Son yıllarda ilişkiler üzerine yapılan her sohbetin bir yerinde “sevgi dili” kavramı mutlaka geçiyor. Kimi diyor ki “Benim sevgi dilim fiziksel temas”, kimi “Hediye almıyor, o yüzden sevilmediğimi hissediyorum” diye yakınıyor. Elbette, insanların sevgiyi ifade etme ve alma biçimleri farklılık gösterebilir. Ancak burada önemli bir noktayı gözden kaçırıyoruz: Asıl mesele, sevgi dili değil, anlaşıldığını hissetmek.
Popüler Kavramların Yüzeyselleştirilme Riski
“Sevgi dili” kavramı, ilk olarak Gary Chapman’ın ortaya attığı beş sevgi dili teorisiyle gündeme geldi: onay sözleri, kaliteli zaman, hediye alma, hizmet davranışları ve fiziksel temas. Bu yaklaşım, ilişkilerde bireylerin farklı şekillerde sevgi hissettiklerini anlatmak açısından oldukça faydalı bir çerçeve sundu. Ancak zamanla bu kuram, sosyal medyada sıkça tekrarlandıkça, adeta bir checkliste dönüştü.
“Ben böyle seviyorum, o da bana böyle sevgisini göstermeli.” gibi katı beklentiler ilişkilerin doğasına zarar verebiliyor.
Anlaşılmak: Duygusal İhtiyacın Temelidir
Bir ilişkide en çok ihtiyaç duyulan şey, “doğru hediyeyi almak” ya da “tam zamanında sarılmak” değil, kişinin duygularının görülmesi, duyulması ve anlaşılmasıdır. Sevgi dili, bunu ifade etmenin sadece bir yoludur; ama asıl hedef, bireyin içsel olarak "seninle bağ kuruyorum" duygusunu hissetmesidir.
Örneğin, sevgiliniz size sık sık çiçek alıyor olabilir. Ama siz kendinizi yalnız hissettiğinizde onun duygusal olarak yanında olmadığını düşünüyorsanız, bu çiçeklerin sizin için bir anlamı olmayabilir. Çünkü sorun hediye almakta değil, o anki duygusal ihtiyacınızın görülmemesindedir.
İletişimin Yönü: İfade mi, Anlama mı?
Sevgi dili üzerine düşünen birçok insan, “Ben böyle sevgi gösteriyorum” diyerek karşı tarafı kendi tarzına adapte etmeye çalışıyor. Oysa sağlıklı bir ilişki, sadece “kendini ifade etmek” değil, karşı tarafı anlamaya istekli olmak ile mümkündür.
Kimi zaman partnerimizin, arkadaşımızın ya da aile üyemizin “neden böyle davrandığını” anlamak için bir adım geri çekilmek gerekir. O davranışın ardındaki ihtiyaç nedir? Kırgın mı, yorgun mu, güvensiz mi? Bunu anlamaya çalışmak, o kişiye “yanındayım” demenin en etkili yoludur.
Beklenti Değil, Bağ Kurma
İlişkilerde sevgi dili üzerinden beklenti kurmak, zamanla “Almadım, demek ki değer verilmiyorum” gibi düşünce kalıplarına yol açabilir. Oysa duygusal yakınlık, sadece alışverişle kurulan bir şey değildir. Bazen sadece dikkatlice dinlemek, göz teması kurmak, kişinin duygusunu yargılamadan karşılamak da sevginin en sade ama en etkili ifadelerindendir.
Peki Ne Yapabiliriz?
Kendi duygusal ihtiyaçlarımızı tanıyabiliriz. Ne bekliyoruz? Ne eksik hissediyoruz? Bu eksikliği ne tamamlar?
Karşımızdakine bu ihtiyaçları net ve yargılamadan ifade edebiliriz. Suçlamak yerine paylaşmak...
Karşı tarafın davranışlarının ardındaki niyeti ve duyguyu anlamaya çalışabiliriz. Herkes aynı dili konuşmasa da iyi niyetle iletişim kurabilir.
Sevgi, Dilden Önce Duygudur
Elbette sevgi dilimizi bilmek ve bunu paylaşmak önemli. Ama bunu bir kalıp hâline getirmek, ilişkilerin doğal akışını zorlaştırabilir. Çünkü sevgi, sadece davranışla değil, duygunun aktarımıyla tamamlanır. Bir insana kendini anlaşılmış hissettirmek, bazen binlerce kelimeden daha etkilidir.
O yüzden belki de ilk sorumuz şu olmalı: “Ben sevildiğimi ne zaman hissettim?”
Ve hemen ardından: “Karşımdaki kişi ne zaman anlaşıldığını hissetti?”
Belki de çözüm, tam da bu iki sorunun kesiştiği yerde başlıyordur.