Kurucusunun kalın puntolarla “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözünün duvarlarına işlendiği mabedin by pas edilip, yargının yürütmenin emrine girdiği ve muhalefete karşı bir silah olarak kullanıldığı…
Hukuksuzluğun devletin bütün organlarında metastaz yaptığı, Anayasanın hiçe sayıldığı, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmadığı bugünkü yönetişim tarzı karşısında bu ülkenin havasını solumuş, suyunu içmiş her bir ferdinin, özellikle de “eski-yeni” üst düzey yöneticilerinin suskunluğunu bir tarafa itip itirazını dillendirme sorumluluğu vardır.
Toplum enflasyonun cehennem sıcağında inim inim inleyip kavruluyorken, yok öyle sırça köşklerin serin sundurmalarına sığınıp suspus olmak! Borcunuz var bu memlekete. Bu ceberut rejimde siyasi eleştiri yapmama lüksünü daha nereye kadar sürdüreceksiniz?
Anayasal bir devlet yapısında; “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyebilen at hırsızlarına yer yoktur. Anayasa mahkemesinin verdiği herhangi bir “hak ihlali kararı” sonrasında derece mahkemelerinin verdiği bir hükmün varlığından söz etmek mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararından sonra kararın hüküm fıkrasında belirtildiği şekliyle ihlale yol açan kararın ortadan kaldırılması anayasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesince anayasayı ihlal ettiği tespit edilen bir yargısal kararı mahkemeler dahil hiçbir kamu otoritesi esas alamaz ve anayasaya aykırılığı sabit olan karara hukuken geçerlilik tanınamaz.
Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı yol gösterici veya tavsiye niteliğinde olmayıp bağlayıcı ve gereğinin yapılması konusunda otoritelere takdir hakkı bırakmayan kararlardır. Bu kapsamda derece mahkemelerinin takdir yetkisi bulunmamaktadır. Sadece mahkemeler değil diğer kamu otoriteleri de ihlal kararının gereğini yerine getirmek, ihlali gidermek ve ihlalin sürmesini önlemekle yükümlüdürler. Bu bağlamda yasama organının da ihlal giderim sürecinin bir parçası olduğu kuşkusuz olup, karar yasama organını da bağlayıcı niteliktedir.
Ama gelin görün ki, hak ihlal kararının gereğini yerine getirmek, ihlali gidermek ve ihlalin sürmesini önlemekle yükümlü olanların suskunluk şalına büründüğü bir ortamda, kocaman yürekli bir başkanvekili ve bir katip üyenin Yasama Meclisini bu utançtan kurtarma girişiminin alkışlarla değil de, ne yazık ki cezayla ödüllendirilmesini isteyenlerin ülkesi oldu Türkiye’m!
“ Kıran vurdu memleketi
Zalimler hakan olmuştur
Yedikleri yoksul eti
İçtikleri kan olmuştur.
Kula kulluk etmeyenin
Vicdanını satmayanın
Haram lokma yutmayanın
Mekanı zindan olmuştur.
Yalan dolan yazıp çizen
Kudretliye övgü düzen
Dün dinsizim diye gezen
Bugün Müslüman olmuştur.
Emeksiz zengin olanın
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur.
Haramisi soyguncusu
Uğursuzu, vurguncusu
Cellat ruhlusu, soysuzu
Bakan, sadrazam olmuştur.
Korkan varsa konuşmaya
Anlam yükleyip susmaya
Gerek kalmadı kokmaya
Çünkü KORKULAN olmuştur…(Yunus Gibi) -Ataol Behramoğlu
Kimse sanmasın ki sonsuza değin sürer bu devran. Sürmeyecek asla. Bir gün mutlaka Demokratik, Laik, Sosyal Hukuk Devleti, devrimci özünü koruyan evlatları eliyle YENİDEN kurulur… ve bugünlerden geriye bir yarına gidenler, bir de yarın için direnenler kalır.
Sevgiyle, dostlukla…