Canlar gitti, evler ve işler gitti. Neredeyse şehirler tümden gitti. Kalan, güvensizlik kıskacındaki kalbi kırık milyonlarca yurttaşlarımız, çaresizliklerini, tükenmişliklerini anlatmak istiyorlar.
Ne kadar beklediklerini, neler çektiklerini ve halen çekmekte olduklarını duymayan kulaklar duysun istiyorlar. Sonra belki içlerine kapanacaklar. Bazıları çoktan kapandı bile!
Herkesin herkese her şeyi sorabileceği günlerdeyiz. Herkesin birbirinin ruhuna dokunabileceği günlerde… Deprem salt hayatları ve şehirleri değil, insanı insandan ayıran bariyerleri de yıkmış geçmiş!
Yaşananlar sanki bir başka ülkede gerçekleşiyormuş gibi. En küçük itiraz karşısında, celallenip, en kaba bastırma yöntemlerine yönelenler, “zulüm ile abat olunmayacağını” devranın elbet bir gün tersine döneceğini ve de dönmekte olduğunu görmek istemiyorlar!
Yüzyıllar önce filozof Solon, değiştirmek için mücadele ettiği yasaların kendini ölüme mahkum etmesi karşısında, kaçma önerisinde bulunan öğrencilerine;
“ Yasaları değiştirmek için uğraşırım, ama yok sayamam” deyip baldıran zehrini içmekte bir beis görmemişken.
Günümüzde, başta hukuk devletinin yöneticileri olmak üzere, hukuk sorunlu her kişi ve kurum, Anayasayı hedefleyip, yüksek yargının işine gelmeyen kararlarını yok sayıp arkasına dolanmakta hiçbir beis görmüyor!
Her kritik eşikte sureti haktan görünüp, sinsi sinsi ortalığı bulandıran Bülent Arınç, başarılı “kozmik oda” operasyonu sonrası ayranı kabarmış olacak ki! Şimdi de (yeni bir görevlendirilmeyle) kafayı seçimleri erteletmeye takmış!
Anayasanın 78. Maddesini içeren, “Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir” hükmü, hukukçular tarafından hatırlatınca şöyle buyurmuş;
“Savaş hali dışında seçim ertelenmezmiş. Hakkında ayet-i kerime mi var?”
Arınç haklı. Seçimlerin ertelenmesi hakkında Ayet-i kerime falan yok ama koskoca Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı var. Yüreğin ve kalibren yetiyorsa yok sayarsın!
Kendisi de bir hukukçu olan bu zat, “kutsal ayet” anlamına gelen Arapça “Ayet-i kerime”, ifadesini kullanarak şeri hukuka atıf yapıyor. Oysa Roma hukukundan bu yana yorumda en önemli ilke şudur;
“Anlam açıksa yorum yapılmaz” ya da “ açıklık durumunda yorum yapılmaz”
Yoksa Laik Hukuk Devleti, bir şeriat devleti mi oldu da eski bir başbakan yardımcısı bastırdığı duygularını böylesine işkembe-i kübradan sallayabiliyor?
Bir dönem başkanlığını yaptığı Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasasında laik bir hukuk devleti yazan ülkenin Meclisidir.
Anayasayı çiğneyerek seçimleri iptal etme çağrısında bulunmak bir darbe çağrısıdır. Bir hukukçu olarak Arınç’ın bunu bilmemesi olanaksızdır. Öyleyse niyeti nedir?
Sahi…
Anayasa Mahkemesinin kararları, yürütme organı tarafından saygı ile karşılanıp kabul görmeyecekse eğer, “toplum düzeni” kim ya da kimler tarafından korunup gözetilecektir?
Af denilince- İmar ve Vergi affını,
Eğitim denilince- İmam hatipleri,
İnsan hakları denilince- Cemaatleri,
Toprak denilince betonu ve rantı hatırlayan!
Ama cumhuriyet denilince afakanlar basıp, değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen Anayasanın temel ilkelerine, hamle üzerine hamle düzenlemekten kendilerini alamayan bu çağdışı kafalarla olmayacağı kesin.
Kaldı ki, karşılaşılan sorunları, o sorunları yaratan düşünce düzleminde kalarak çözmek çok da olanaklı değil. Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu aşma şansını da yakalıyorlar.
Yaralarımızı sarmaya çalıştığımız şu günlerde bile suyu bulandıranlara, beraberce ayakta durmayı zorlaştıranlara olabildiğince kulak tıkayarak birbirimizi kollayalım.
Dayanışalım. Birbirimizin ruhuna dokunalım. Yapacak çook işimiz var.
Sevgiyle, dostlukla...
Yorumlar
Kalan Karakter: