Bir kişi başkanlık görevine talip olurken, kulübün bir envanterini ister. Futbolculardan teknik kadroya, personelden tesis durumuna, borçlardan alacaklara, sponsorlardan yatırım planlarına, halkla ilişkilerden medya organlarıyla iletişime kadar kulübün temel dayanaklarıyla ilgili geniş bir bilgi edinme çabası gösterir. Çünkü bir kulübü yönetmek, ülkeyi yönetmek kadar zordur. Başkan adayı, tüm bilgileri ele aldıktan sonra bu sorunların çözümünü sağlayabilecek yol arkadaşlarını seçmeye başlar. Herkesin görev ve sorumluluk alanını belirler. Birçok toplantı düzenler. Kulübün var olan sorunlarının çözüm yollarının neler olduğunu masaya yatırır. Yönetici adayı arkadaşlarının fikirlerini sorar. Yönetmeye talip olduğu kulübün tarihini, vizyonunu, misyonunu en ince detayına kadar inceler. Uzman gördüğü kişilerden raporlar alır. Sorunların çözümünde izlenecek yol haritası küçük bir anayasa kitapçığı gibi hazırlanır. Sonra da kolları sıvar ve seçilirse de en hızlı bir şekilde tüm sorunların üzerine yürür.
Trabzonspor’da Ertuğrul Doğan’ın böyle büyük ve detaylı bir çalışma yapmasına gerek yoktu. Çünkü zaten çok etkili ve yetkili makamda 5 yıl yöneticilik yaptı. Süreç içinde elde edilen başarıların da, başarısızlıkların da, borç yığınlarının da, teknik direktörlere teslimiyetin de başrol oyuncularından biriydi. Kulübün tüm sorunlarının içindeydi ve zaten aday olurken de, “Tüm sorunları biliyoruz, çözümleri de bizde… Trabzonspor ekonomik olarak büyük bir batakta ve onu buradan çıkarmak için elimizden geleni yapacağız. Altyapımıza büyük önem vereceğiz, üreteceğiz, küçüleceğiz ve borçları yönetilebilir hale getireceğiz, bu arada da elimizden geldiğince de yarışın içinde olacağız” açıklamasını yaptı.
SAYIN DOĞAN 1,5 AYDIR NEREDE SPONSORLAR, YATIRIMLAR!
Bizim dışarıdan bildiğimiz kadarıyla borç 3 milyar lirayı çoktan aşmıştı. Takımda yüksek bedeller ödenen futbolcuların büyük bölümü aslında işe yaramazdı ve mutlaka değişmeliydi. Kulübün öz sermayesinin -2 milyar liranın üzerine çıkması ise tam bir felaketti. Hele hele bankalara olan kredi borcunun ödeme sürecinin başlamasıyla her yıl yaklaşık kasadan 1 milyar liranın çıkacak olması yönetenlere de, camiaya da tam bir karabasan olmalıydı.
İşte bu düşünceler içinde Ertuğrul Doğan aslında Mart’ın başında iş başı yaptı sayılır. Çünkü Olağanüstü Genel Kurul kararı alındığında Ahmet Ağaoğlu istifa etmiş ,Ertuğrul Doğan resmen başkan olmasa da bu yetkilerle kulübü kongreye kadar idare etmişti. Süreç içinde öze dönme masalları anlattı. Abdullah Avcı ile yollar ayrılırken, tek kuruş para istemediği anlatıldı ama sonradan da bu sezon sonuna kadar alması gereken 8,5 milyon liranın KAP açıklamasıyla kendisine ödendiği ortaya çıktı. Yani yönetim için 8,5 milyon lira ‘tek kuruş’ bile değilmiş… Söz konusu Trabzonspor’un parası olunca böylesine bonkör olan kişiler, kendi ceplerinden en yakın dostlarına bile böyle bir parayı hibe edebilirler mi acaba?
Sanmam!
YERLİNİN DE YERLİSİNDEN BİLİNMEZLİK İÇİNDEKİ YABANCIYA DÖNÜŞ!
Teknik direktör seçiminde ilk etapta öze dönüş sinyalleri verildi. Fatih Tekke ilk plandaydı. Sonra Çağdaş Atan ismi geçti. Ardından Fatih Terim ismi gündeme getirildi. Ama bu isimle konuşulamadı bile… Sergen Yalçın gibi futboldan çok futbol dışı eylemleriyle bilinen bir isimle masaya oturuldu. Yalçın çok yüksek para istediği için kendisiyle anlaşmaya varılamadı. Hemen sonra Slavan Biliç ile yabancıya dümen kırıldı. O olmadı, Pirlo denendi. İtalyan hoca da sezon sonunu işaret edince biranda hiç hesapta olmayan Nenad Bjelica’da karar kalındı. Bu ismi duyunca hemen bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim. Baktım önemli bir ligde sıradan takımları bile çalıştırmamış. Ülkesi Hırvatistan’ın en büyük kulübü Dinamo Zagrep’te iki yıllık bir görev süresi var. Bir tek burada başarılı görülüyor ama zaten Hırvatistan’da neredeyse başka takım yok. Bir de NJ Osijek kulübünde ortalamanın biraz üstü iş yapmış. Fakat bükülüp de Hırvasitsan’ın sıradanlarından biri…
Yönetimin daha birinci dakikada teknik adam seçimi konusundaki paniğinin yarattığı iklimden sonra kim bilir kimlere yakın hangi menajerlik şirketinin adamı olan Nenad Bjelica ile 2 yılı aşkın bir süre sözleşme imzalandı. KAP açıklamasını görünce ise küçük dilimi yutacak gibi oldum. Ülkesi Hırvatistan’da belki de 300-350 bin Euro’ya ancak çalışabilen, hiçbir büyük ligde tecrübesi olmayan, hiçbir üst düzey takımda görev almamış Bjelica’ya yıllık tam 1 milyon 600 bin Euro, yani 35 milyon lira ödenecek olması gerçekten bu kulübü yönetenlerin cehaletlerinden çok Trabzonspor’a karşı çok duyarsız bakışla değerlendirme durumu yaşadım. Gerçekten bu kulübün parası sizin için ne anlam ifade ediyor Sayın Ertuğrul Doğan ve yönetici arkadaşları?
BU PARA SAVURMANIN ARKASINDAKİ GERÇEK SEBEP NEDİR?
Bir yandan Trabzonspor’un büyük bir ekonomik kriz yaşadığını söyleyip, bir yandan yıllık gelirinin kredi ödemelerine yetmeyeceğinden yakınıp, öte yandan da Trabzonspor’u başarıya taşıyıp taşıyamayacağı belirsiz bir teknik adama bu kadar yüksek bedel ödeme hangi aklın ürünüdür. Kaldı ki bu kulübün tarihine bakın… Büyük hedeflerle getirilmiş yabancı teknik direktörlerin yaptıklarını bir değerlendirin. Sundermann, Biskup, Braems, Leekens, Milne, Briegel, Halilhodziç, Şota, Newton…. Bu isimler size neyi hatırlatıyor? Büyük başarıları mı, hayal kırıklıklarını mı? Yoksa birçoğunun giderken aldıkları yüklü tazminatları mı? Ama siz tazminat ödemeye alışıksınız değil mi? Pardon! Kaldı ki yukarıda ismini verdiğim teknik direktörlerin büyük bölümü de Avrupa futbolu açısından Bjelica’dan çok daha bilinen kimliklerdi.
İBRAHİM HACIOSANOĞLU KADAR BİLE OLAMADINIZ!
Bakın Sayın Ertuğrul Doğan… İbrahim Hacıasmanoğlu gibi bir maceraperest dahi ilk göreve geldiğinde dönemin pilot takımı 1461 Trabzon’dan 5 futbolcuyu Trabzonspor kadrosuna katmış, düşük maliyetli isimler transfer etmiş, Mustafa Reşit Akçay gibi tırnaklarıyla kazıyarak yükselen öz kaynaktan yetişen teknik direktöre de iş başı yaptırmıştı. Ama o da sırtını dönemin güçlü bakanı Erdoğan Bayraktar’a dayayıp, Başbakan Recep Tayyıp Erdoğan’a yağdanlık olmaya başladıktan sonra pusulasını şaşırmıştı. O pusulayı şaşırmasının bedelini de bu kulüp ağır ödemişti. Ama siz Hacıosmanoğlu’nun yaptığını bile yapamadınız. Hem de şartlar çok daha ağırken…
Şu ana kadarki eylemlerinizle Trabzonspor tarihinin en kötü yönetimlerinden biri olacağınızın sinyallerini veriyorsunuz. Umarım beni yanıltırsınız ancak kararsız, panik, bir dediği, bir diğer dediğiyle uyumlu olmayan, kulübün gerçeklerini bilmesine rağmen bunlardan kopuk eylemler yapan bir yönetim kimliği sergiliyorsunuz. Zaten eğer biraz bu kulübü düşünerek hareket edecek olsaydınız, arkadaş gruplarından bir yönetim değil, Trabzonspor’un vermesi gereken çok büyük mücadelede gövdesini taşın altına sokacak isimleri tercih ederdiniz.
TÖRENİ STATTA YAPMALIYDINIZ, OFİNİZDE DEĞİL!
Eğer bu kulübü biraz yönetme yeteneğiniz olsaydı, göreve gelmeden önce, “Çok sayıda sponsorluk ve proje çalışmalarımız var” dedikten sonra, en azından birkaç sponsor ile sözleşme imzalamış, birkaç projeyi de başlatmış olurdunuz. Biraz yönetme yeteneğiniz ve sözlerinizin ağırlığı olsaydı eğer, ‘Seçildikten sonra kulübün envanterini tüm toplumla paylaşacağız, şeffaf yöneteceğiz, 5 yıllık plan ve projelerimizi camiamızla ve kamuoyu ile paylaşacağız” demenize rağmen kılınızı bile kıpırdatma noktasına gelmezdiniz.
Bir de biraz yönetme duyarlılığınız olsaydı, Trabzonspor ile sözleşme imzalayan teknik direktör için töreni ofisinizde değil, bizzat kulübün merkezinde gerçekleştirirdiniz. Hatta, o fotoğrafta siz değil, profesyoneller olurdu. Bir başka şey daha, bir teknik direktör göreve başlarken basının karşısına geçmesine bile izin vermediniz. Medya merkeziniz Bjelica’nın çeşitli sözlerini paylaşmakla yetindi. Bu kulüpte İbrahim Hacıosmanoğlu, Ersun Yanal ile ikinci dönem sözleşme yaparken, imzadan sonra tek soru aldırmamıştı. Ama onun bir mazereti vardı(!) Çünkü Ersun Yanal’la ilgili bir gün önce TV’lerde futbolcuyken şike yaptığına dair şok edici iddialar vardı. Sizin bu Bjelica’yı dün medyanın karşısına çıkarmamanızın arkasında ne var merak ediyorum. Yoksa bu kentin basınını çok değersiz ve anlamsız mı buluyorsunuz?
Gerçekten yazık diyorum.
Bu kulübün tarihinin en büyük şansızlığı kendilerini dev aynasında gören, siyaseti arkasına aldığı için yıkılmaz olduğunu sanan, Trabzonspor’un parasını har vurup harman savuran, ön plana çıkmak için teknik adamlarla, futbolcularla imza törenlerinde fotoğraf çekilme yarışına giren, popülizm peşinde koşan başkan ve yöneticilerdir.
Böyle devam ederseniz, sizi de o kategoriye yazmak zorunda kalacağız! Lütfen yanlış tutum ve davranışlarınızdan vazgeçin…
Hem kendisine, hem de Trabzonspor’a yazık etmeyin…
Yorumlar
Kalan Karakter: