Soluduğumuz hava denli gereksindiğimiz özgürlük, siyasal düşüncenin merkezinde yer alır ve çağdaş demokrasilerde tüm bileşenler “seçim süreçleri” dahil tüm eylem ve işlevlerini bu bilinçle, özgür bir iklimde icra ederler.
Rousseau’ya göre, kelimenin tam anlamıyla gerçek bir demokrasi, hiçbir zaman olmadı ve olmayacaktır!
Ama yine de, demokrasinin insan onuruna en uygun siyasal rejim olduğu konusunda bir fikir birliği olduğu söylenebilir…
Demokrasilerde “bireysel özgürlük”, salt bireyin devlet kurumları karşısında korunması değil, aynı zamanda bireyin devlet etkinliklerine katılması ve oluşumuna katkıda bulunmasıdır.
Katılım, bireysel özgürlüğün güçlenmesini sağlayan önemli bir araç olup, siyasal erk karşısında bireyin güçsüz ve çaresiz olmadığı bilincini verir. Birey, bu bilinçle kendisinde siyasal-toplumsal sistemi biçimlendirme gücü bulur.
Bu biçimiyle demokrasiyi içselleştirmiş bir toplum, şiddet içermeyen tartışmaları da özümseyebilen bir toplumdur. Bu özelliğiyle demokrasi, tartışmayı uzlaşmaya dönüştürebilen araçları içinde barındırır.
Demokratik bir ortamda yaşamak demek, öncelikle yaşamı bir yazgı olarak görmeyi reddetmek demektir.
Demokratik bir toplum, homojen bir toplum da değildir. O sistem olarak, insanların özgürlüklerini kullanması, farklı düşüncelerin ve çıkarların temsilini engellemez. Bu da, demokrasinin aynı zamanda bir tartışma kültürü olduğunu gösterir.
Demokratik çoğulculuk düşüncesine önemli bir katkıda bulunan J. Stuart Mill, aktif bir çoğulculuğu savunarak, tek tek bireylerin düşüncelerini yayabilmelerinin ve bu özgürlüğe sahip olabilmelerinin, çoğunluğun diktatörlüğünü önleyeceğini savunmuştur. Diğer yandan, özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi konusu, yalnızca devleti ilgilendiren bir konu değildir.
Kabul etmek gerekir ki devletin demokratikleşmesi ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesi, sadece devletin temelini oluşturan toplumsal dokunun demokratik bir şekilde yapılanmış olmasıyla olanaklı olabilir. Bu da demokratik topluma ulaşmada eğitimin yadsınmaz önemini işaret etmektedir.
Bu bağlamda demokrasi eğitimi soyut bir öğrenme olmaktan çok uygulamalı bir eğitimdir ve bireysel katılımı içerir. Ussal bir demokrasi, yalnızca iletişim ve bireysel özgürlükleri değil, aynı zamanda aktif katılımcı bir çoğulculuğu öngörür.
Diğer yandan demokrasilerdeki temsil sisteminin özgürlükle bağdaşmayacağı durumlarda, siyasal iradenin başkasına devredildiği ve dolayısıyla siyasal iradenin yabancılaştığı gibi bir eleştiriyi de gözden ırak tutmamak gerekir.
Temsili yönetimin, güçlü bir demokrasinin oluşumuna katkıda yeterli olmayacağını kendi gerçeğimizden pekala biliyoruz! Yurttaşların Söz-Yetki ve Karar süreçlerine katılımı demek olan güçlü demokrasi;
Katılımı salt seçim süreçlerinde yurttaşların önüne konulan sandıkla sınırlayan tüm anlayışları reddeder, Bunun yerine olabildiğince sık ve özellikle temel siyasal kararlar alınırken yurttaşların söz sahibi olmalarını savunup, egemenliğin kayıtsız koşulsuz halka ait olduğuna vurgu yapar.
Kısaca, guruplar arasındaki çatışmayı işbirliğine dönüştürerek kamusal amaçlar için kullanma becerisi, katılımcı güçlü bir demokrasinin en önemli işlevidir. Bu işlevini yerine getirirken özgürlük, eşitlik ve sosyal adalet gibi demokratik değerlerden vazgeçmez.
Demokrasi, birey özgürlüğünün güvencesidir. Demokratik sistemin diğer sistemlerden farkı, uzun dönemde demokratik sistemin ürünü olarak, bireyin hak ve özgürlüklerinin genişlemesi ve derinleşmesidir.
Çünkü özgürlük, demokrasinin kendine özgü erdemidir. Özgür bir toplumda devlet insanların işlerini yönetmez. Sadece kendi işlerini yöneten insanlar arasındaki ilişkilerde adaleti yönetmekle ödevlidir.
Özgürlüklerin ve atadan armağan egemenliğin, “Devlet” ve “ Hükümet” ayrımını dahi yapmaktan aciz bir kavrayışın, prangalarından kurtulacağı günlerin umuduyla…
Sevgiyle, dostlukla...
Kaynak; Yale Üniversity Press-Çağdaş demokrasiler
Yorumlar
Kalan Karakter: