Uyku, bedenin kapattığı bir düğme değil; zihnin kendini toparlama biçimidir.
Gündüz susan duygular, gece uykunun içinde kendine bir yol bulur. Bu yüzden bazı geceler kolay dalarız, bazı geceler ise zihnimiz adeta uyanık kalmak için direnç gösterir.
Aslında uyuyamamak çoğu zaman “bir şeyleri hâlâ çözemedim” demektir.
Zihin, tamamlanmamış duyguların, bitmemiş konuşmaların, ertelenmiş kararların üzerinde dolaşır.
Bir düşünce bitmeden diğeri gelir.
Bir duygu sakinleşmeden yenisi ortaya çıkar.
Uykusuzluk, ruhun “beni de dinle” deme şeklidir.
Daldığımızda sessizleşen bedenimizin aksine, zihnimiz uyku sırasında bile çalışmaya devam eder; çünkü gün boyu bastırdığımız her şey, gece kendi sahnesine çıkar.
Bu yüzden kaliteli uyku, yalnızca yorgunlukla değil, duygusal düzenlemeyle ilgilidir.
Kendini dinleyen insan daha kolay uyur.
Sınır çeken, hayır demeyi öğrenen, zihnini susturmaya zorlamayan insan daha derin uyur.
Çünkü uyku, yalnızca kapanmak değil; yenilenmektir.
Kendine bugün şunu sorabilirsin:
“Gerçekten dinlenmeye izin veriyor muyum, yoksa sadece gözlerimi kapatıyorum?”
Uyku, ruhun sakin bir nefes alma hakkıdır.
Ve çoğu zaman, iyileşme tam da uyku ile uyanıklık arasındaki o kısa sessizlikte başlar.