Kendi sahasında ‘avcı’, deplasmanlarda ‘av’ haline gelmesiyle çok çelişkili bir sezon yaşayan Trabzonspor’un, ligin açık ara farklı liderlik koltuğunda oturan rakibi Galatasaray karşısında nasıl bir mücadele sergileyeceği ve sonuca gidip gidemeyeceği merakla bekleniyordu. Özellikle Antalyaspor maçının 90 dakikasında baskılı ve etkili futboluyla dikkat çeken Bordo-Mavililerin, çok daha güçlü ve son 11 maçını kazanma başarısını gösteren rakip karşısında da benzer bir başarıyı sergilemesi kuşkusuz iyi niyetli bir beklentiydi. Maç öncesinde Djaniny Semedo’nun isyan çıkarıp, oynamayacağını ifade edip, kadrodan çıkarılmasını istemesi gerçekten acı bir gerçeğin son örneğiydi. Şartlar ne olursa olsun, FİFA ve UEFA’nın artık bir önlem alması ve futbolcu merkezli bu sistemden vazgeçip, oyuncu kadar kulüpleri de koruyan yönetmelikler çıkarmasının artık zamanının geçtiğini belirtmek isteriz.
Abdullah Avcı, Djaniny’nin gidişiyle birlikte böylesine stresi yüksek bir maçta Lahtimi’yi ilk kez 11’de oynatması büyük riskti. Oysa daha önce 11’de oynayan ve ne kadar kötü olursa olsun bu tür maçların havasına alışık Yusuf Yazıcı ya da Enis Bardhi’yi tercih edebilirdi. Ya da son haftalarda sık sık forma verdiği Naci Ünüvar tercih edilebilirdi. Savunmanın riskli oyuncusu Marc Bartra yerine Vitor Hugo’nun tercih edilmesi ise maç öncesinde doğru bir düşünce olarak duruyordu.
ERKEN GOL TÜM PLANLARI BOZDU
Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ve mutlak kazanmak zorunda kendini hisseden Trabzonspor, önde baskıyla birlikte maça başlarken, daha ilk saniyelerde bunun da sonucunu attığı sezonun en erken golüyle gördü. Bu golde Torreira gibi uluslararası bir oyuncunun yaptığı hata affedilmezdi ama bu da Bordo-Mavili ekibin şansıydı. Maxi Gomez’in golünün hazırlayıcısı Abdulkadir Ömür ve Bakasetas ilk yarının Bordo-Mavili takım adına kaleci Uğurcan Çakır ile birlikte en başarılı isimleriydi. Bordo-Mavili ekip golü bu kadar erken bulunca biraz da psikolojik olarak geriye çekilme ya da kontra oynama pozisyonunda kendini buldu. Böyle olunca da Galatasaray etkili gelmeye başladı. Özellikle kanatlardan geliştirdikleri ataklarda Larsen ve Eren Elmalı’nın zaafları ön plana çıktı. Galatasaray, iki çizgiyi de kullanarak birçok atak geliştirdi. Özellikle Barış Alper ile buluşturdukları toplarla kaleyi adeta dövdüler ama bu oyuncunun yeteneklerinin sınırlı olması Bordo-Mavililer adına şanstı.
Trabzonspor, golden sonra kontratak geliştirmeye çalıştı ama çok da etkili olduğu söylenemezdi. Galatasaray, beraberliği bulmak için saldırırken, hedefine 18’nci dakikada ulaştı ve Merters’in golüyle beraberliği yakaladılar. Trabzonspor’un golünü atan Gomez ilk yarının kalan bölümlerinde etkili değildi, aynı şekilde Galatasaray’ın yere göğe sığdırılamayan santraforu İcardi’de Denwil ve Vitor Hugo’nun markajlarında etkisiz kaldı. Trabzonspor’da iki kanat oyuncusu Lahtimi ve Trezeguet de hücum anlamında takımı ateşleyecek işler yapamadılar. Bu da gol bölgelerinde, rakibe zorluk çıkaracak pozisyon yakalamayı olanaksız kıldı. Düşünün ki ilk yarıda atılan tek golün dışında duran toplar dışında Bordo-Mavili ekibin tek bir tehlikesi bile yoktu. Buna karşılık Galatasaray daha atak, daha çok pozisyon bulan takımdı ama onların da üst düzey bir oyun ortaya koyduğunu söylemek olanaklı değildi.
SAHANIN EN İYİLERİ UĞURCAN VE MELER’Dİ
İkinci yarıya başlarken Abdullah Avcı, Lahtimi-Gbamin değişikliğine giderken, Okan Buruk da Barış Alper ile Torreira’yı kenara alıp Berkan Kutlu’yla Yunus Akgün’ü oyuna dahil etti. Avcı’nın amacı, orta sahaya güçlendirmekti ama böyle bir maçta Lahtimi’yi oynatarak bu oyuncuyu adeta kaybetme savaşı verdiğini gösterdi bize göre… Bu yarıda Bordo-Mavili ekibin daha etkili, daha atak olması bekleniyordu ancak ne yazık ki tam tersi oldu. Trabzonspor’da Sacha Boey’in markajında kaybolurken, diğer kanada alınan Abdulkadir’in de etkinliği neredeyse sıfırlandı. İkinci yarıdaki değişikliklerde Buruk’un istediği gerçekleşti ve henüz bu yarının başında Yunus’un, Trezeguet’in faulüyle penaltıyı kazanmaları, bunun da İcardi tarafından golle sonuçlanmasıyla rahatladı.
Trabzonspor ise adeta panik atak bir oyun anlayışına sahipti. Tek olumlu top yapamadı. Hücuma çıkamadı, kanatları kullanamadı derin top oynayamadı. Maxi Gomez’i bu soğuk, karlı ve rüzgarlı havada adeta üşüttüler. Buna karşın Galatasaray çok iyi oynamasa da kazandıkları daha hızlı ve etkili ceza alanına giriş yaptılar. Birçok net pozisyon buldular, kimi direkten döndü, kimi final vuruşlarındaki başarısızlık nedeniyle sonuca yansımadı ama büyük bir bölümünde de Uğurcan Çakır duvarına çarptı. Kalede Uğurcan dışında bir isim olsa, böyle kaygan bir zeminde ve kar yağışı altında çok sayıda gol yemesi kaçınılmaz olabilirdi. Bordo-Mavili takım bu oyun yapısıyla, 90 dakika içindeki verimsizliğiyle, üretkenlikten uzak görüntüsüyle nasıl da yetersiz bir takım olduğunu göstermiş oldu. Yazık gerçekten harcanan bu kadar paraya ve yapılan borçlara…
Bu sonuç artık Trabzonspor’un bu sezon şampiyonluk hesapları yapması açısından kesin ve kalın bir nokta oldu. Artık UEFA Kupasına katılma hesapları yapan bir takım izleyeceğiz gördüğüm kadarıyla… Bu da şüpheli ya…
Neyse…
Son sözü aslında ilk söz yapmam gerekirdi. Ama hakemler hep yazıların sonuna saklanır ya… Ben de bu geleneği sürdürmek durumunda kaldım. Bu akşam sahadaki oyuncular arasında en iyisi Uğurcan Çakır idiyse, 22 futbolcu ve 3 hakemi hesaba katarsak bir başka zirve yapan isim de Halil Umut Meler’di… Rüzgarlı, karlı, kaygan bir zeminde oynanan, zorluk düzeyi çok yüksek bir maçı bana göre kusursuz yönetti. Ne VAR’a ihtiyaç duydu, ne iki takım oyuncularının itiraz saldırısına uğrayacak bir tek çirkin düdük çaldı. Gerçekten hakemlerimizin böylesine ağır bir dille eleştirildiği dönemde, Halil Umut Meler, camialarının yüz akı olduğunu gösterdi. Kusursuz, tarafsız, inandığını, gördüğünü çalan bir hakem izletti. Kendisine teşekkür ediyoruz ve tüm hakemlerin de örnek almasını bekliyoruz.
Saygılarımla…
Yorumlar
Kalan Karakter: