Düştüğümüz yerden kalkacaksak her şeyden önce bu, müspet bilimler (fizik, kimya, biyoloji, matematik…) yoluyla olacaktır. Evvela onu teslim edelim. Felsefe, mantık, sosyoloji, Türkçe, edebiyat gibi sözel ağırlıklı alanları da yabana atmadan…
Bugünkü derdimiz matematik.
Derler ki:
“Matematik, bir problem çözme sanatıdır.”
Elbette.
Öncelikle özel dersler yoluyla bazı matematikçi dostlarımızın maddi problemlerini çözmeye yarar.
Yine derler ki:
“Matematik, öğrencilere analitik düşünme becerisi kazandırır…”
Eyvallah!..
Ama bu beceri sadece matematikle kazanılmaz. Felsefi, sanatsal, kültürel bin türlü etkinlik de bu amaca hizmet eder.
Üniversite giriş sınavlarında matematiğe bu denli ağırlık vermek ve herkese aynı matematik sorularını sormak saçmalıktır. Eğitsel, bilimsel, adil ve işlevsel değildir.
Ticaret lisesinde okurken, logaritma filan anlatan aksi mi aksi öğretmenimize, o melun “Hocam, bu konular ne işimize yarayacak?” sorusunu sorma cesaretini göstermiştim.
“Ula, el âlem uzaya gidiyor, senin sorduğun soruya bak!..” demişti.
Dilimin ucuna gelip de söyleyemediğim cümleyi hâlâ hatırlarım:
“El âlem uzaya gidiyor, evet, ama ticaret lisesinden değil…”
Sadede gelelim:
Bir. Matematik hangi alan için ne kadar gerekiyorsa o kadar verilsin ve sınavlarda o ölçüde sorulsun.
İki. Sen matematiği herkes için eşit derece zorunlu tuttun diye herkesin sayısal yeteneği ve analitik düşünme becerisi gelişmiyor. Çünkü çocukların %90’ı formül ve soru kalıbı ezberleyerek üç beş soru yapmaya çabalıyor. Bunu da diğer derslere ve kendilerine ayırmaları gereken zamandan kısarak yapıyorlar.
Üç. Edebiyat, hukuk, psikoloji, PDR; tıp, fizik, biyoloji, mühendislik okuyacak olan herkesin aynı derecede matematik bilmesi gerekli ve mümkün değildir.
Dört. Gözü olanın gözü bozulsun. Bir arkadaş demişti ki: “Hocam, inanır mısın, paraları koyacak yer bulamıyoruz…” Büyük paraların döndüğü bu özel ders piyasası kimseyi rahatsız etmiyor mu? Yoksa vergilendirilmemiş kazanç da az buçuk kutsal mıdır?
Beş. Ey, benim, yemeyip yediren, giymeyip giydiren fedakâr velilerim! Her ay özel derslerine 1.500 - 2.000 lira ödemek zorunda kaldığınız bu kutsal ders ve vahim tablo için söyleyecek bir sözünüz yok mudur?..
Mustafa Reşat Sümerkan Hoca’mızın “Temel Aga’nın Mektupları” kitabından bir alıntıyla sözümüzü bitirelim:
“Uşak daha incir ağacindan duti ayiramay; mezgiti gösteriyrım, hamsi diy; efendim, yumurtanın fabrikada yapılduğuni sanay. Biz gelduk, araba yariştiriyruk (…) Uşacuklarda şarkı yok, türkü yok, oyun yok; dayamiş oğa matamatiği…”
Yorumlar
Kalan Karakter: