CHP içerisinde yaşanan son gelişmeler yalnızca bir parti içi iktidar mücadelesi olarak okunmamalıdır. Çünkü bugün yaşananlar, Türkiye siyasetinin geleceğini ve muhalefetin kaderini doğrudan etkileyecek kadar önemli bir sürece dönüşmüştür.
Hak, hukuk ve adalet sloganlarıyla kilometrelerce yürüyen Kemal Kılıçdaroğlu, bugün siyasi kariyerinin en büyük çelişkilerinden biriyle karşı karşıya görünmektedir. Yıllarca demokrasi, değişim ve millet iradesi vurgusu yapan bir siyasetçinin, seçim mağlubiyetlerinin ardından hâlâ parti üzerindeki etkisini sürdürmeye çalışması milyonlarca seçmenin zihninde ciddi soru işaretleri oluşturmuştur. Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu'nun hezeyanları kendisine zarar verdiği asık büyük zararı CHP'ye veriyor.
Girdiği seçimlerin büyük bölümünü kaybetmesine rağmen CHP üzerinde söz sahibi olabilmenin yollarını araması, demokratik meşruiyet tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Siyasette başarı kadar başarısızlığın da bir sorumluluğu vardır. Demokratik sistemlerde liderler yalnız kazandıklarında değil, kaybettiklerinde de hesap vermek zorundadır.
Yıllarca seçim yenilgilerinin sorumluluğu farklı çevrelere yüklenmişti. Bugün ise yine benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Başarısızlıkların adresi olarak FETÖ gösterilmektedir. Oysa toplumun beklediği şey mazeret değil, samimi bir muhasebedir. Siyaset kurumunun kendi hatalarını sorgulamadan sürekli yeni gerekçeler üretmesi, seçmenin güvenini artırmaz. Yıllardır tartışılan milyonlarca tartışmalı oy konusunda kimlerin sessiz kaldığı sorusu ise hâlâ cevabını beklemektedir.
Aslında burada özür dilemesi gereken seçmen değildir. Tam tersine, yıllarca umut bağlayan, destek veren ve sabır gösteren milyonlarca seçmene karşı siyasi sorumluluğu bulunanların bir özeleştiri yapması gerekmektedir.
Özgüvene bakar mısınız? Bir süreliğine Atatürk’ün koltuğunda oturmak, bazı insanlarda kendilerini tarihin büyük liderleriyle kıyaslama cesareti oluşturabiliyor. Oysa Mustafa Kemal Atatürk, ömrünü bu ülkenin bağımsızlığına, kalkınmasına ve vatandaşlarının çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmasına adamış bir devlet adamıdır. Gecesini gündüzüne katarak verdiği mücadele, kişisel ikbal için değil milletin geleceği içindi. O koltuğun büyüklüğü, üzerinde oturanlardan değil, onu emanet eden liderin vizyonundan kaynaklanmaktadır.
Bugün CHP’yi parçalayarak mevcut statükonun iktidarını sürdürmek isteyenlerin de gözden kaçırdığı önemli bir gerçek vardır. Hesap edemedikleri şey, Türk milletinin kritik dönemlerde gösterdiği birlik refleksidir. Siyasi mühendislik hesaplarıyla muhalefeti zayıflatmayı planlayanlar, toplumun demokrasiye sahip çıkma iradesini yeterince okuyamamaktadır.
Önümüzdeki günlerde CHP içinde önemli gelişmeler yaşanabilir. İl ve ilçe başkanlarının görevden alınması, milletvekillerinin ihraç edilmesi veya yeni siyasi saflaşmaların ortaya çıkması ihtimal dahilindedir. Eğer böyle bir süreç yaşanırsa yalnız Trabzon’da değil, Türkiye’nin dört bir yanında aynı soru sorulacaktır:
Kim ilkeleri savunacak?
Kim parti tabanının iradesine sahip çıkacak?
Kim koltuğu değil demokrasiyi tercih edecek?
Çünkü demokrasi mücadeleleri konfor alanlarında verilmez. Demokrasi, bedel ödeyenlerin, risk alanların ve millet iradesine sahip çıkanların omuzlarında yükselir.
Belki de bugün yaşananlar bir son değil, yeni bir başlangıcın habercisidir. Belki de CHP içerisinde yürütülen bu güç mücadelesi muhalefeti zayıflatmak yerine daha da kenetleyecektir. Çünkü kriz dönemlerinde maskeler düşer, gerçek niyetler ortaya çıkar ve saflar netleşir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bundan sonra nasıl anılacağına tarih karar verecektir. Ancak siyasetçiler gelir geçer, makamlar değişir, koltuklar el değiştirir. Geriye kalan tek şey milletin hafızasında bırakılan izdir.
Ve millet hafızası yalnızca seçim sonuçlarını değil, samimiyeti, tutarlılığı ve demokrasiye sadakati de unutmaz.
Yorumlar
Kalan Karakter: