İnsan bazen en büyük engeli dışarıda değil, kendi içinde bulur. Bunu çoğu zaman fark bile etmeyiz. Çünkü kendini sabote etmek yüksek sesli değildir; daha çok küçük düşüncelerle, ertelenen kararlarla, “ya olmazsa?”larla ortaya çıkar.
Kendimizi sabote ettiğimiz anlar genellikle üç noktada toplanır:
1. Başlayacak gücü bulduğumuz anlarda
Tam bir adım atacakken, zihnimiz fısıldar:
“Daha hazır değilsin.”
Oysa hiçbir başlangıç yüzde yüz hazır hissettirerek gelmez.
2. Kendimize çok yaklaştığımız hedeflerde
Bir şeyleri hak ettiğimize inanmadığımızda, bilinçdışı bir el devreye girer ve bizi tekrar tanıdık ama mutsuz olduğumuz noktaya çeker.
Çünkü tanıdık olan, çoğu zaman güvenli gelir.
3. Değeri hak ettiğimizi düşündüğümüz anda
İşte orada, iç ses devreye girer:
“Bu kadar iyi hissetmeye hakkın var mı?”
Ve o an, kendimize en büyük zararı veririz.
Kendini sabote etmek çoğu zaman korkuya dayanır: Kayıp korkusu, terk edilme korkusu, başarısız olma korkusu…
Bazen de tam tersi:
Başarılı olma korkusu. Çünkü başarı yeni bir sorumluluk, yeni bir benlik, yeni bir hayat demektir.
Ama fark ettiğin anda zincir kırılır. Kişi kendini sabote ettiğini kabul ettiği gün, kendi kendinin koruyucusu olmaya başlar. Her “yapamam” dediğinde, içinden küçük bir ses çıkabilir:
“Ya yapabilirsem?”
Kendini sabote etmenin panzehiri, kendini tanımaktır.
Kendini tanımanın yolu ise dürüstçe şu soruyu sormaktan geçer:
“Bana zarar veren gerçekten hayat mı, yoksa düşünme şeklim mi?”