Başımıza ne geliyorsa, aklın yerine kurnazlığı ikame eden yöneticiler ve halen kendilerini kentin sahibi sanan, yüksek egolu muhterisler sayesinde geliyor!
Meydanı boş bulan yeminli iz silicileri, daha doğrusu yıkım ekibi! İşlerini asla tesadüfe bırakmıyor, öncelikle köşe başlarını tutup, ardından iş başı yapıyorlar!
Her seçim öncesinin vazgeçilmez “Vizyon” projesi olarak sunulan, çoğu çöp, toprak karışımı “Gülcemal” dolgu alanı daha şimdiden denizin çocuklarını denizden kopartırken. Asırlık “Ganita” peyzaj çalışması denilerek, yıllardır çirkin korkulukların ardına saklanıp, tıpkı toplu taşımayı özendiren “Hafif Raylı Sistem” gibi gözden ırak tutuluyor!
Vakti zamanında, kent trafiğini rahatlatmak amacıyla hazırlanan ama uygulaması on yıllara sarkan ve bu nedenle çözüm niteliğini kaybeden “Tanjant” projesinin taksim ayağına denk düşürülen ucube viyadük yetmezmiş gibi.
Şimdi de farklı bir uygulamayla, mutlak korunması gereken Boztepe doğal sit alanı, çevre ve meslek örgütlerinin itirazlarına rağmen, bağrına kara saplı bir bıçak gibi saplanan tünel marifetiyle katledilmiştir.
Bilimi ve bilimsel öngörüyü tümden reddeden, dolgu alanı ve beton uzmanı yasa tanımazlar eliyle, bu kadim kentin asırlık mahalleleri ve yaşanmışlıkları birer ikişer kent envanterinden düşürülürken;
Pişkince, “Sen Trabzon’sun büyük düşün” diye gaz verenler, sanırım bu kandırmacanın sonsuza değin sürdürülebileceğini öngörüyor olsa gerek!
Nitekim, müjde niyetine açıklanan 2023 yılına ait toplam 454 milyar liralık Yatırım Programından, payına ancak 2 milyar 857 milyon 242 bin lira düşen Trabzon, yatırım mağdurluğunu bir kez daha egale etmiş oluyor!
Nasıl etmesin ki? Her seçim döneminde “Mega proje” diye gündeme taşınan. Hatta yapılmaması durumunda aday olmayacağını açıklayan bir iktidar milletvekilinin beyanına rağmen! “Güney Çevre Yolu” başta olmak üzere;
Demiryolu, Yatırım Adası ve Onkoloji Hastanesi gibi acil ihtiyacı olan projelerin hiçbiri programda yer almayan Trabzon. 81 il arasında, toplam yatırımdan ancak % 0,63 oranında yararlanabilen, sözüm ona büyük düşünenlerin yarattığı tam bir büyük köy statüsüne düşürülmüş sahipsiz bir kent konumundadır.
Kentin dokusundan kopartılan her parçanın, yoksulun sofrasından eksilen her bir dilim ekmeğin ardından, koro halinde “Elhamdülillah” deyip, ardından “nurlu ufuk” vaatleri sizleri yanıltmasın! Şükrettikleri çifte maaşlı koltukları ve her geçen gün katlanan servetlerinden başka bir şeye değildir!
“Sofradan en fazla pay alanlar, bize kanaatkar olmayı öğütlüyor.
Karnını doyuranlar, açlara seslenip gelecek güzel günlerden bahsediyor.
Ülkeyi uçuruma sürükleyenler, sıradan insanlar için ülke idare etmenin zor olduğundan dem vuruyor.”
Biliyorum bu sözler hemen aklınıza tanıdık birini getiriyor olsa da!
Yanıldınız!
Bu sözler onun hiç tanımadığı Bertolt BRECHT’e ait…
Tıpkı büyük Atatürk’ün “Kurtarıcı beklemeyin, yoksa size olan hakkımı yok sayarım” uyarısı benzeri.
“Yazıklar olsun, kendinden başka kurtarıcı bekleyenlere” der bir oyuncu, oyunun bir repliğinde.
Bu sözü söyleten Bertolt Brecht’tir...
Bertolt Brecht kim mi? Oyun yazarı, şair. düşünür, bilge. hak savunucusu Aydın…
Ve siz. Sin külahın gözükmesin diye fetva veren;
“Tarafsız aydınları güzel yurdumun.
Cevap veremeyeceksiniz.
Yiyip bitirecek sizi bir sessizlik kuzgunu!
Yüreğinizi kemirecek zavallılığınız.
Susup kalacaksınız kendi utancınızla.”(*)
Sevgiyle, dostlukla...
(*) Otto.R. CASTILLO
Çeviri; Ülkü TAMER
Yorumlar
Kalan Karakter: