Beton yığınının karanlık çatlağından, dehşet içinde bakan çocuğun gözlerindeki hüzün, çaresizliğin tarifsiz sancısını yansıtır gibiydi!
Büyük felaketin ilk günlerinde yaşanan şok, şu günlerde yerini idrak aşamasına bırakıyor. Can havliyle ortaya konan tepkiler şimdilerde öfkeye, kayıpları anlamlandırmaya, acıyı daha bir hissetmeye doğru yol alıyor. Depremin ardından geçen bir ay içinde böyle bir süreç yaşanacağına dikkat çekiyor uzmanlar…
Gerçek cam kırıkları misali yüreğimizi kanatırken vicdan rahatlatmasına değil, sadece büyük acımızın yasını tutmaya, bilime, akla ve sağduyuya sarılmaya ihtiyacımız var.
Estetize edilmiş duygusal paylaşımların ötesinde, insanları düşünmeye, yaşatılan felaketin arka planını görmeye, acı ile hegemonya arasındaki ilişkiyi irdelemeye yönlendirmek sanırım, “Daha güzel bir dünyanın” mümkün olabileceği noktasında daha bir zihin açıcı olacaktır!
Ve bir soru peki şimdi ne olacak?..
Canı, ciğerparesi ölüme giderken günlerce göçük başında çaresiz bekleyip, acı gerçeğin altında biçare ezilen insanlara “işin aslını” kim ya da kimler anlatacak?
Sözünün bittiği, anlamın hiçleştiği yerdeyiz. Toplu katliama dönüşen bu can kırımını “İhmal” deyip, suçluyu havaalanında yakalanan yüklenici ya da yüklenicilerle somutlaştırmak, ama onay ve denetim makamını görmezden gelmek, sizce ne kadar gerçekçi?
Her mecrada insan canının değersizleştirildiği, hesaplaşmanınsa öbür dünyaya havale edildiği bir cehalet diyarı burası!
Evlatların ebeveynlerini değil, ebeveynlerin evlatlarını gömdüğü, taze kana doymayan vampirlerin sürek avına çıktığı hüzün yoğun bir toprak…
Ve olup bitenleri “kadere” yorup, takdiri ilahi diyen bir fetva makamı!..
Oysa aynı şiddette bir deprem; coğrafyasını tanıyan ve bilimin sunduğu tüm olanakları kullanıp önlemini alan ülkelerin çocuklarını uykudan bile uyandırmazken, Anadolu’nun kara yazgılı çocuklarını betona gömüyor ve sorgulanmıyorsa.
Herhalde bizim payımıza düşen, “takdiri ilahi ile avutmaya çalışan aymaz yöneticilere müstehak görülmekten başka bir şey olmayacaktır!
Cumhuriyet tarihinde kayıtlı en büyük ve en yıkıcı etkiye sahip depremle dokuz saat arayla sarsılan 14 milyon yurttaşımızın etkilendiği bölge. Uzmanlar tarafından “doğrultu atımlı” depremler arasında, sadece ülkemizin değil dünyanın da, üçüncü büyüklükteki depremini işaret ediyor.
Deprem kuşağında bir konuma sahip olmamız ve şimdiye kadar deneyimlediğimiz depremlerin çok ötesinde bir doğal afetle karşı karşıya olmamıza rağmen, Kırılan fay hattından daha çok “ar damarı” patlamış yönetim zafiyetinin oluşturduğu Tsunami, felaketi daha bir katmerleştiriyor!
Yabancı arama kurtarma ekiplerinin, enkazda kalp atışlarını ölçen cihazlar ve termal kameralarla yaptıkları tespitleri, halen seslenerek yerine getirmekte ısrar eden. İnisiyatif kullanmaktan korkan kadrolarla dumura uğratılmış kurumsal refleks! Yaşamsal önemdeki ilk 40 saate kadar sanki felç olmuş gibiydi!
Ancak ilan edilen OHAL’le kendine gelebilen devlet aklı. Bunca misafirhane, sosyal tesis, otel, stok bina dururken, barınma sorununa çözümü, üniversiteleri kapatmakta görüp, gece yarısı yurtlardan çıkmaya zorladığı öğrencilerin, nereye gideceklerini acaba düşündü mü? Zira düşünmek aklın eğitilmesidir.
Ey halk, bütün acılarda el eleyiz ve tüm acıları birlikte yeneceğiz, işte o zaman gün aydın olacak…
Sevgiyle, dostlukla.
Yorumlar
Kalan Karakter: