Son günlerde gündemi meşgul eden “hakemlerin bahis oynadığı” iddialarını büyük bir dikkatle takip ediyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim: Ben hiçbir hakemin, yönettiği maça bahis oynadığına inanmıyorum. Bu, hem mantık dışı hem de profesyonellikten uzak bir davranış olurdu. Elbette bazı hakemlerin başka maçlara bahis oynamış olması ihtimali göz ardı edilemez. Ancak yönettiği maça bahis oynamak, ahlaksızlıktan öte bir terbiyesizliktir; haksız kazançtır. Unutmayalım, hakemler zaten dünyayı kazanıyorlar. Böyle bir riski göze alacak kadar akılsız olamazlar. Kaldı ki, kendi adlarına hesap açıp banka üzerinden bahis oynamaları da mümkün değil.
Eğer bir bağlantı varsa, bu başka kişiler üzerinden yürütülüyordur. Bu nedenle “hakemler iddiaya bulaştı” gibi söylemler bana pek inandırıcı gelmiyor. Geçmişte de benzer olaylar yaşandı. 2011 yılında Türkiye’de büyük bir şike iddiası patlak verdi, fakat sonuçta kimse gerçek anlamda cezalandırılmadı. Oysa İtalya’da Juventus, yaşanan skandal sonrası dördüncü lige düşürüldü. İskoçya’da Rangers aynı sebeple en alt lige kadar indirildi. Bizde ise olay kapatıldı. İşte fark burada. Türkiye’de bir şeyin üstüne gidilmiyor, genelde “kapatılıyor. ”Şimdi de benzer bir durum var. Hakemlerle ilgili iddialar ortada. Fakat somut bir kanıt bulunabileceğini sanmıyorum. Belki birkaç kişi cezalandırılır, birkaç isim futboldan uzaklaştırılır ama olayın kökü kazınmaz.
Çünkü sistem buna izin vermez. Asıl araştırılması gereken yer başka. Hakemlerden ziyade, bazı kulüplerin ve çevrelerin para aklama yöntemlerine bakılmalı. İkinci ligde, üçüncü ligde kulüp satın alıp bahis trafiğiyle ilgilenenleri ortaya çıkarmak gerekiyor. Geçen yıl bir takımda benzer bir olay yaşanmıştı; kombine biletler bile bu amaçla satılmıştı. Sonuç olarak, bu tartışmaların büyük bir kısmı toz bulutundan ibaret. Hakemler elbette hatalıdır, bazıları ceza alacaktır ama “büyük bir bahis çetesi” ortaya çıkacağını sanmıyorum. Uyuş, birkaç kişinin feda edilmesiyle kapatılacak. Olan yine futbola olacak.
Galatasaray – Trabzonspor karşılaşması. Bu tür maçlarda sadece oyuncuların kalitesi değil, oyun anlayışı da belirleyici olur. Öncelikle Trabzonspor cephesine bakalım. Kaleci Onana, son haftalarda oldukça formda. Savunmada da takım genel olarak dirençli bir görüntü veriyor. Ancak Trabzonspor’un güçlü yanı, savunmadan hücuma hızlı çıkabilmesi. Kendi ceza sahası önünden topu kapıp bir anda rakip kalede tehlike yaratabiliyorlar. Bu yönleriyle her an rakibin dengesini bozabilecek bir takımlar. Gelelim Galatasaray’a…
Galatasaray, baştan aşağı tehlikeli bir takım. Bireysel anlamda öne çıkan çok sayıda oyuncuya sahipler ama asıl farkı yaratan, oyun sistemleri. Rakip alanda kurdukları baskı, savunmadan hücuma geçişteki hızları ve topu rakip yarı sahada tutma ısrarları, onları her maçta tehlikeli hale getiriyor. Zaman zaman Galatasaray’ın kötü oynadığı maçlar da oldu; ancak bu durum onların genel gücünü azaltmaz. Oyunun kontrolünü elinde tutan bir takım olduklarını unutmamak gerekir. Trabzonspor’u “hapsetmek” kolay değildir, ama Galatasaray da öyle kolay kolay teslim olmaz. Bu karşılaşmanın kilit noktası, oyun disiplinine sadık kalmak olacak. Eğer Trabzonspor kendi sahasında topu kaybederse, Galatasaray’ın hızlı hücumları karşısında zor anlar yaşayabilir.
Çünkü Galatasaray, rakibin her hatasını cezalandırabilecek bir yapıya sahip. Sonuç olarak bu maçta belirleyici olan, bireysel performanslardan ziyade oyun anlayışı olacak. Hem Fatih Tekke hem de Okan Buruk, takımlarını bu tür büyük maçlara iyi hazırlayan teknik direktörler. Ancak son sözü, sahadaki denge ve strateji söyleyecek.
Trabzonspor’da geçen sezon başından bu yana en çok tartışılan konulardan biri orta saha performansıydı. Açık konuşmak gerekirse, orta saha hattı uzun süre istenilen seviyeye ulaşamadı. Ancak son haftalarda yaşanan değişimle birlikte takım biraz daha dengeli bir yapıya kavuştu. Geçmiş dönemde orta sahada görev yapan isimler arasında Mendy ve Cham gibi oyuncular vardı. Ancak bu futbolcular, kaybettikleri topların peşinden gitmeyen, temas oyunundan uzak kalan bir yapıya sahipti. Bu da takımın savunmadan hücuma geçişini olumsuz etkiliyordu. Şimdi ise tablo biraz farklı.
,Daha genç, daha dinamik bir orta saha hattı oluştu. Özellikle Oulai oynadığında takımın direnci belirgin şekilde artıyor. Oulai, yetenekli ve oyunu iki yönlü oynayabilen bir futbolcu. Bu tarz oyuncuların varlığı, Trabzonspor’un temposunu yukarı taşıyor. Yine de şunu unutmamak gerekir: Trabzonspor’un da, Galatasaray’ın da, Beşiktaş’ın da, Fenerbahçe’nin de gerçek gücü ancak birbirleriyle oynadıkları maçlarda ortaya çıkar. Alt sıralardaki takımlarla oynanan maçlar, bu takımların seviyesini tam olarak yansıtmaz. Ligde şu anda bazı ekipler gerçekten zayıf bir görüntü sergiliyor. Karagümrük, Kayserispor, Gençlerbirliği gibi takımların aldığı puanlara bakıldığında bu fark net şekilde görülüyor.
Geçen sezon iyi bir performans gösteren Gaziantep FK bile bu yıl beklenen seviyede değil. Şampiyonluk yarışında bana göre ilk sırada Galatasaray, ikinci sırada Trabzonspor ve Fenerbahçe yer alıyor. Beşiktaş ise bu statüden biraz uzaklaştı. Arkadan Samsunspor ve Başakşehir gibi takımlar geliyor. Dolayısıyla Trabzonspor’un asıl sınavı, bu güçlü ekiplerle oynadığı maçlarda belli olacak.Şu ana kadar sergilenen performans olumlu sinyaller veriyor. Eğer bu ivme korunur ve üzerine koyularak devam edilirse, hem takım hem de oyuncular adına çok daha iyi bir tablo ortaya çıkacaktır.