Bugün dünya ölçeğinde tüm kulüplerin hedefi, kendi liglerinde başarıdan daha çok, bunu elde ettikten sonra bulundukları coğrafyada, diğer ülke takımlarına karşı elde edecekleri üstünlük ve bunun yaratacağı müthiş hazzı yaşamaktır. Bunu Avrupa ölçeğinde ele alırsak, her kulüp, kendi ülkesinde, şampiyon olmayı arzular. Bu sonuca ulaşamıyorsa da, Avrupa Kupalarında oynayacak bir başarıya imza atmayı hedefler. Yani kendi ligindeki başarılı grafiğin asıl amacı, Avrupa’ya açılmaktır. Hele burada da önemli başarıya ulaşmak hayallerin en büyüğüdür. Çünkü bu arenada olmak ve başarı merdivenlerini yükselmek, kulüplerin vitrinde olmasını, isminin tüm dünya tarafından ezberlenmesini ve örnek gösterilmesini sağlar.
Ayrıca ekonomik açıdan inanılmaz avantalarını da unutmamak, buradan futbolcularının değerini katlamasını sağlayıp, satıştan önemli gelirler elde etmek de bir başka hedeftir Buradan bakınca, Trabzonspor’un neden Avrupa’da olması gerektiğini düşündüğümüz, niçin başarı merdivenlerini koşar adım çıkmasını istediğimiz sanırım anlaşılır. Fakat bu çerçevede bakıldığında Bordo-Mavili kulüp, tarihinde çok büyük sonuçlar almasına, zaman zaman da kendi gücünü aşan takımları elemesine rağmen yine de burada bir marka olmanın çok uzağında kaldı. Hele son yıllarda tam bir hayal kırıklığına uğradı. Hele Abdullah Avcı yönetimindeki takımın ortaya koyduğu futbol ve aldığı sonuçlar son iki yıl içinde tüm Trabzonsporluları utandıracak nitelikteydi.
İşte bu nedenle Monaco ile bu gece oynanacak maç özel bir önem taşıyordu. Fransız ekibinin mağlup edilmesi halinde, gruptan çıkma adına çok önemli bir mesafe alınacaktı. Ama puan kaybı ya da yenilgi hüsranların devamını getireceği için ekonomik açıdan olduğu kadar, prestijin de yerlerde sürünmesine devam edilmesi bakımında hiç de istenmeyecek bir durumdu. Bunun için de saha kenarındaki Abdullah Avcı ve yardımcılarının yanı sıra, sahadaki futbolcuların tümü ve tribünlerin tamamı kazanma adına her şeylerini ortaya koymalıydılar.
Peki koydular mı? Özellikle ikinci yarı için bu soruya olumlu yanıt vermemiz söz konusuydu.
AVCI SÜRPRİZ YAPTI, HÜSEYİN’İ SAĞBEK OYNATTI
Öncelikle şunu ifade edeyim ki Abdullah Avcı’nın Larsen yerine sağbekte Hüseyin Türkmen tercihi riskliydi. Hüseyin hem 181 gündür futboldan uzaktı, hem de hatasını bekleyen taraftar önünde kendi bölgesi dışında, sağbekte oynatılması canlı bombaya davetiye gibiydi. Ancak ilk yarıda bu bölgede önemli bir hata yapmadığı gibi ters kademede Monaco’nun mutlak gollük pozisyonunu engellemesi onun adına olumluydu. En azından Taraftarın hışmına uğrayan Yusuf Yazıcı'nın yerine Bardhi, Siopis’in yerine de Gbamin tercihi yapılmıştı. Cezalı Maxi Gomez’in yerine de gol ayağı olarak Umut Bozok, ilk 11’de başlamanın heyecanı içindeydi. Trazeguet de dinlenenlerden biriydi ve Djaniny tercihi yapılmıştı.
Maçın ilk dakikalarından itibaren Trabzonspor adeta deplasman takımı havasındaydı. Monaco, sağlı sollu ataklar yapıyor, tehlike yaratmaya çalışıyordu. Bordo-Mavililer ise daha çok hızlı ataklarla bunlara yatın vermeye çalışıyor ama etkisiz kalıyordu. Konuk ekip orta sahayı iyi kapatırken, Bakasetas, Hamsik ve Gbamin’in koşu yollarını, ya da pas bağlantılarını kesmeyi başarırken, kanatlarda oynayan Bardhi ve Djaniny etkisiz eleman gibiydiler. Konuk ekip hem hızlı, hem pas futbolunu zaman zaman iyi oynarken, birçok tehlike de yarattılar ama ya Uğurcan’a takıldılar, ya da etkisiz final vuruşlarıyla golle buluşamadılar.
Denswel’in büyük hatasıyla Monaco 38’nci dakikada golle burun buruna geldi ama Uğurcan gole izin vermedi, 41’nci dakikada yine Uğurcan önemli bir kurtarışa imza atarken, akabinde Djaniny’in şutunun kalecide kalması şansızlıktı. Şu bir gerçek ki maçın ilk yarısının son bölümünde orta alanlar çok kolay geçilmeye ve iki kalede de tehlikeler dikkat çekmeye başladı ama kaleciler skorun değişmesine engel oldular. İki takımın da belli oranda oyun disiplininden koptuğu anlarda, kimin golle buluşacağı merak edilirken, Monaco kalecisi golü adeta Trabzonspor’a hediye etti. Kendisine verilen geri pası, hiçbir baskı yokken, uzaklaştırmaya çalışırken takım arkadaşı Sarr’a çarptırması ve bu topun filelerle buluşması akıl almaz bir olaydı. Sonuç da şans da olsa atılan bu gol Trabzonspor’u oyunda tutarken, grupta iddialı hale gelmesi için de umutlandırdı.
ALTIN KAFA VİTOR HUGO
Abdullah Avcı ikinci yarıya başlarken, maç eksiğinden ve erken oyundan düşmesi muhtemel Hüseyin’in yerine Vitor Hugo’yu alarak başlarken, Marc Bartra’yı sağbeke yerleştirdi. İlk yarının sonlarında gelen şans golü Bordo-Mavililerin özgüvenini yerine getirmiş gözüktü. Bu yarıya daha coşkulu, etkili ve baskılı başlayan Trabzonspor, 48’nci dakikada kornerden Bakasetas’ın altı pasa nefis ortasına harika yükselen Vitor Hugo’nun köşeye giden golüyle skoru 2-0’a taşıyınca herkeste bir rahatlama oldu. Bu rahatlama Monaco’yu iyice dağıtırken Bordo-Mavili ekibi coşturdu. 56’nci dakikada Bardhi’nin frikikten attığı gol artık zaferin habercisiydi. Bu dakikanın hemen ardından Beşiktaş maçı ve daha savunma ağırlıklı bir oyun tercihinden dolayı Djaniny-Abdulkadir Ömür, Hamsik-Siopis değişiklikleri yapıldı. Bir yandan Abdulkadir’in çabukluğu ve hızından faydalanma yoluna gidilirken, bir yandan da orta alanın direnci artırılması düşüncesi hayata geçmiş oldu.
Bir sonraki hamle ise Bardhi’yi kenara alıp, Trazeguet’i sahaya sürmek oldu ve bu oyuncu da birkaç dakika sonra Monaco savunmasına kendisini hatırlattı ve skoru dörtleyen golü atan isim oldu. Kazanmak önemliydi ama böylesine fark atmak daha da önemliydi. Çünkü ikili averajda rakibin önünde yer almak, gruptan çıkmak için kritikti ve bu noktada Bordo-Mavililer, Monaco’yu saf dışı bırakmayı da başardı.
Sonuç olarak taraftarın tribünlerin önemli bölümünü boş bıraktığı maçta, Trabzonspor ilk yarısında bayağı korku yaşadığı karşılaşmayı ikinci yarıda adeta şova dönüştürüp, kazanırken, Avrupa’da da büyük oynamak gerektiğinin gerçeğiyle tüm benliklerini ortaya koyarak haklı bir zafer kazandılar. Bu skor Trabzonspor’u grupta yeniden iddialı hale getirdi ve Beşiktaş maçı öncesinde büyük moral depolanmış oldu.
Yorumlar
Kalan Karakter: