Bazen insan en çok kendi içinde konuşur.
Kalabalıkların ortasında bile…
“Yanlış yapıyorsam doğrusunu gösterin” demek kolaydır aslında. Zor olan, gösterilen doğruyu kabul edebilmektir. Hele ki eleştiri, alkıştan daha yüksek sesle geliyorsa… İşte o zaman insanın içindeki savunma duvarları yükselmeye başlar.
Hoşuma gitmemişti.
Evet, açıkça söyleyeyim: Hoşuma gitmeyen şeyler oldu. Yapılan yorumlar, edilen sözler, belki de niyetini aşan ifadeler… İnsanız sonuçta. Beğeniriz, kızarız, alınırız.
Ama sonra durup düşünmek gerekiyor.
Ben hiç mi hata yapmadım?
Her kararım doğru muydu?
Her cümlem tartılarak mı çıktı ağzımdan?
Eleştiriye “karışmayın” demek kolay.
Ama bazen karışılması gerekir. Çünkü gelişim, rahatsız eden cümlelerin içinde saklıdır. İnsan kendini alkışlayanlarla değil, eksiklerini söyleyenlerle büyütür.
Öz eleştiri dediğimiz şey, insanın aynaya bakıp kendine dürüst olmasıdır.
Kimse görmezken, kimse duymuyorken…
“Burada yanlış yaptın” diyebilmektir kendine.
Belki üslubum sertti.
Belki sabrım kısaydı.
Belki de anlatmak istediğimle anlaşılan arasında mesafe vardı.
Bunları kabul etmek zayıflık değil, bilakis güçtür.
Şunu da unutmamak lazım:
Her eleştiri doğru değildir. Ama her eleştiride düşünmeye değer bir pay olabilir. O payı ayıklamak, olgunluğun işidir.
Bugün kendime şunu söylüyorum:
Eğer yanlış yapıyorsam, düzeltirim.
Ama doğru bildiğim yolda da sırf biri istemiyor diye geri adım atmam.
Karışmayın demek yerine,
“Beraber daha iyisini yapalım” diyebilmek gerek.
Çünkü asıl mesele haklı olmak değil;
Doğruya yaklaşabilmek.
Ve doğru, bazen insanın kendi hatasından geçer.
Yorumlar
Kalan Karakter: