Kupa finali öncesinde bu konu hakkında yazmak istemedim.
Çünkü bazen susmak, tartışmayı büyütmekten daha değerlidir. Takım sahaya çıkmışken, şehir tek yürek olmaya çalışırken yeni cepheler açmanın kimseye fayda sağlamayacağını düşündüm.
Ama final süreci bir gerçeği yeniden gösterdi:
Trabzonspor birlik olduğunda çok güçlü, bölündüğünde ise kendine zarar verebilen bir camiadır.
Aslında yaşananlar sadece Serdar Bali ile Fatih Tekke arasında geçen bir polemik değildi. Bu, Trabzonspor'un yıllardır çözemediği bir sorunun yeniden ortaya çıkmasıydı:
Kendi enerjisini kendi içinde tüketmek...
Bir tarafta Serdar Bali...
Diğer tarafta Fatih Tekke...
İkisi de bu şehrin evladı.
İkisi de bu armaya emek vermiş insanlar.
İkisi de Trabzonspor sevgisi tartışılmayacak kadar bu kulübün içinden gelen isimler.
Ama tam da bu yüzden söyledikleri her sözün bir ağırlığı vardır.
Çünkü Trabzonspor'da içeriden gelen bir eleştiri bazen dışarıdan gelen saldırıdan daha fazla yara açar.
Bugün herkes kendisine şu soruyu dürüstçe sormalıdır:
Trabzonspor en büyük darbeleri rakiplerinden mi aldı, yoksa kendi içindeki kırılmalardan mı?
Tarih bunun cevabını fazlasıyla veriyor.
Kaçan şampiyonluklarda...
Teknik adam krizlerinde...
Yönetim tartışmalarında...
Başarıya çok yaklaşılmış dönemlerde...
Trabzonspor çoğu zaman rakipleriyle mücadele etmekten önce kendi içinde yoruldu.
Asıl mesele de budur.
Eleştiri olacaktır.
Hatta güçlü camialar eleştiri sayesinde büyür ve gelişir.
Fakat önemli olan eleştirinin haklı olup olmaması kadar, ne zaman ve nasıl yapıldığıdır.
Kupaya günler kala yapılan sert açıklamalar kime fayda sağladı?
Takıma mı?
Hocaya mı?
Şehrin moraline mi?
Yoksa yalnızca yeni bir tartışma alanı mı oluşturdu?
Oysa büyük camialar kritik dönemlerde dağılmaz, kenetlenir.
Hoşumuza gitse de gitmese de bir gerçeği teslim etmek gerekir:
Trabzonspor'a yıllar boyunca sahada en fazla acıyı yaşatan kulüplerden biri Galatasaray olmuştur.
Kaçan şampiyonluklarda, kırılma anlarında ve unutulmayan birçok maçta Trabzonspor taraftarının hafızasında derin izler bırakan bir rekabetten söz ediyoruz.
Ama kupa finali sürecinde gördük ki mesele ortak hedef olduğunda büyük camialar farklı düşüncelerini bir kenara bırakıp tek ses olabiliyorlar.
Başarının sırrı bazen yıldız futbolcularda değil, oluşturulan birlik ruhundadır.
Trabzonspor'un da yeniden hatırlaması gereken şey tam olarak budur.
Çünkü bu kulübün en büyük sorunu ekonomik sıkıntılar değildir.
Hakemler değildir.
Federasyon değildir.
En büyük sorun ortak hedef büyüdüğünde ortak aklın küçülmesidir.
Herkes Trabzonspor'u koruduğunu düşünüyor.
Ama bazen korumaya çalışırken yıpratıyoruz.
Bazen haklı olmak, faydalı olmak anlamına gelmiyor.
Serdar Bali'nin söylediklerinde haklılık payı bulunabilir.
Fatih Tekke'nin kırılmasında da insani bir taraf vardır.
Fakat bugün mesele kimin haklı olduğu değildir.
Mesele Trabzonspor'un neye ihtiyaç duyduğudur.
Ve Trabzonspor'un bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir kavga değil, ortak bir yürüyüştür.
Çünkü yıllardır aynı hikâyeyi izliyoruz.
Bir umut doğuyor...
Şehir ayağa kalkıyor...
Birlik havası oluşuyor...
Tam yeni bir başlangıç yapılacakken içeride bir çatlak büyüyor...
Ardından suçlamalar başlıyor...
Ve sonunda kaybeden yine Trabzonspor oluyor.
Ve belki de artık şu gerçeği yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir:
Trabzonspor'u yıllardır yalnızca rakipleri yormadı.
Bazen en ağır yükü, birbirini dinlemeyen Trabzonsporlular yükledi.
Oysa bu kulübün tarihine baktığımızda bütün büyük başarıların arkasında aynı şey vardır:
Birlik...
1976'da da öyleydi.
1984'te de öyleydi.
2022 şampiyonluğunda da öyleydi.
Saha içinde yetenek vardı ama saha dışında da aynı hedefe inanmış bir camia vardı.
Çünkü Trabzonspor'u büyük yapan yalnızca kazandığı kupalar değildir.
Trabzonspor'u büyük yapan bir şehrin, bir bölgenin, bir kültürün ortak vicdanı olmasıdır.
Bu yüzden bu arma herhangi bir kulüp armasından daha fazla anlam taşır.
Bu arma mücadeledir.
Bu arma aidiyettir.
Bu arma vazgeçmemektir.
Ve tam da bu nedenle kişisel kırgınlıklar, hesaplaşmalar ve ego savaşları Trabzonspor'un önüne geçmemelidir.
Bugün Serdar Bali de bu camianın değeridir.
Fatih Tekke de bu camianın değeridir.
Değerlerimizi birbirine kırdırarak kazanamayız.
Çünkü Trabzonspor'un yeni düşmanlara değil, yeni başarılara ihtiyacı vardır.
Yeni tartışmalara değil, yeni hedeflere ihtiyacı vardır.
Şampiyonluk yarışında güçlü bir Trabzonspor görmek istiyorsak önce birbirimizi tüketmekten vazgeçmeliyiz.
Birbirimizi yenmeye çalışmak yerine rakipleri yenmeye odaklanmalıyız.
Aile içinde fikir ayrılığı olur.
Tartışma olur.
Kırgınlık olur.
Ama aile dağıldığında herkes kaybeder.
Trabzonspor da büyük bir ailedir.
Bugün yapılması gereken geçmişin hesaplarını açmak değil, geleceğin hayallerini büyütmektir.
Çünkü önümüzde yeni bir sezon var.
Yeni umutlar var.
Yeni hedefler var.
Ve Trabzonspor'un bu hedeflere ulaşabilmesi için ihtiyacı olan ilk şey transfer değildir.
Para değildir.
Yönetim değişikliği değildir.
Birliktir.
Çünkü birlik varsa umut vardır.
Umut varsa mücadele vardır.
Mücadele varsa Trabzonspor her zaman yeniden ayağa kalkacak gücü bulur.
Kupa bize bir araya geldiğimizde neler başarabileceğimizi hatırlattı...
Şimdi sıra bunu bir maçlık değil, bir sezonluk değil, kalıcı bir kültüre dönüştürmektedir.
Çünkü Trabzonspor'un geleceğini belirleyecek olan şey kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil;
Kimin bu armayı daha fazla sevdiğini göstermeden, onun için daha fazla fedakârlık yaptığı olacaktır.
Unutulmamalıdır ki Trabzonspor'un en büyük rakibi bazen karşısındaki takım değil, kendi içindeki ayrılıklardır.
O ayrılıkları yenebildiğimiz gün, Trabzonspor'un önünde durabilecek çok az güç kalacaktır.
Kupa kazanıldı.
Şimdi asıl mesele kupadan daha zor olanı başarmaktır, birlikte kalabilmeyi...
Biz bunu yapabiliriz.
Yorumlar
Kalan Karakter: