Toplumsallığın her düzeyinde yaygınlaşıp, yerleşik hale gelen ihbarcılık, kurumların özellikle de siyaset kurumunun çöküşünü hızlandırma özelliğiyle cağımızın vebası olarak öne çıkıyor.
Bu bağlamda ikiyüzlülüğün sığınağında sinsice bekleyen ihbarcılık, özellikle totaliter rejimlerin halkın gündelik hayatını bütünüyle kontrol edebilmek için kullandığı en elverişli aparatlardan biri! Aynı evde yaşayanların bile birbirlerini ihbar ederek makbul vatandaşlara dönüştüğü rejimler bunlar. Her şeyin hepimizin gözünün önünde olacağı bir toplum ve herkesin herkesi bildiği, özel hayat diye bir mevhumun olmadığı bir toplumsallık.
Sonuçta her üyesini bir diğerinin polisine dönüştüğü, travma yoğun kriminal bir süreç. Hobbes’un değişiyle “insanın, insanın kurdu “ olduğu bir düzendir bu.. Bu düzende “mahrem” diye bir şey olmadığından; özel hayatın sınırları, kamusallık içinde silinir gider. Muhbir vatandaşa gelince; belki belli bir süre yöneticilerin himmetinden yararlanır ama o artık korkunun, güvensizliğin esiri olmuştur!
Özellikle son süreçte Fetö kumpasları nedeniyle ziyadesiyle tanıyıp deneyimlediğimiz ihbarcılık. Onca olumsuzluğuna karşın ne yazık ki Türkiye’de artık farklı adlandırmalarla alenen savunulur haldedir.
Aile birliğinden milli birlik ve beraberliğe, oradan da devletin bekasına uzanan geniş bir yelpazede “koruma-kollama” bahanesi altında ihbara ve ihbarcıya meşruiyet alanı açmakta hiçbir engel tanımadan eylemini sürdürüyor. Politik görüşünü, etnik kökenini, verdiği notu, derste anlattıklarını, okuttuğu kitabı sevmediği öğretmenini ihbar ederek onu işinden edebileceğini bilen öğrenciler yetiştiriyor bu sistem. İlkokuldan-Üniversiteye, eğitimi değil de macerayı önceleyen, ya da dersin okuma listesini beğenmeyen; dersi yeterince milliyetçi, hocasını yeterince hükümet yanlısı bulmayan, derslerde Evrim Kuramı’ndan bahsedilmesine tahammül edemeyen öğrencinin elinde anında başvurabileceği CİMER gibi bir araç var artık.
Hal böyle olunca; hıncın, nefretin, mağduriyetler üzerinden, mazlumluk kisvesi altında kışkırtıldığı politik-kültürel ortam, ihbarı meşrulaştırırken iktidarın sürekliliği için elverişli bir alan açmış oluyor. Örneğin; demokratikleşme meselesini, özgürlükleri tartışırken, politika ile şiddet arasındaki ilişkiden bahsederken mesela, terörü savunmakla suçlanmak içten bile değildir bu topraklarda. Her önüne geleni (özellikle siyasi karşıtlarını) “düşman” olarak yaftalayıp “düşman hukuku” uygulayan, bazılarını makbul vatandaş olarak gören, bütün makbul vatandaşları da kendilerinden olmayanları (özellikle CHP’lileri) ihbar etmeye özendiren bir iktidarın varlığında tersi de pek olanaklı görünmüyor zaten.
Ardında koskoca devleti varsaydığı sürece daha bir pervasızlaşan muhbirler çoğullaştıkça, ihbarcılık tüm toplumu kuşatıyor; aslında muhbirimiz yabancımız değil, kendimiz kadar yakın. Onu çok iyi tanıyoruz aslında!.. Ondan korktukça suskunlaşıyoruz. Kurumların korunması, devletin bekası gibi gerekçeler, ihbar edeni meşru kıldıkça muhalefet etme alanımız daralıyor.
Toplumu içten içe çürüten muhbirliğin makbul hale gelmesine direnirken, aynı zamanda toplum nezdinde gizli tanıklığa oradan da etkin pişmanlığa evrilen tanımlamalar konusundaki bilgi kirliliğine açıklık getirmek, kanımca bir büyük zorunluluk. “Gizli tanık” Suç konusu olay hakkında görgü ve bilgisine başvurulan, ancak güvenliği nedeniyle kimliği saklı tutulan kimsedir. (CMK md.58-5726 SK. Md.3)’ye göre; Ceza muhakemesinde dinlenen tanığın kim olduğunun sanık tarafından öğrenilmesi, tanık ve yakınları acısından “ağır ve ciddi bir tehlike” teşkil ediyorsa; tanığın ancak o koşullarda, gizli tanık olarak dinlenebileceğini öngörülüyor. Ancak bu duruma başvurabilmek için mahkemece görülen dava konusu suçun örgüt faaliyetlerinde işlenen bir suç olması gerekir. Yani her davada gizli tanıklığa başvurulması mümkün değildir.
Diğer yandan, gizli tanık beyanı tek başına mahkumiyet kararı verilmesine yeterli değildir. Yargıtay ve AİHM içtihatlarına göre; gizli tanık tarafından deklere edilen bu tür beyanlar ancak diğer somut ve objektif delillerle desteklenmesi halinde hükme esas alınabilir. “Etkin pişmanlık” ise; Bir suçun işlenmesinden sonra failin, her hangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlar bütünü olarak tanımlanır.
Bu yazı… Dubai ya da adalar arasında olmasa da, Ekonomi ve Hukuk kuramları arasında gezinti yapmamıza vesile olan yangazlara ithaf edilmiştir.
Sevgiyle, dostlukla.