Trabzonspor camiasında yıllardır değişmeyen bir alışkanlık var.
Kendi değerlerini harcamak. Bu kulübe emek veren, başarı kazandıran, formasını teriyle ıslatan insanlar, en küçük bir tökezlemede acımasız bir yargılamanın ve itibarsızlaştırma kampanyasının hedefi haline getiriliyor. Ne yazık ki bazı taraftarlar için dün alkışlanan isimler, bugün linç edilmesi gereken kişiler olarak görülüyor.
Oysa büyük kulüpler, sadece yetiştirdikleri futbolcularla değil, sahip çıktıkları değerlerle de büyürler. Trabzonspor ise zaman zaman bunun tam tersini yapıyor. Kulübe yıllarca hizmet etmiş futbolcular, teknik adamlar ve yöneticiler, bir hata yaptıklarında ya da beklentileri karşılayamadıklarında adeta kamuoyunun önüne atılıyor. Sanki bütün başarısızlıkların tek sorumlusu onlarmış gibi bir algı oluşturuluyor.
Abdullah Avcı döneminde yaşananlar bunun en somut örneklerinden biridir. Bir dönem şampiyonluk yaşayan, Avrupa kupalarında mücadele eden takımın teknik direktörü, işler kötü gitmeye başladığında ağır eleştirilerin hedefi haline getirildi. Aynı durum geçmişte birçok futbolcu için de yaşandı. Dün omuzlarda taşınanlar, bugün sosyal medya mahkemelerinde yargılanıyor.
Daha da ilginci, gönderilen oyuncuların ardından çoğu zaman pişmanlık yaşanıyor. Çünkü öfke geçiyor, gerçekler ortaya çıkıyor. Ancak o sırada kaybedilen sadece bir futbolcu ya da teknik adam olmuyor; kulübün itibarı, aidiyet duygusu ve kurumsal hafızası da zarar görüyor.
Eleştiri elbette olacaktır. Futbolun doğasında bu vardır. Ancak eleştiri ile linç arasında çok büyük bir fark bulunur. Eleştiri çözüm üretir, linç ise sadece yıkar. Eleştiri kulübü ileri taşır, linç kültürü ise kulübün kendi ayağına kurşun sıkmasına neden olur.
Trabzonspor'un artık bu alışkanlıktan vazgeçmesi gerekiyor. Çünkü bir kulübün büyüklüğü sadece kazandığı kupalarla ölçülmez. Zor zamanlarda kendi değerlerine sahip çıkabilmesi, emeğe saygı gösterebilmesi ve vefa duygusunu koruyabilmesi de büyüklüğün bir göstergesidir.
Bugün Trabzonspor'un en büyük sorunu rakipleri değil, zaman zaman kendi insanlarını değersizleştiren bu anlayıştır. Çünkü hiçbir kulüp, kendi değerlerini tüketerek büyüyemez. Sürekli kendi evlatlarını yiyen bir düzenin sonunda geriye ne başarı kalır ne de aidiyet duygusu. Trabzonspor'un ihtiyacı öfke değil sağduyu, linç değil vefa kültürüdür.
Trabzonspor’da yıllarca futbol oynayan ve zorla takımdan gönderilen sırf Fenerbahçe’ye imza attığı için ‘hain’ ilan edilen Ogün Temizkanoğlu, geçtiğimiz günlerde davet edildiği bir etkinlikte Fenerbahçe formasını üzerine giydiği için haksız yere sosyal medyada linç ediliyor!
Oysa yıllarca şanlı Bordo-Mavili formayı büyük bir gururla terleten, sahada terinin son damlasına kadar savaşan, formanın hakkını veren Ogün Temizkanoğlu’nun Trabzonsporluluğu sorgulanamaz. Ulusal kanallarda Trabzonspor’un hakkını en çok savunanların başında gelir.
Artık herkesin silkelenip kendisine gelmesi şart, kendi öz evlatlarına, değerlerine sahip çıkmak gerek. Bu tür değerler kolay yetişmiyor. Haksız bir linç kampanyası ile bu değerleri küstürürsek, camiadan tek tek uzaklaştırırsak bunun hiçkimseye bir faydası olmaz.
Yorumlar
Kalan Karakter: