Trabzon, tarih boyunca kimliğine sahip çıkan bir şehir olmuştur. Bu şehirde insanlar sadece yaşadıkları sokağa değil, taşıdıkları değerlere de sahip çıkarlar. Bu nedenle Trabzon'da yapılan her organizasyonun, her etkinliğin ve her festivalin önce bu şehrin ruhuna temas etmesi beklenir. Ancak son iki yıldır "Kültür Yolu" adıyla gerçekleştirilen festival süreci, Trabzon'da tam tersine bir tartışmanın merkezine yerleşmiş durumda.
Tartışmalar aslında yeni başlamadı. Geçtiğimiz yıl festival hazırlıkları sürerken şehrin birçok kesimi organizasyonun içeriğine yönelik eleştirilerde bulundu. Yerel sanatçıların yeterince yer bulmadığı, Trabzon'un kültürel birikiminin geri plana itildiği ve festivalin giderek bir konser organizasyonuna dönüştüğü yönündeki itirazlar yükseldi. Ancak bu eleştirilerin hiçbirinin dikkate alınmadığı görüldü.
Ardından ülke olarak yüreğimizi yakan bir süreç yaşandı. Pençe-Kilit Harekâtı sırasında 12 askerimizin şehit olduğu haberleri geldi. Türkiye'nin dört bir yanında olduğu gibi Trabzon'da da büyük bir üzüntü hâkimdi. Siyasi görüşü ne olursa olsun insanlar aynı acıda buluşmuş, birçok etkinliğin ertelenmesi gerektiğini dile getirmişti. Şehirden yükselen bu ortak sesin festival organize edenler tarafından duyulması beklenirdi. Ancak beklenen olmadı. Cenazeler kaldırıldıktan hemen sonra eğlence ve konser programlarının devam etmesi, birçok vatandaşın zihninde derin bir kırgınlık oluşturdu. Çünkü mesele konser yapmak ya da yapmamak değildi; mesele bir milletin ortak acısına gösterilen saygıydı.
Bu yıl ise tartışmalar daha farklı bir boyut kazandı. Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin festival sürecinde etkisiz bırakıldığı, önerilerinin dikkate alınmadığı ve organizasyonun karar mekanizmalarından uzak tutulduğu yönünde bilgiler kamuoyuna yansıdı. Bunun üzerine Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, festivalin şehirle yeterince örtüşmediğini belirterek net bir tavır ortaya koydu ve belediyeye ait alanları festivale tahsis etmeme kararı aldı.
Aslında burada sorulması gereken soru oldukça basittir: Bir şehirde düzenlenen ve o şehrin adını taşıyan bir festival, o şehrin belediyesiyle, sivil toplum örgütleri, sanatçıları ve halkıyla ortak hareket etmeye ihtiyaç duymuyorsa bu kimin festivalidir?
Daha da düşündürücü olan nokta ise festivalin kültür kavramını giderek daraltmasıdır. Kültür sahne ışıkları altında birkaç saatlik konserlerden ibaret değildir. Kültür bir şehrin hafızasıdır. Kültür Sümela'dır, Kadırga'dır, horondur, kemençedir, Karadeniz türküleridir, taş binalardır, yerel tiyatrolardır, genç sanatçılardır. Eğer milyonlarca liralık bütçeler ayrılırken bu değerler ikinci plana itiliyor, yerel sanatçılar sadece vitrin süsü olarak görülüyorsa ortada kültür değil, pazarlama faaliyeti vardır.
Bugün Trabzon'da birçok kişi festivalin adına değil, içeriğine itiraz ediyor. Çünkü ortaya çıkan tablo, kültürü yaşatmaya çalışan bir organizasyondan çok, şehir şehir dolaşan standart bir eğlence paketini andırıyor. Ayrıca bu organizasyonlar birilerinin cebini dolduruyor iken kente hiçbir katkısı da olmuyor. Aynı sahneler, aynı isimler, aynı programlar... Şehir değişiyor ama ruh değişmiyor. Oysa kültürün özü farklılıklardır.
Kültür Yolu Festivali'nin en büyük problemi, Trabzon'u anlamaya çalışmaması değil, Trabzon'un kendisini anlamak zorunda olduğunu düşünmesidir. Oysa kültür, halka rağmen değil halkla birlikte üretilir. Bir şehrin hafızasını, hassasiyetlerini ve taleplerini yok sayarak kültürel etki oluşturulamaz.
Sonuç olarak bugün tartışılan şey bir festival değildir. Tartışılan şey, kültürün kim tarafından tanımlanacağıdır. Ankara'daki masalarda hazırlanan tek tip programlar mı, yoksa şehirlerin kendi ruhu mu?
Trabzon cevabını çoktan vermiştir. Bu şehir konsere, kültüre karşı değildir. Bu şehir, kültür adı altında kendi kimliğinin görmezden gelinmesine karşıdır. Çünkü Trabzon için kültür, birkaç günlük kalabalıkların değil, yüzyılların birikiminin adıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: