeğin kabulüyle olanaklıdır.
Aldığımız nefesi; hem bugün artık o nefesi alamayanlara, hem de kendimize borçluyuz.
İhtimaldir ki 14 Mayıs bu somut gerçeğin ön adımları olacaktır.
Sevgiyle, dostlukla…
Yorumlar
Kalan Karakter: