Öyle böyle değil, bu ülkede insanlar korkuyor.
Evet korkuyor.
Hem de yasa dışı bir şey yapmadan, suç sayılabilecek bir şeyleri akıllarının ucuna dahi getirmeden.
Bu korku; suçlunun, çalanın, öldürenin, kötülük edenin, şu ya da bu şekilde bir olumsuzluğa karışıp ardından vicdan azabı çekenin korkusu değil.
Karanlıktan, yükseklikten, hastalıktan, son süreçte nükseden parasızlıktan, işsizlikten, yoksulluktan korkmak gibi bir korku da değil.
Bir başka tür korku bu.
Suçsuzların korkusu!..
Katiller ve her türden erketeci taifesi “orta yerde fink atarken, masumlar korkuyor bu ülkede suçlu bulunmaktan.
Telefonda iki çift söz etmekten; dolmuşta, toplu taşım aracında şuradan buradan laflamaktan, bir yabancı ile sohbete girişmekten; okumaktan, tartışmaktan, kütüphanesindeki kitaptan; evinde, işyerinde dinleme cihazı bulmaktan, hatta sokakta kameraların kapsama alanına girip izlenmekten. Kısacası; işlemedikleri suçları işler bilinmekten ve bu yüzden başının belaya girmesinden bal gibi korkuyorlar.
Ancak sıkıntı yok. Yeter ki anlı şanlı, çakarlı, dolgun maaşlı vekillerimiz “siyasi olmamak” koşuluyla her türden “trafik sucundan” muaf tutulmuş olsunlar!
Varsın, uygulamada karşılığı bulunmayan, ama Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un diline pelesenk edip, elini değdirmediği Anayasanın 138. Maddesi; “Hiçbir organ, makam, mevki veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde dahi bulunamaz…” diye ilgilileri uyarsın. Yurttaşlarımız yine de kendi yaşam deneyimlerinden kaynaklı müthiş korkuyorlar.
Nasıl korkmasınlar? Bakanın bu açıklamasından çok değil dakikalar sonra, tıpkı diğer muhaliflere yapıldığı gibi; Türkiye’nin üretim, yatırım ve ihracatının % 80’ini karşılayan ve patronlar Kulübü olarak anılan ”TÜSİAD” ın, Genel Kurulunda, ekonomi ve güncel politikalar konusunda durum değerlendirmesi yapan “TÜSİAD” Yüksek İstişare Konseyi başkanı Ömer Aras ve Yönetim Kurulu başkanı Orhan Turan hakkında da jet hızıyla soruşturma açılıp, mevcutlu olarak adliyeye sevk edilmeleri … Korkutmadan öte ürkütüyor insanları!..
Daha dün; 78’li yıllardan beri tanışıklığımız olan, uzun zamandır görmediğim, yaş haddinden emekli akademisyen bir arkadaşımla buluşup, kırk yılı aşkın dostluğumuza, bir kırk daha ekleyelim deyip birer kahve içmeye karar verdik. Sohbetin bir yerinde arkadaşım; Gazete bayilerinde satışı yapılan bir “kültür-sanat” dergisinin, geçmiş bir sayısını edinmek istediğini, bu konuda yardımcı olmamı rica etti.
Önce ironi yapıyor sanıp, gülümseyerek “Edinebileceğimi” kaldı ki, kendisi içinde bunun zor olmadığını hatırlattığımda. Biraz mahcup ”satın alanları tespit ediyorlarmış da Sinan bey” açıklamasının ardından, sanki başımdan aşağıya kaynak sular döküldü. Vay benim insanım, meğer onca yıl sakınacak ne de çok şey biriktirmiş, korkunun dağları beklediği bu iklimde!
Daha vahimi. Salt korkudan değil, korkunun varlığını dahi dile getirmekten müthiş korkuluyor.
Görevleri (Sandık Kapma Oyunu) değil de, bu korku iklimini dağıtıp, yurttaşın yanı başında saf tutmak olan çokbilmişler, sanki bilmiyorlar mı, “suçsuzların korkusunun” hangi çıkmaz sokaklara kapı aralayabileceğini?
Bilmiyor iseler ne gam!
Sevgiyle, dostlukla.