Tarihsel süreç içerisinde hiçbir devlet yapılanması, topraklarının yabancılar tarafından satın alınmasına, yasal ölçütler dışında asla izin vermemiştir.
Geörge Jellinec’in tanımıyla; Devlet’in asli unsuru olan “Toprak, İnsan ve Egemenlik kavramları, birbirleri ile olan ilişkilerinde aynı hassasiyet ile irdelenmelidir.
Ülke (toprak) olmadan devlet olmaz. Bu biçimiyle toprak, devlet otoritesinin geçerli olacağı alanı belirler. Devlet sahip olduğu kurucu unsur niteliğiyle ülkede yerleşik olan ve devletin diğer asli-maddi unsurunu oluşturan insan topluluğunun güvenliğini ve devamlılığını koruyup gözetmekle ödevlidir.
Toprak edinimine ilişkin insan haklarına saygılı, ölçülü, adil bir sınırlama devlet için bir meşru korunma önlemi niteliğindedir. Dolayısı ile uğruna savaşılan ve aynı zamanda etkin bir üretim aracı olan toprak, bu niteliği ile devletler için yaşamsal önem taşır.. Bu önem nedeniyledir ki; yabancıların taşınmaz mal edinimindeki sınırlamaların boyut ve oranı, gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelere oranla çok daha dikkat çekicidir.
Konuyu Türkiye bağlamında değerlendirdiğimizde; Her ne kadar döviz baskılı olsa da Ülkedeki yüksek enflasyon nedeniyle, Türk lirasının döviz karşısında değer kaybetmesi, taşınır, taşınmaz tüm varlıklarımızın kelepir niyetine kapatılmasına neden olmaktadır!
Örneğin, sadece 20002-2022 yılları arasında yabancılara toplam 138 milyon metrekare gayrimenkul satışı gerçekleşmiş. Başta Rusya, İran ve Irak uyruklular olmak üzere, yabancılara; 2021 yılında 68 bin 168, 2022 yılında ise tam 75 bin 185 konut satılmıştır. Böylece son iki yılda 473 bin yurttaşımızın yaşayabileceği konut, yabancı uyruklu şahıslara devredilmiş oldu.
Bu durum gayrimenkul stoku noktasında irdelendiğinde ise, karşımıza çok acı bir tablo çıkar. Zira mülk alıcısının alım gücü, ülkesinin ortalama fert başına geliri ile belirlendiğinden, gelirinin Türkiye’dekinden birkaç misli fazla olması yabancı uyruklu sahısları, Türkiye koşullarında güçlü bir alıcı konumuna taşımaktadır.
Sonuçta, varsılın, para gücüyle yoksulu öz vatanından kovması, Filistinlilerin yaşadığı ibretlik trajedi örneğinde olduğu gibi, yoksulun payına düşen ötelenmiş yapay vatandaşlık konumundan öteye varmıyor!
Yabancılara mülk satışı, satan kişiyi geçici olarak zengin eder, ama ülkeye sadece bir miktar döviz girdisi sağlar. Ülkeye giren bu para istihdam yaratmayacağı gibi, ne ihracata katkı yapar, ne de üretim kapasitesini yükseltir.
Türkiye’de yabancıların taşınmaz edinimi konusunda en kapsamlı değişiklik 2012 yılında 6302 sayılı kanun ile yapılmıştır. Bu değişiklik ile edinimde mihenk taşı işlevi gören “karşılıklılık” ilkesi (Anayasa mahkemesinin aynı konuda daha önce verdiği bozma kararına rağmen) kaldırılmış, Hangi ülke vatandaşlarının Türkiye’de taşınmaz edinebileceğini belirleme yetkisi Bakanlar Kuruluna Bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesine göre, “Ülkede yabancının arazi ve emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunu gibi değerlendirilemez. Toprak devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru, egemenlik ve bağımsızlık simgesidir…” Kısa erimli ticari kaygılar uğruna ulusal güvenlik asla riske edilemez.
Milletin harim-i ismetine saldırı niteliğindeki! Bu esnetilip, cazip hale getirilen toprak satışının karar vericiler Umarım fazla geç olmadan oynadıkları tehlikeli oyunun farkındalığıyla kendilerine çeki düzen verirler!
Zira yabancıların mülk edinimi sonucu; vatan toprakları üzerindeki mülkiyet, el değiştirip yabancılaşır. Ve böylece ülkenin tümünde ya da bazı bölgelerinde demografik yapı onarılmaz yaralar alır.
Ulusların oluşumunda ya da geçmişe yönelik hak iddialarında, nüfus birikimi ve yoğunluğu fevkalade önemlidir. Devlet olmayan ve devlet kurmak isteyen topluluk ve gruplar, bir biçimiyle girip, kümelendikleri yerlerde hızlı nüfus artışı politikası güderek, fiili durum yaratırlar.
Nitekim secim endeksli süreçlerin gölgesinde gerçekleşen! yabancı uyruklulara gayrimenkul satış politikası, 6 milyona ulaşan göçmen-sığınmacıyla Türkiye’nin yakıcı gündemini oluşturmaktadır diye düşünüyorum.
Sevgiyle, dostlukla…
Yorumlar
Kalan Karakter: